
Fırtınalı yaşamların dingin limanlarını hiç görmemiştik. Dağlarımızın boynu büküktü, acılar sinmişti dallarımıza. Kan akardı hırçın Munzur, gözyaşı dökmeksizin. Her rüzgarda süngülenen bebelerin çığlıkları sarardı İxsor’u. Ağıtlar yankılanırdı Laç deresinde. Ağaç dallarına katılmış al yazmalar düşerdi gece düşlerine.
Doğduğumuzda kaderiniz alnımız yerine mezar taşlarına yazılmıştı. Kendi bahçemizin öksüz, lal çocukları gibiydik. Baş eğmez, geçit vermez vadilerin üzerine düşmüştü dağ laleleri. Pepuk kuşları hatırlatırdı uğursuzlukları. Baykuşlar gündüze dönmüş, lanetlenmişti yaşam, kutsallarımızın koynunda.
Zordu kutsalların gönlünde laneti yaşamak. Her adımda Seyit Rızo’nun gözleri düşerdi yüreğimize, Sahan ağa eserdi dağlardan, Cimşit Ağa, Resik Hüseyin yansırdı Munzur’dan. Çiçekler Zarife kokar, Alişer yayılırdı zozanlardan. Mazlum Doğan ekilirdi Sara’nın gülüşlerine.
Bir yaşanan Dersim vardı, bir de yaşatılan. En güzel düşlerimizi kirlettiler, en güzel yarınlarımıza kelepçe vurdular, tank namlusunda, postalında ezdiler filizlenen yüreklerimizi. Arınmak gerekiyordu. İkrar verip yola, yeniden tohumlamak gülüşleri, en temizinden dua vermek kefensizlere boynumuza asılı borcumuzdu.
Zordu yaşamak Dersim’de. An’da dünü bulmak, bulduğunda geleceğe köprüler atabilmek gerekiyordu lanetten çemberi kırmak için. Bundandır gerekir insanda dağ gibi yürek, yüreği koyup ortaya, yüreğe yürek giydirerek yürünmeliydi yol. Yola dağ gibi yürek gerek, yola ikrar gerek, en önemlisi de yolda sevdalı bir gülüş gerek.
Böyle büyürdü dağlarda şahanlar. Zor anlarda, zor kararlarda kâmil olunurdu, cellatlar diyarında. Yezit’in fermanına karşı Hüseyni bir sevdaya düşülürdü. En uzakta güneşin koynunda yanan ışığa yürüdükçe büyürdü en güzel aşklar. Ve en güzel aşklar dağ serinliğinde yayılırdı zozanlardan, kızıl yüreklere.
Bu topraklar sihirdir, sihri bedenindedir. Ölümden yaşamın dirilttiği dağlarda sevda tohumlarının ekildi. Kutsalımızdı, Dersim. İkrarımız vardı taşına, böceğine. Sözümüz vardı maviliklerine. Özgürlük ekecektik zulmün kalesine. Dağ kokulu çocukların, dağda büyüttükleri sevda tohumları ile.
Sözün üzerine söz düşmezdi, ikrar verilenden dönülmezdi; Dersim’de nihayetlenecekse lanetli yaşam. Yolda gelecek ölüm, başımız üstüneydi. Özgürlük koktukça dağlarımız, kızıl aktıkça Munzur’umuz, ikrarımız vardı. Yürüyecektik ölüme de tilili çekerken.
Ondandır sevdamızın büyüklüğü, ondandır adanmışlığın türküsünün rüzgârla taşınması, dağların, taşların türkü söylemesi. En güzel yarınlara kurmuştuk saatlerimiz. Akrep’in yelkovanı kovaladığı gibi peşinden gidecektik özgürlüğün. Ucunda en kahpece ölümler olsa da, ikrarımızdan dönmeyecek, yola söz yettirmeyecektik.
Gülen gözlerle taşıdık umudu. Her nefeste Dersim olduk, her ağaçta dal olduk, her dereden su aldık ve okyanus olduk, Buyer Baba’nın eteğinde. Neyleydiysek inandık da eyledik. Ucunda var olan sehpalara inat, Pirimiz gibi yürüdük ihanetin üstüne, Doğan olduk karanlıklarda.
Düşünmedik hiç pusularda ölüm kahpeliğini. Yüreğimizde Dersimle ışık olduk, yürüdük Ana Fatma’nın sıcak bağrında. En zorlu akşamların aydınlığı olduk. Dara düşenin dostu, zorda olanın yareni olduk. Sırça köşklerde yanan korku isli zalimlerin rüyalarında sorduk kefensizlerin hesabını.
Dağlardı sevdamız, esintisinde büyüttük aşklarımızı. Umutla büyütürken yarınları, kahpe pusulara düştük. Gülüşümüzde vurulduk, yanan ateşte kavrulurken bedenimiz. Düştük kara toprağın bağrına, kefensizlerimizle bir olduk.
Ateş toplarında nihayetlenirken yaşam, mutluyduk. Zira sözü yerde bırakmadık ikrardan dönmedik, hak yolunda kutsalımıza düştük. Yarım kalan sevdalarımız zafer ile taç yapıp takıldığında anaların öpülesi alınlarına, biz de olacağız görülen düşte, gülen gözde.
Gülüşlerimizle yürüdük Güneş’e. Hiç korkmadık ölümlerden. Ölümden yarattık yeniden yaşamı, ölümde büyüttük sevdamızı. Şimdi mevsim sonbahar. Hüzünlerin hazan mevsimi. Maviliklerden bir yıldız düşerken gönlümüze, gözbebeklerimizde büyüyorken Munzur, Düzgün Baba gibi dik yürüyoruz Güneş’e.
Güneş gülüşlü Dersim düşse de toprağa, biliyoruz yaşayacak en güzel kavgamızda, ikrarla büyüttüğümüz sevdamızda. Şimdi mevsim sonbahar. Bir kere daha vurulduk en güzel gülüşümüzde. Ateşlerde kavrulan bedenimiz, yok olmayan gülüşümüzle gömüldük Dersim’in yüreğine.
Ve şimdi Baranlarla ıslansa da acılarımız, kederinden iki damla gözyaşı Munzur olsa da yüreğimizde, ağlamayacağız. Sözümüz var Güneş gülüşlü, dağ kokulu çocuklara. Ve biliyoruz ki, baranlarla yeşerecek Dersim…
*Kırıklar 2 nolu F Tipi Cezaevi