İsviçre Gündemi

İsviçre'de Amed (Diyarbakır) Büyükşehir Belediye Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı'nın tutuklanmasına tepkiler hiç abartısız çığ gibi büyüyor. Elbette konu daha önce tutuklanan belediye eşbaşkanlarının daha önemsiz görüldüğü anlamına gelmiyor. Tepkilerin artması Türk devletinin bu kadar ileri gidebileceğini kestirememek ve konunun Diyarbakır gibi bir Büyükşehir Belediyesi’ne uzanamayacağını tahmin etmemekten kaynaklanıyor. Durum İsviçreli ve Avrupalılar için böyleyken, Kürtler açısından da çok farklı değil. Bizler de ilk belediye eşbaşkanları tutuklandığında gerekli tepkiyi koyamadığımız, Avrupa-İsviçre kamuoyu ve siyasi çevreleri harekete geçiremediğimiz için şimdi bu paradoksla yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Evet tepkiler var ama daha da büyümeli, sonuç alınıncaya kadar sürmeli. Tabi önemli dersler de çıkarılmalı deyip, İsviçre'deki tepkilere yer vermek istiyorum.


Kışanak: Döndüğümüzde

tutuklanabiliriz

Gözaltına alınmalarından bir kaç hafta önce Zürih ile Amed Kardeşlik Köprüsu ilan edildi. Kışanak ve Anlı Zürih’te siyasi, belediye ve basın temsilcileriyle görüştü. Bu görüşmelerde Kürtlere karşı yürütülen topyekün savaşa, seçilmişlere yönelik kayyum atamalarına dikkat çekildi. Her iki Eşbaşkan da altını çizerek, "sıra bize de her an gelebilir. Belki de Amed'e döndüğümüzde gözaltına alınabiliriz" mesajları vererek ayrıldılar. Bu demeçler İsviçre basınında da yer aldı. 

İsviçre'de tepkilerin giderek büyümesinde bu ziyaretin de önemli etkisi var. BM İnsan Hakları Konseyi belki de ilk defa kamuoyuna yönelik açıklamasında Kışanak ve Anlı’nın tutuklanmasını kınadı, olağanüstü hal durumlarında bile uluslararası yasalar ve hukukun üstünlüğünü hatırlattı. 

İsviçreli siyasi parti merkezleri de 15 Temmuz darbe girişiminin yeni bir darbeye ve tek kişinin diktasına dönüştürüldüğüne dikkat çekerek, özellikle Kürtlere karşı topyekün bir savaş ilan edildiğini vurguladılar. 

İsviçre'nin en büyük sendikası UNİA Genel Kongresi de gözaltıları kınadı. Kongrede "Kürt kent ve köylerinin yakılıp yıkılmasından sonra seçilmiş Kürt politikacıları tutuklanmaktadır. Politikacılar derhal serbest bırakılmalı, Türkiye kınanmalı ve dayanışma arttırılmalı" mesajı verilmesi önemliydi.  Sosyalist Parti Genel Merkezi de basın açıklaması yaparak gözaltıları kınadı. İsviçre hükümetini, BM, AB, AGİT vb kurumları harekete geçmeye çağırdı. 

İsviçreli sivil örgütler Kürtlerin eylemlerinde çoğalmaya başlayarak, eylemsel birliktenliklerine yeni bir biçim kazandırdılar. Basel'de seçilmiş Kürt milletvekillerini de unutmamak gerekir, seçildiklerinin ertesi günü harekete geçtiler ve bir kez daha İsviçre siyasetinde Kürt ve yabancıların temsilinin ne kadar önemli olduğunu hatırlattılar. 

Elbette, hafta içi ya da sonu farketmeksizin sürekli eylemlerde bulunan Kürt yurtseverleri ve dostları da gündemin sıcak kalmasına büyük destek veriyorlar. Şimde her alanda yükselen tepkileri somut adımlara dönüştürme zamanı. Devletlerin bir yandan çıkar ilişkilerini sürdürürken bir yandan da "nabza göre şeker verme" politikalarını deşifre etmenin zamanı. DAİŞ'e karşı Kürtleri öven sistemlerin, Türkiye'nin kirli Kürt politikalarına cesaret verme ikiyüzlülüğü temel gündemimiz olmalıdır. Eylemler ve etkinlikler "salt yapmanın" ötesine geçmeli, hedefi ve kazanımları hesaplanarak planlanmalıdır. 

Türkiye belki de ilk defa Erdoğan'ın hırsları nedeniyle bu denli tepki almakta, kamuoyu ve Avrupalı halklarca izole edilmektedir. Bu çok net hissedilmektedir. Ama bu durum devletlerin politikasına yansımamakta ve Avrupalılar kendi halk ve kamuoyunun beklentilerinin dışına çıkarak, çıkar ilişkilerini esas almaktadırlar. Asıl sorun buradadır ve bunu deşifre etmek her zamankinden de daha mümkündür.

Özetle rutin yürüyüş eylemlerinin çok ötesinde görevlerle karşı karşıyayız.