Bu hafta her zamanki, mutat savaş haberleri arasında, iki de barışa ilişkin haber öne çıktı. Biri İslami Moro Cephesi ile Filipin Hükümeti arasındaki imzalanan anlaşma, diğeri benim özellikle yakından izlediğim, Kolombiya Hükümeti ile FARC-EP gerillalarının müzakere için, Oslo’da masaya oturmak üzere olmaları. (Oslo da müzakere tarihi durmadan ileri atılıyor ama yazıyı yazdığım bugün –Çarşamba- itibariyle ortak basın açıklamasının gerçekleşmesi bekleniyordu.) Bu iki ‘barış’ haberinden hareketle, ‘barış’ için uluslararası durumun önemi üzerine yazmak istiyorum.
Öncelikle ‘uluslararası durum’ mutlaka olgular üzerinden tartışılması gereken bir unsurdur. Yani sizin bu durumu onaylayıp, onaylamamanız bir şeyi değiştirmez. Bu bir olgudur. Guatemala’da URNG eski gerilla hareketinin parlamenterlerinden biri Miguel Angel Salvador’la konuşurken bunu; “Berlin duvarı çöktü. Siz bundan ister hoşlanın ister hoşlanmayın bundan etkileneceksiniz” diye tanımlıyordu. Barış imzalanması süreci, Orta Amerika’da birbirini izleyen bir uluslararası durumun sonucuydu. Sovyetler Birliği’nin yıkılışının ardından, devrim yapmış bir ülke, Nikaragua ABD tarafından yıllardır doğrudan desteklenen, kontrgerilla ile barış anlaşmasını imzaladı. Ardından El Salvador da defalarca başkenti ele geçirmek için nihai saldırılar düzenleyen, hatta başkentin kenar mahallerinin sürekli gerilla hareketinin elinde olduğu, FMLN gerilla hareketi de barış imzaladı. Böyle bir uluslararası durumda URNG ya da Guatemala hükümeti mutlaka müzakerelerde bulunma ve barış anlaşması imzalama olgusuyla karşı karşıyadır. Daha önce dediğim gibi bu olgudan hoşlanıp hoşlanmamanız bir şeyi değiştirmez.
Filipinler’deki İslami Moro Cephesi ile Filipin hükümeti arasındaki barış anlaşmasını da çevreleyen bu tür uluslararası olgular vardır. Malezya ve Endenozya gibi yoğun Müslüman nüfusun yaşadığı ülkelerin yanı başındaki adalarda yaklaşık 40 yıldır süren bu savaşın, şimdilik, kısmen bitimini gerçekleştiren anlaşmanın, arabulucu ülkesinin Malezya olması da tesadüfi değildir. Bir gerilla hareketi kendisiyle ya da halkıyla ilişkileri olan yerlerde ki barış eğiliminden de mutlaka etkilenir. Bakın burada bir yanlış anlamayı engellemek istiyorum. İslami Moro Cephesi’nin özerk yönetim kabulü ile barışa zorunlu ikna olduğunu değil, bu durumun kaçınılmaz etkisinden söz ediyorum.
Geçen haftalarda yazdığım gibi, FARC-EP’nin ve hatta Kolombiya Hükümeti’nin müzakerelere başlamasının en önemli nedenlerinden biri Chavez’dir. Yakın coğrafyasında benzer gerilla hareketinin bulunmadığı, son yıllarda inişe geçse de, güçlü bir sosyal hareketin, meşru olarak ön plana çıktığı bir coğrafyada, yeni bir seçimle 6 yıllık bir süre için seçilmiş Chavez’in dinamosu olduğu ‘sosyal hareket, dönüşüm, devrim!’ sürecinin yaşandığı bir uluslararası bir durum, müzakere ortamını doğurmuştur.
Bu açıdan baktığımızda, şu an için dünyada hiçbir yerin, Orta Doğu’da Kürt hareketi gibi uygun uluslararası koşullara sahip olmadığını düşünüyorum. Bunu iki açıdan da söylüyorum. Yani hem barış ve müzakere koşulları hem de değişim ve dönüşüm koşulları açısından. Belki daha uzun açıklamasını başka bir yazıya bırakarak, şuna mutlaka hatırlatmalıyım. El Salvador eski gerilla komutanı, barış anlaşması imzacılarından Roberto Canas; ‘FMLN’nin; dünyanın her yerinde El Salvador hükümetinin elçiliklerinden daha fazla elçisi vardı.’ diyordu. Yani uluslararası durum bir olgudur ama bu olguyu belirleyen koşulların anlatımı da, barış ve dönüşümün en önemli unsurlarındandır. Kaç gündür ‘Batı’dan Ortadoğu nasıl görünüyor.’ diye bir yazıya çalışırken, bir kez daha farkına vardım ki aslında Kürtler ve özellikle Kürt hareketi, Ortadoğu tahlillerinde yoktur. Mesela, bana göre bütün bölge için ve hatta Avrupa için de en önemli çözüm önerilerinden biri olan ‘Demokratik Özerklik ve Ekolojik Demokrasi’ önerisi bir kaç web sayfasının dışında, yer bile almamaktadır. Tabi ki bölgede ve bölgenin dışında dünyanın bütün devletlerinin yakından izlediği kesindir. Ancak esas olarak dünya kamuoyunun, halklarının bu öneriyi bilmesi, olguyu dönüştüren, adil, özgür bir barışa kavuşabilmenin en önemli koşullarından biri değil mi?
Not- Barışı bize sunacakları bir lütuf olarak değil, aşağıdan inşa etmek zorundayız. Bu yüzden Roboski’den Ankara’ya yürüyen Halil Savda, Bingöl Elmas, Hamza Büyüktaş ve ismini bilemediğim diğer arkadaşlar, yarın saat ikide Ankara’ya varıyorlar. Onları yarın karşılayabilecek olanlara, bir çağrıyla bitirmek istiyorum ve bu uzun yürüyüşün, barışın bir parçası olanlara teşekkürlerimle.
BARIŞ