Şimdi tartışılması gereken ise bu ortamın ne şekilde kalıcılaştırılabileceği ve buradan siyasal çözüm iradesinin nasıl çıkarılacağıdır.
Siyaset yapılamadığı için barışını kuramayan bir ülkede, ortaya çıkan barış zeminini demokratikleşme lehine yönlendirmek nasıl mümkün olabilir?
Barış ortamının neleri engellediğini geçtiğimiz dönemin sonunda daha net göreceğiz. Ben sadece birine değinmekle yetineceğim. Suriye’de hem Türkiye hem Kürtler açısından son derece tehlikeli seyreden bir sürecin durdurulması ve yeniden zaman kazanılmasının ne kadar değerli bir kazanım olduğunu kısa süre sonra göreceğiz. Suriye üzerinden doğan barış ortamının Türkiye demokratikleşmesi için kullanılabilmesi ise tümüyle bu toprakların siyasi dinamikleri ile ilgilidir.
Barış ortamına çekilen tarafın, demokratikleşmeye mecbur edilmesi toplumsal güç meselesidir. Savaşmaktan kaçınmak ve barışı tercih etmekten daha zor olan, egemenlik ilişkilerini değiştirmek ve demokratikleşmeye yönelmektir.
Bu konudaki isteksizlik ve direnci kırabilecek olan en güçlü faktör, toplumsal siyaset örgütlenmesidir.
Bu hafta sonu Ankara’da ilki gerçekleştirilen Demokrasi ve Barış Konferansı, toplumsal talebin siyasal özneye dönüşme potansiyelini ortaya çıkaracaktır. Eşitlik, özgürlük, adalet, onur gibi değerlerin somut politikaları şekillendirmesi ancak siyasal ikna ve toplumsal baskı ile mümkündür.
Toplumsal katılımın önünü açacak bir siyaset dili ve toplumsal güveni kazanmış ve örgütlenme modeli geliştirmedikçe bu ilerleme sağlanamaz.
Barış sürecine aktif müdahil olunarak inşa edilebilecek toplumsal siyaset dinamiği, geçiş döneminin yönünü ve hızını da belirleyecektir.
Barışı geçici bir taktiksel hamle olmaktan çıkartmak ve kalıcı barış ortamını hazırlamak, tümüyle toplumsal sahiplenme sorunudur.
Sadece Kürtlerin değil herkesin ihtiyacını karşılayacak olan bir barış, ancak tüm toplumsal muhalefet dinamiklerinin buluşması ve ortaklaşması ile yapısallaştırılabilir, kurumsallaştırılabilir.
Küçük hesap ve beklentilerin ötesinde siyasal kazanımlar, toplumun yeni siyaset dinamiklerine fırsat tanındığı ölçüde kolaylaşır.
Eski düzeni ve ilişkileri değiştirmek için yenilenmek ve yeni dinamiklere kendini ifade imkanı vermek gerekir.
Aksi taktirde barış sürecinin bozulması ya da yeni bir hegemonya ve otoriterleşmeye hizmet etmesi kaçınılmazdır. Yarın şikayete başlamamak için bugün üzerimize düşeni yapmak zorundayız.
Barış, demokrasi ve değerlerin toplumsallaşması
Türkiye siyasetinde yeni bir ortam oluşmuş, yeni bir siyaset inşası için fırsat doğmuştur. Çatışmalı ortamın siyasal dönüşüme imkan vermediği savı, hem Türkiye demokrasi güçleri hem devletin arkasına saklandığı mazeret durumundaydı. Nihayet yine bir siyasi hamle ile çatışmalı ortamdan çıkıldı. Sadece bu durum bile göstermektedir ki, mesele etkin siyaset üretebilmek ile ilişkilidir.