Türkiye’de yıllardır süregelen kirli savaşta, binlerce insan can verdi. Ölenler devlet tarafından ya ‘vatan haini’ veya ‘vatan için şehit’ şeklinde katagorize edildi. Bu vahim durum karşısında, „Ben bu işlenen kardeş katiliamı savaşında yer almayacağım“ diyenler az olsa da, bugün seslerini yükseltmeye ve geniş bir kitleye duyurmaya başladı. Bu kirli savaşın karşıtı olan seslerden biri de, Ercan Aktaş.
Ercan Aktaş, ‘Dut Ağacı Kolektifi’ çalışmalarına ‘Barış İçin Vicdani Ret’ Platformu çerçevesinde devam ediyor. Ortadoğu Tarihi Akademisi Girişimi’nin, İstanbul grup çalışmalarını yürütmüş olan Vicdani Ret Hareketi’nden Ercan Aktaş, ‘Barış İçin Vicdani Ret Platformu çerçevesinde çalışmalarını sürdürüyor. Çalışmalar, hem yazılı belge oluşturmak, hem de sözlü panellerle halkı bilgilendirmek şeklinde oluyor. Konu ile ilgili görüşlerini aldığımız Ercan Aktaş ‘Dut Ağacı Kollektifi’ olarak, bilim faaliyetinin toplumsal olduğunu düşünüyor. Ercan Aktaş, insanlarla beraber birlikte durarak toplumsal bilgiyi birlikte üretmeye çalıştıklarını ifade ediyor. „Birlikte düşünüyor, öğreniyor ve birlikte üretiyoruz“ diyen Aktaş, „Kendimizi bilen-öğreten olarak görmüyoruz. Birbirimizin bilgisini alıyoruz“ dedi. Bu çalışma sistemini, birlikte özgürleşme faaliyeti olarak kabul ettiklerini dile getiren Aktaş, çalışma sistemlerini ve amaçlarını, „Sokak ve akademi arasındaki bağı güçlü bir diyalog halinde sürdürmek istiyoruz. Buna teori ve pratiğin kombine edilmesi de denilebilir“ şeklinde yorumladı.

‘Amaç duyguları dile getirmek’

1994 yılından beri barışın çalışan bir aktivisti olduğunu ifade eden Aktaş, „1993-94 yıllarında Şırnak Cumhuriyeti’nde merminin dokunmadığı yer bırakılmadı. Bugün de aynı şey yaşatılıyor. Biz Amed’de ‘barış‘ derken, İstanbul’daki gibi olmuyor. Çünkü burada yaşanan bir savaş var. Bölgede savaş gündemleştirilmiş. Her yerde her zaman, herkes ya katlediliyor, ya da tutuklanıyor. Ölen, öldürülen, bedenleri parça edilen, coğrafyası tahrik edilen de bizleriz. Bu coğrafyada 12 yaşındaki çocuğa 13 kurşun sıkıldı. O çocuğun mezarını kazarsak, altında Ermeni cenazesi çıkar“ dedi.
Toprak altına gömülen yüzbinlerce insan için barışın sağlanmasına dikkat çeken Aktaş yürüttükleri çalışmalarını ve duygularını şu şekilde ifade etti: „Barış denilmeli ve bu barışa en başta Türkler katılarak, bu anlamsız kirli savaş durdurulmalı. Barışa şimdi her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bu yüzden de Ortadoğu Tarihi Akademisi Girişimi’nin, İstanbul grup çalışmalarını yürüttüm. O çalışmalar doğrultusunda „Savaş Tanıkları Anlatıyor“ çalışmasını yaptık. Bu çalışmalarımızı, bu savaşta hayatlarını yitiren gerilla ve diğerlerin aileleriyle yürüttük. Urfa, Diyarbakır ve İstanbul’da olmak üzere 125 mülakat yaptık. Bu çalışmalarımızın amacı, savaşlarda hep rakamsal sayılarla anılan kayıp ailelerinin duygularını dile getirmekti. Böylelikle onların duygu, düşünce, özlemlerini ve bu konuda ne yaptıklarına dair batıya empati sağlamak istedik. Bu çalışmalarımız Diyarbakır, Urfa ve İstanbul olmak üzere, 40-45 kişilik grup tarafından yürütüldü ve „Ben Öldüm, Beni Sen Anlat“ adlı kitapla 2007 yılında belge yayınlarından çıktı. Bu çalışmalara paralel olarak aynı zamanda toplumsal barış çalışmalarını da yalnız İstanbul çalışma grubu olarak yürüttük.“

‘Emre itaatsizlikten yargılayacaklar’

Amed ve Riha’da çalışmaları durunca, çalışmalarına İstanbul’da „Dut Ağacı Kolektifi“ olarak devam ettiklerini söyleyen Ercan Aktaş, 12 Eylül sürecini yaşayan kadın ve çocuklar üzerine „12 Öyküde, 12 Eylül“ sözlü tarih çalışmasını yaptıklarını açıkladı. Aktaş, Bu çalışmaların dosya haline gediğini ve yakında kitap olarak çıkacağını belirtti. 2005 yılından itibaren vicdani retçi olduğunu açıkladığını dile getiren Aktaş, „Türkiye’den doğru savaş karşıtı bir hareketin gelişmesi için çalışma yürütüyorum. Bu çalışmaları 2009 yılında kurulan Barış için Vicdan Üret! Platformu çerçevesinde yürütüyorum“ dedi.
2005 yılında vicdani retçi kimliğini açıkladıktan sonra her an tutuklanma olaslığı olan Aktaş, bu olasılığın verdiği korkudan dolayı Amed’e gidemediğini ifade ediyor ve şunları ifade ediyor: „Artık bu korkumu yendim, ben vicdani retçiyim. Bunun yasal olarak Türk yasalarında hiçbir karşılığı yok. Onun için, hukuksal olarak yapabileceğim hiçbir şey yok. Çünkü, bu konuda Türkiye hala uluslararası anlaşmaları imzalamış değil. Günün birinde beni tutuklarsalar, beni bir birliğe götürürler. ‘Sen askersin’ diyecekler ve ben de ‘Hayır ben asker değilim’ diyeceğim. O zaman beni askeri bir hapishaneye atıp, hakkımda ceza davası açacak, emre itaatsizlikten, beni yargılayacaklar.“

1972 Sivas/İmranlı doğumlu olan Ercan Aktaş, 1994 yılında Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü 2. sınıf öğrencisiyken tutuklanır. ‘PKK örgüt üyeliğinden’ dolayı, 12,5 yıl hapse mahkum edildi. 9,5 yıl hükümlü olarak tutuklu kaldı.


GÜL GÜZEL/AMED