Günümüzde Ortadoğu’da savaşların yaşanmadığı, kaos ortamının hakim olmadığı bir devletten bahsetmek imkansız bir duruma gelmiştir.  Günlük olarak da haberlere baktığımızda Ortadoğu’da patlama ve ölüm haberlerini duymadığımız gün yok gibidir. Bu patlamaların nerede, kimi vuracağı da çok belli değildir. Bunlara rağmen Ortadoğu insanı yaşanan savaş ve kargaşa halini kader gibi belleyip, kaderine razı bir tarzda yaşamaktadır. Devletçi uygarlık sisteminin zihniyet yapısıyla ömrünü uzatmaya çalışan kapitalist modernite karşısında, onun insan yaşamını hiçe sayan ve insanları günlük olarak öldüren zihniyet yapısına karşı savaş açıp, özgürlük mücadelesi verilmeden Ortadoğu’ya barış geleceğini düşünmekte hayalci bir yaklaşım olacaktır.

Devletçi uygarlık sistemine karşı, Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik uygarlık sistemi Ortadoğu’da barış ve insanca yaşamanın sistemi olacaktır. Demokratik uygarlık sisteminin alternatif bir sistem olduğunu bilen kapitalist sistem, özgürlük mücadelesi yürüten güçlere karşı savaş açarken; yaşamın her alanında da insanlığa karşı saldırılarını devam ettirmektedir. Özelde Kürdistan’da, genelde de Ortadoğu’da yaşanan bu savaş ve insanlık dışı uygulamalara karşı savaşlarla değil de, demokratik siyaset yoluyla çözüm bulma arayışında olan Abdullah Öcalan, Ortadoğu halklarının direniş bayramı olan Newroz bayramında ilan ettiği ve Ortadoğu halklarının barışına büyük katkı sunacak olan sürecin ardından aylar geçmesine rağmen Kürt sorunun çözümü kapsamında somut adımların atılmaması aslında bu topraklar da barışın olmasını istemeyenlerin niyetlerini de açık olarak göstermektedir. Kürt Halkı Ortadoğu’da en etkili olan bir halktır. Ortadoğu’da Kürtlerin statülerinin belirlenmesi bölge açısında büyük gelişmelerin yaşanmasını da beraberinde getirecektir.
Ortadoğu savaşların ve sorunların kaynağı değil, barışın ve kardeşliğin mekanı olacaktır. Bundan kaynaklı Kürtlerin statü kazanmasını istemeyen güçler, Kürtleri parçalama politikalarını daha da kapsamlılaştırarak sürdürmektedir. Bu politikaları yürüten ülkelerin başında ise Türkiye gelmektedir. Kürt Halk Önderi Öcalan, Newroz çağrısını yaparken aslında bu sorunu başta Türk devletiyle çözmeyi esas aldı. Kuzey Kürdistan topraklarında savaş yürüten gerillaların savaşı durdurmasını ve farklı alanlara geri çekilmesini belirtti. Tabi bunun dışında bundan sonra yürütülecek mücadelenin silahla değil de, demokratik yollarla olmasını çok açıkça ifade etmesine ve kendi cephesinde yapılması gereken her şeyi yapmasına rağmen AKP Hükümetinin barışı geliştirmek için somut olarak hiçbir girişimde bulunmaması, Kürtlere yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır.
Oysaki AKP Hükümeti bu süreci seçim yatırımı olarak kullanmayıp, demokrasi paketi adı altında oyalama yaratmayıp, Abdullah Öcalan’la yürüttüğü görüşmeleri anlamlı bir müzakere sürecine çevirebilseydi, barış her zamankinden daha yakın olacaktı. Bunun için çok zaman geçmese de AKP Hükümeti verilen bu zamanı ve fırsatları olumlu gelişmelerin zemini yapma, halkların özgür ortamlarda birlikte yaşama olanaklarını sağlama yerine çıkarlarına göre yaklaşmayı tercih etti. Hatta bazı yerlerde- Rojava’da – Kürtlerin özgür yaşamasına tahammül bile edemeyip, Rojava’da Kürtlere karşı savaş yürütenleri destekledi. Kirli savaşı yürütenleri desteklemeye de devam etmektedir.  
Burada da Kürtleri birbirine kırdırmayı esas aldığı için Kürt gençlerini kendi halkına karşı savaşmaya göndermenin imkânlarını sunmaktadır. Aslında AKP bu süreçte yaptıkları yerine ne yapması gerekiyor üzerine düşünseydi daha sağlıklı bir düşünceye ulaşabilir barış için katkı sunabilirdi. Bunu da sadece Kürtler için değil kendi halkının esenliği için yapardı.  Yapılması gereken bazı şeyler için zaman çokta geçmiş değil fakat dürüst ve samimi yaklaşım önemlidir.  Yapılanları saymak yerine yapılması gerekenler üzerine birkaç şey belirtmek daha iyi olabilir.
Ortadoğu’da ve Türkiye’ de savaşı durdurup, barışa katkı sunmak isteyenlerin konumlarına ilişkin, yasalar çıkartılarak sürece daha aktif katılmalarının önü açılabilir. Bu süreçte en çok rolünü oynayan Öcalan’ın özgürlüğü ve demokratik siyaset koşullarının yaratılması için yasaların oluşturulması.  
Kürt ve Türk halkının birlikte barış içinde yaşamaları için daha önce de önerilen sekiz komisyonun yasalarla yaşamsallaştırma koşullarının oluşturulması ve bunların pratikleştirilmesi için adımların atılması bu sürecin barışla sonuçlanmasının yolunu açacaktır. Tabi AKP’nin barış diye bir kaygısı varsa!
Ortadoğu’da barışın sağlanması insanlık adına yola çıkan herkesin görevi olduğu için herkes üzerine düşen görevini yerine getirmekle sorumludur. Halklar sorunlarını ancak halkların iradelerine dayanarak çözebilir ve demokratik yaşam koşullarını oluşturabilirler. Bu açıdan baktığımızda kendi özgücümüzü açığa çıkararak demokratik sistemimizi oluşturmanın önünde kendimizde başka hiçbir engelin olamayacağının bilinciyle çalışmalarımızı güçlendirmek, insanlık adına Ortadoğu’ya ve dünyaya getirilecek barış adına zorunludur.