Karşılığında, hükümet tarafından gecikmeden gerekli tepki geldi. Çelik, Karayılan’ın açıklamasıyla ilgili "Efendim biri demiş ki, "çekildikten sonra anayasa, reform olacak. Onların tekliflerinin haddi hesabı olmayabilir. Mühim olan hangisinin hükümet tarafından kabul edileceği." Çelik, ayrıca "Hiç kimseye bir çekirdek de verilmiyor, hiç kimse de böyle bir hakka sahip değil. Devlet oturup pazarlık yapmıyor" dedi.
Hükümet partisi AKP'nin en güçlü konumdaki üyelerinden birisi olan Çelik’in üslubuna bakınız. Yalancı pehlivanlığa nasıl da devam ediyor hala. Anayasa’nın demokratikleşmesinden, devletin ehlileşmesinden, reformlardan nasıl da rahatsızlık duyuyor. Kürt kökenli Çelik, İslamın ipine sarılıyor, ama; İslam önderi Kürt Selahaddin Eyyübi’nin Kudüs’ü aldığı zaman yere düşen "haç’ı" kaldırmasının karşılığında, düşmanlarının ona "yeryüzünün en soylu düşmanı ünvanı verdiklerini unutuyor. Düşmanının soyluluğunu görmezden geliyor. İslamın özünde merhamet ve vicdan olduğuna inanmayanlardan biri olarak, inananlara söylüyorum ki! "İslam kardeşliği" Çelik için de bir şey ifade etmiyor. Vicdan ve merhabet de. Anımsayalım, Suriye’deki savaşı meşrulaştırmak için, (Suriye halkı) "onlar Alevi" açıklamasını…
Diğer şer cephesinin de bunlardan farkı yok. Karayılan’ın çekilme, yeni bir anayasa ve silahların bırakılması olarak üç aşamalı bir süreçten söz etmesine ilişkin konuşan CHP'li İnce ise "Silahların gölgesinde anayasayı, yasaları değiştiremezseniz gelirim ha, diyerek tehdit ediyor" değerlendirmesinde bulundu. Aferin İnce'ye hiç değilse korkularını dışa vuruyor. Vuruyor vurmasına da usanmadan kan ve kin kuyusunun başını beklemek istiyor. Devletin bekasına demokrasiyi, demokratikleşmeyi heba ediyor. Sonra da dönüyor kendisinin demokratlığından, dem vuruyor. İnce ve onun gibilere diyeceğimiz, varsa eğer, dönüp kalplerinin kuyularına bakmalarıdır. "Kan ve kin kuyusundan" medet ummanın kimseye faydası olmadığını anlamaları için. Barış hayatta kalmak için savaş meydanında yapılan bir tarih egzersizi değil. Barış, özgür yaşamın ta kendisi, ama kanadı kırık kuş misali, "kanadı kırık kuş merhamet istiyor", vicdan istiyor. Şayet merhameti hesapsız kitapsız hayatımıza çağırabilirsek, dağların çocukları döneceklerdir evlerine.
Dağların çocukları onurlu mücadele verdi, kimlik, kişilik, özgürlük için. Tarih bize en görkemli zaferin, baş eğmeyen onurlu insanların mücadelesi sonucunda elde edildiğini hep göstermiştir. Dün böyle olan gerçek bugün de ve yarın da böyle olacaktır. Gidişatın bir kısmına, hükümete, üsluba itirazlar var. Bizim de itirazlarımız var kuşkusuz, ancak, tarihin ve zamanın akışını hiçbir devlet ve kişi durduramaz.
Barış kuşun kanadında, acele geliyor. Zaman akıyor, tohum toprakta su ile buluşup yaşamın yeni evresi için güneşi selamlıyor.
Barış kuşun kanadında!
Savaş iki devlet, iki grup, hatta iki insan arasında oluşan bir durumdur. Barış da, savaşı kiminle yaptıysanız onunla olur. Bu olgunun dünya gerçeği olduğunu hepimiz biliyoruz. Devletin, hükümetin "teröristlerle bir masaya oturmayız" gibi, yanlış bir üslupla açıkladığı, yalancı pehlivanlık gösterilerine karşın, bal gibi masaya oturdu. PKK (Öcalan ve tabii ki Karayılan), "sınırdışına çekilme" ve sonrası bakımından, isteseler de istemeseler de "barış süreci"nin doğrudan tarafı konumuna gelmiş ve pazarlık da yapıyorlar. Pazarlığın ayrıntılarını geçtiğimiz gün Karayılan açıkladı. Bütün dünyanın ilgiyle ve hayranlıkla izlediği konuşmayı anlatmaya gerek yok. Ama özü, "Demokratik bir anayasa ve gerekli reformlar", diyebiliriz.