Toplumla ve toplumun farklı kesimlerine sahip gruplarla en çok savaşım halinde olan günümüzde ulus-devlet ve kapitalist modernitenin tüm kurumlarıdır. Özellikle ulus devletlerin temel açmazlarından biri, keskin farklılıkları inkar etmek ya da görmezlikten gelmektir. Dahası bu farklıların üstesinden gelmek için şiddete baş vurup, böylesi önemli bir temel toplumsal sorunu güvenlik güçlerine havale etmesidir. Oysa bu yöntem toplumsal sorunları çözmesi şurada kalsın, toplumsal sorunları daha da derinleştirip, içinden çıkılamaz hale getiriyor.

Devletçi uygarlığın temel özelliği toplumla, toplumsal, ulusal, kültürel kesimlerle savaş halini sürdürmektir. Çünkü çoğu sefer kabul edici toplumsal barışı kullanmak yerine güç-şiddet kullanarak, mesela AKP iktidarının çıkartmakta ısrar ettiği İç Güvenlik Yasası gibi yöntemleri kullanarak, sanki mümkünmüş gibi, ‘barış’ yapmaya çalışıyorlar. Zaten böylesi durumdaki bir barış, her an savaşla sonuçlanmaya eğilimli kırılgan bir denetim olmaktan öteye gidemiyor.

Oysa ki, dünyanın tüm sorunlu ve çatışmalı bölgelerinde barışın gerçekleşmesi ancak “toplumların öz savunması, dolayısıyla ahlaki ve politik toplum karakteri korunur ve sağlama alınırsa, gerçek anlamına kavuşabilir. Bunun dışındaki anlam yüklenimleri barışın tüm topluluklar, halklar adına bir tuzak olmaktan, savaş halinin örtük biçimler halinde sürdürülüp gitmesinden öteye bir ifade doğurmaz” diyor Kürt Halk Önderi. Dolayısıyla bu anlamda gerçek bir barış, ancak öz savunma temelinde ve ahlaki, politik toplum gerçekliğine ulaştığında anlam kazanabilir.

Kürt Özgürlük Hareketi ve Öcalan, cumhuriyetin temel sorunu olan Kürt sorununa barışçı, özgürlükçü ve demokratik modernite ile hareket edip, hakikatin yeniden tesisini, bunun için de gerekli yapısal ve anayasal değişiklikleri isterken, devlet ve iktidar partisi AKP’nin dayattığı ise tuzaklarla örülü bir süreçtir. Oyalama taktikleri içinde barışa yanaşmayarak, Kürtlerin hiçbir tarihi, kültürel ve toplumsal haklarını tanımadan, devletin tekçi egemenliğinde ısrar eden bir ‘barış’ istiyor ki, bu barıştan çok savaş halinin sürdürülmesidir. 

Son günlerdeki söylemlerden de açık olarak, barışı engellemedeki ısrarı, yeniden çatışmalı bir süreci başlatmadaki girişimleri görüyoruz. Cumhurbaşkanı ve Türk Genelkurmayı’nın söylemleri ve pratikleri bunu çok somut ifade ediyor. Her söylem, çözüm sürecine yönelik kaygıları arttırıyor. Devletteki kriz hali, barış yolundaki riskleri, krizleri derinleştiriyor. Savaş durumuna evrilmeden bu girişimlerin bertaraf edilmesi, barışı isteyenlerin daha kararlı bir mücadelesini de gerekli kılıyor. 

Barışı kuşkusuz tekçi anlayışı olanlar gerçekleştiremezler. Çünkü barış bir sanattır, büyük bir özveri istiyor. Aynı şekilde barış sanatı, yeni bir barış algısı ve güçlü bir topluma yönelmek için kendini keşfetme ve yeniden yaratma felsefesidir de. Bu gerçeklikler bile çok rahatlıkla gösteriyor ki, AKP ve Erdoğan gibi tekçiliği savunan bir zihniyet, Türkiye halklarını barışla buluşturamaz. Buna karşın, Kürt Özgürlük Hareketi ve Öcalan, toplumdaki tüm ötekileştirilenlerin barış içinde bir arada yaşamasını varoluşunun temel amacı olarak görüyor.

Savaş ve barış meselesi tarihin hiçbir yerinde, bugün olduğu kadar önemli olmamıştır. Bu mesele Kürtlerin ve Türklerin geleceği ve çıkarları doğrultusunda çözümlenmelidir. Herkesin şu an en acil ve ortak görevi, toplumun barış hali için güçlü alternatifleri bulmasıdır. Bu da en çok Türk aydınlarına, devlet yöneticilerine ve Türkiye halklarına düşüyor. Çünkü Kürt halkı ve hareketi eşsiz bir şekilde bu fedakarlığı yapıyor. Tüm kıyımlara, saldırılara ve devletin devam eden özel savaş uygulamalarına karşı Kürt halkı barışta ısrar ediyorsa, Türk devleti ve hükümeti bu adımların değerini bilmeli, geç olmadan gereklerini yerine getirmelidir. Milliyetçi ve tekçi devlet düşüncesinin panzehiri de barıştır, birlikte yaşama kararlılığıdır.


Karaman M Tipi Cezaevi