Dünya barış günü yaklaşıyor. Bugün, en fazla da savaşın yoğun yaşandığı ülkeler için anlamlıdır. Savaşın en yoğun yaşandığı ülkelerden biri de Kürdistan’dır. Özellikle Kuzey Kürdistan son 40 yıldır çatışma ortamını yaşamaktadır. Son 30 yılda bu savaş şiddetlenmiş bulunmaktadır. Kürdistan’da savaşın içinde büyüyen bir kuşak yetişmiştir. Kürtler özgür ve demokratik yaşama kavuşmak için bedeli ağır olan bir savaş vermek zorunda kalmışlardır.

Kürtlerin yürüttüğü Özgürlük Mücadelesine karşı Türk devleti dış güçlerin desteğiyle kirli bir savaş yürütmüştür. 3-4 bin arasında köyün yakılıp yıkılması, 5 milyona yakın Kürt’ün yerinden yurdundan edilerek göç ettirilmesi, 15 binden fazla insanın faili meçhul (devlet ve devletin kontrolündeki kontralar) cinayetlere kurban gitmesi bu kirli savaşın nasıl yürütüldüğünün kanıtıdır. Bu kirli savaş Kürtlerin varlık ve özgürlük umudunu kırarak, kültürel soykırıma uğratarak tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Hala tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek dil denilmesi o zaman nasıl bir kirli savaşın yürütüldüğünü açıklamaktadır. Kürt Halk Önderi bu kirli savaşın Türkiye’ye de bir faydası olmadığını söyleyerek sürekli Kürt sorununda makul çözüm arayışı içinde olmuştur. 1993 yılından bu yana 9 defa tek taraflı ateşkes ilan edilmiş, çatışmasızlık sağlanmıştır. Bu çatışmasızlık ortamında Önderlik 5 defa devreye girmiş, makul bir çözüm arayışı içinde olmuştur. Bu yönlü son siyasi hamlenin akıbeti hala belli olmadı; ancak önceki dört girişim Türk devletinin zihniyeti ve politikalarıyla sonuçsuz kalmıştır.

AKP uyarıları ciddiye almamıştır

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bu tür girişimler sırasında yaptığı açıklamalar gerçekten de tarihseldir. Makul çözüm için yaptığı girişimler sırasındaki açıklamaları gerçekten de bir barış manifestosu olur. Demokratik Türkiye çerçevesinde Kürt sorununu nasıl çözmek istediği çok iyi anlaşılır. 1998 yılının 1 Eylül gününde gazetecilerle yaptığı diyalog ve açıklamalar bugün hala tarihsel değerdedir. Dışarıdayken yaptığı bir açıklamadır; ancak bugünkü açıklamalarına çok benzemektedir. Daha o zaman nasıl bir makul çözüm arayışında olduğu görülür. İtalya’da kaldığı süreçte açıkladığı deklarasyon da bu Önderliğin nasıl bir çözüm istediğini ortaya koyar. Daha esaret altına alınmadan önce sunduğu bu çözüm önerilerine Kürt sorununda inkarcı olmayan, Kürtlerin varlığını tanıyan herkes onay verir. Bu önerileri reddedecek bir demokrat bulunamaz. Bugünkü çözüm önerilerinin benzerleri o zaman da sunulmuştur.  
Kürt Halk Önderinin İmralı’da esaret altına alınmasından sonra da bu yaklaşım sürdürülmüştür. Altı yıla yakın tek taraflı ateşkes ilan edilmesine, hatta gerilla güçlerinin sınır dışına çekilmesine rağmen çözüm için hiçbir adım atılmamıştır. Barış çağrıları zayıflık olarak görülmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi o kadar barış barış demiştir ki, “neden bu kadar barıştan söz ediyorsunuz” diye Kürt Özgürlük Hareketi eleştirilmiştir. Bu süreçte defalarca çözüm projeleri ve deklarasyonlar kamuoyuna sunulmasına rağmen hiçbirine karşılık verilmemiştir. Bu deklarasyonlarla devlete bir adım attırılmak istenmiş, ama devlet hiç tınmamıştır.
AKP iktidara geldikten sonra da bir buçuk yıldan fazla çözüm yönünde adım atılması için yalvar yakar olunmuştur. AKP Hükümeti de önceki hükümetler gibi PKK’nin yenildiğini ve bu sorunun bittiğini düşünmektedir. AKP Genel Başkanı ve Başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın kendisine Kürt sorunu sorulduğunda “Düşünmezseniz böyle bir sorun da olmaz” diyerek altı yıldır devletin düşündüğünü o da dillendirmiştir. Hatta 2003 tasfiyeciliğiyle PKK’ye son darbe vurulup bu işin tamamen biteceğini hesaplamıştır. AKP kendi görevini zayıflatılan ve ayağa kalkamayacak olan PKK’ye son darbe vurmak olarak görmüştür. Zaten iktidara da bu son darbeyi vurmak için getirilmiştir.
PKK “Biz zayıflığımızdan değil, halkların kardeşliği temelinde çözüm istediğimiz ve tercihimiz savaş olmadığı için makul çözüm istiyoruz” diyerek AKP’yi ve devleti uyarmasına rağmen bu uyarılar ciddiye alınmamıştır. Tüm uyarılar dikkate alınmayancı 2004 1 Haziranı’nda gerilla yeniden bir devrimci hamle yapmak zorunda kalmıştır. Eğer o yılardaki PKK açıklamaları okunursa sürecin tamı tamına böyle olduğu anlaşılır. AKP Hükümeti zamanında da defalarca tek taraflı ateşkesler yapılmıştır. Çözüm önerileri sunulmuştur. AKP’ye çözüm için önemli fırsatlar sunulmuştur. AKP’nin ateşkes olursa bir şeyler yaparız yaklaşımlarına sorumluluk gereği hep olumlu cevap verilmiştir. Ancak AKP Hükümeti tüm bu adımları bir oyalama ve zaman kazanma olarak ele almıştır. En iyi ben oyalarım, en iyi ben tasfiye ederim diyerek bugüne kadar iktidarını sürdürmüştür. Kürt sorununun çözümünü değil de çözümsüzlüğünü kendi iktidarını sürdürmek için bir zemin olarak kullanmıştır. Devleti de Kürtleri de “Bu sorunu ben çözerim” diyerek oyalamaya çalışmıştır. Bir kısım Kürt’ün AKP’ye oy vermesi de böyle sağlanmıştır.

Önder Apo’dan çözüm hamlesi

Oslo’daki görüşmeleri de böyle değerlendirmek isteyince Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderlik “Artık böyle yürümez” deyince kapsamlı savaş planları yapmıştır. 2011 seçimleri sonrası adım atma yerine, kendisini güçlü hissedip tasfiye saldırılarını gerçekleştirmiştir. 2011 ve 2012 yıllarını kesin tasfiye etme olarak ele almıştır. Ancak beklentilerin tersi bir durum yaşanmıştır. Gerilla fedai çizgisinde orduyu karakollardan çıkamaz hale getirmiş, bazı alanları kontrol altına almıştır. Gerilla Botan, Zagros ve Bingöl başta olmak üzere birçok yerde orduya ağır darbeler vurmuştur. 2012 yılı AKP iktidarı ve ordunun gerilla darbeleri karşısında sallandığı bir yıl olmuştur.
2012 yılının sonbaharında açlık grevlerinin de AKP Hükümetini sarsması üzerine AKP Hükümeti yeniden İmralı’da Önderlikle görüşmek zorunda kalmıştır. Önder Apo da AKP Hükümetinin ve devletin sıkıştığını görerek devleti adım atmaya sevk edecek bir hamle yapmıştır. Çatışmasızlık ortamını ve gerillanın geri çekilmeye başlamasını sağlayarak çözüm için adım attırmak istemiştir. Çatışmasızlık ve gerillanın geriye çekilmesinin başlatılmasının karşılığı olarak çözüm doğrultusunda adım atmasını sağlamaya çalışmıştır. İmralı’daki görüşmelerde de devlet heyeti çatışmasızlık ortamı sağlanırsa ve gerillanın da geriye çekileceği açıklanırsa Hükümet de adım atar dediğinden, Kürt Halk Önderi bu hamleyi yaparak karşılığında AKP’ye adım attırmak istemiştir.
Bir pazarlık ve anlaşma yoktur. Karşılıklı beyanlar ve yaklaşımlar vardır; Önderliğin yaptığı bir politik hamle vardır. Politik mücadelede yerinde yapılan politik hamleler iyi sonuçlar alır. Bazı politik hamleler başarılı bir savaşta alınacağından katbekat sonuçlar alabilir. Önderlik de AKP ve devletin durumuyla bölgedeki siyasal durumu çözümleyip böyle bir hamlenin iyi sonuçlar verebileceğini düşünmüştür. Zamanında bir politik hamle yaptığından kamuoyundan aldığı destekleri gördük. Türkiye kamuoyunun da çözüm istediği net bir biçimde görüldü. Zaten Kürtler her zaman demokratik bir çözüme hazırdır. Bu nedenle Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için bir umut doğdu. Zaten demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülemezdi. Kürt sorununu çözmeyen hiçbir şeyde demokratikleşme yaratamazdı. Bu nedenle Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyenler de Kürt sorununda çözüm için adım atılmasını istediler. Önderliğin önerisi sonucu kurulan Akil İnsanların raporları ve önerileri de Kürt sorununun çözümü doğrultusundadır. Bu da Önderliğin yerinde ve zamanında isabetli hamle yaptığını göstermiştir.

Kürtler adil bir barış istemektedir

Ancak AKP’nin bu sürece yaklaşımı yine konjonktürel olmuştur. Ortama ve zamana göre tutum belirlemektedir. İlkesel bir yaklaşımı ve bu temelde bir çözüm projesi yoktur. Şimdiye kadarki tutumu AKP’nin yaklaşımının böyle olduğunu göstermektedir. Siyaseti ilkesel değil de İtalya tarzı denilen çakal tarzında sürdürmektedir. Fırsatları kollamaktadır. Duruma göre söylemleri ve tutumları değişmektedir. Kürt sorununa çözülecek bir sorun gibi değil, mücadele edilen bir düşmanın yarattığı sorun gibi bakılmaktadır. Buna göre de strateji ve taktikler uygulanmaktadır.
Ancak bu politikanın sonuna gelinmiştir. Belki Önderlik ve Kürt Özgürlük Hareketi bazı zeminler yaratmak için AKP’nin bu yaklaşımını görmezlikten geldiler, Kürt tarafı da bu süreci çözüm yaratmak için zemin olarak ele aldığından bu yaklaşım şimdiye kadar ciddi bir sorun yapılmamıştır. Ancak artık çözüm zamanıdır. Önceki aşamalar aşılmıştır. Artık çözüm için adım atmama, süreci çürütme anlamına gelecektir. Bu süreci bundan sonra böyle devam ettirmenin Türkiye’ye de sağlayacağı bir fayda kalmamıştır. Bu nedenle Önderlik de, Kürt Özgürlük Hareketi de 1 Eylül tarihini vermişlerdir. Bu tarihte AKP’nin çözüm niyetini açıklayıp ortaya koyması istenmiştir.
Kürt tarafı barış için iradesini defalarca ortaya koymuştur. Ama bu, Pax Romana (Güçlünün barışı) değildir. Adil bir barış istenmektedir. Adil olmayan her barış savaş potansiyelini taşır. Birçok büyük savaş adil olmayan barışlar sonrası gelişmiştir. Türkiye adil bir barış yerine tek taraflı bir irade dayatmaktadır. Bu tek taraflı dayatmalar barış değil savaş getirir. Bu açıdan Kürt Halk Önderi “Tek taraflı adımlarla bir şey çözülmez” demiştir. Çünkü Kürt sorununu yaratan da bizzat bu zihniyettir. Sorunu yaratan zihniyetin sorunu çözmesi mümkün olamaz.

Her türlü hakareti hak görüyorlar

AKP Hükümeti, sözcüleri ve danışmanları bu zaman vermeden rahatsız olmuşlar. Çünkü bu zaman verme onların gerçek yüzlerini açığa çıkartmaktadır. Kaldı ki Önderliğin başlattığı ikinci aşama Haziran’da başlamıştır. Kürt tarafı üç aydır sabretmektedir. Türk devletinin üç ay önce Kürt sorununun çözümünde adım atması gerekirken, Kürt tarafının üç ay sabretmesine bile neden zaman veriyorsunuz diyerek gerçekleri saptırmaya çalışmaktadırlar. Tam Yavuz hırsız misali hareket etmektedirler. Adım atması gereken hükümet, danışmanları ve sözcüleri hala “PKK şu adımları atsın” diyerek gerçekleri tersyüz etmek istiyorlar. İşte buna kasaba politikacılığı derler.
Başbakanın aklı evvel danışmanı kendilerine hakaret edildiğini söylüyor. Tam AKP tarzı politika budur. Kendi özelliklerini hep başkalarına yükleyerek dikkatleri kendi üzerinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Ya da böyle derse kendi yaptıklarının ve söylediklerinin görülmeyeceğini sanıyor. Her gün hakaret eden kendileri, her gün küfür eden kendileri! Sürecin karakterine göre konuşma da, davranma da yok! Ama başkalarını suçluyorlar. Devlet ve hükümet olduğundan bunu kendilerine hak görüyorlar. PKK’yi de terörist görmeye devam ettiklerinden her türlü hakareti kendilerine hak görüyorlar. Daha doğrusu demokratik bir karakterleri olmadığı için her eleştiriyi, değerlendirmeyi, hatta talebi hakaret olarak telakki ediyorlar. Zaten Kürt’e bu bakış değişmediği için bir çözüm zihniyeti de gelişmiyor, adım da atılmıyor.
Çok akıllı danışman! Hakları gasp edilen Kürtlerdir! Bu hakları tanıması gereken ise Türk devleti ve dönemsel devlet olan hükümettir! Kürtler sizin bir hakkınızı mı gasp etmiş, kimliğinizi, dilinizi ve kültürünüzü mü yoksaymış? Sizin siyasi iradenize engel mi olmuş? Bu nedenle ahlaklı ve vicdanlı olun! Sömürgeci zihniyetle hareket etmeyin! Bu uygulamalar Kürtlere insanlık adına büyük bir hakarettir. Bu açıdan “Hiç değilse bize hakaret ediyorlar” diyerek gülünç duruma düşmeyin! Kürtler bu dünyada hiç kimseye hakaret etmemiştir. Sadece en doğal haklarını talep ediyorlar.
Eğer bu doğrultuda adımlar atılmazsa Kürtler daha fazla kendileriyle dalga geçilmesine ve hakaret edilmesine müsaade etmezler. Bu tür baskılamalarla kimseyi de susturamazsınız. Laf kalabalığının sonu gelmiştir; şimdi ciddiyet zamanıdır.