Geçtiğimiz haftalarda Kürt sorunun çözümü için, Dolmabahçe Sarayı’nda açıklanan 10 maddelik mutabakat metni sonrasında  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur” açıklamaları AKP içerisinde yeni tartışmaları da tetikledi.

Bu açıklamalarda sonra, 10 maddelik mutabakat metnine  hükümet sahip çıkarken, bazı AKP milletvekillerinin Erdoğan’dan yana tutum takındıkları, bazılarının ise sessiz kaldıkları gözlemlenmektedir. Bülent Arınç’ın bu sürece karşı yapılan açıklamalara karşı çıkarak mutabakat metnini sahiplenmesi ise bazı AKP’lileri kızdırdı. Özellikle Kürt kökenli olduklarını söyleyen bazı AKP’lı siyasetçiler ile MHP geleneğinden gelen Melih Gökçek’in açıklamaları hükümet sözcüsü Bülent Arınç’a geri adım attırmayı hedefledi. Fakat Bülent Arınç, Melih Gökçek’in açıklamalarına karşı geri adım atmayarak, Gökçek’e adeta savaş da açtı denilebilir. Bu AKP içerisinde yeni bir çatışma ve ayrılık sinyali olarak yorumlanamaz. 

Arınç ve Gökçek’in geçmişten bu yana bu tür çıkışları olduğu biliniyor. Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde de Arınç yaptığı  birçok açıklamadan sonra geri adım atmıştı. Fakat bugün farklı bir noktada olduğu söylenebilir. Çünkü 7 Haziran seçimleri sonrasında Arınç, siyaset yaşamını noktalayacak. Bu nedenle Melih Gökçek’in yaptığı açıklamaları sineye çekmeyeceği beklentisi hakim. Arınç-Gökçek çatışması yeni değil. 29 Mart 2014 yerel seçimlerinden bu yana devam ettiği de biliniyor.  Gökçek, Erdoğan-Arınç arasında farklılaşan açıklamalardan, Arınç’ın istifasını isteyerek güçlenerek çıkmayı hedeflemişti. 

Her ikisinin de birbirine yönelik paralel suçlamasının, geçmişte AKP’nin stratejik ortağı ve müttefiki olan Gülen cemaati üzerinden olması ise tartışmanın bir başka boyutunu açığa çıkarmaktadır. Bu açıklamalar, Gülen cemaatinin son 10 yılda AKP üzerinden kurumsallaştığının da göstergesidir.

Erdoğan ve Arınç arasında barış süreci üzerinden ters düşen bu açıklamaları sonrasında Arınç’ın istifasının istenmesine kadar uzaması, Kürt sorununun çözümüne olan tahammülsüzlüğün de göstergesidir. Burada Arınç’ın mutabakat metnine sahip çıkması yaklaşımı, hükümetin politikalarına sahip çıkması anlamına da geliyor. Arınç’ın AKP içerisindeki siyasetçilerden dil ve üslup olarak çok farklı olduğu da söylenemez. Arınç’ın dönem dönem Kürt siyasetçilerine yönelik hakarete varan açıklamaları da biliniyor.

Bu tartışmalardan sonra yeni bir hükümet krizi doğacağı beklentisine girmek, AKP içerisindeki görüş ayrılıklarının derinleşeceği anlamına da gelmiyor. Çünkü AKP 7 Haziran seçimlerine giderken, milletvekillerinin yüzde 70’inin değişeceği ve yeni kadrolarla siyaset yapacağı biliniyor. Yine Davutoğlu her ne kadar AKP Genel Başkanı ve Başbakan ise; Erdoğan’ın AKP üzerindeki etkisinin ve hakimiyetinin bittiği anlamına gelmiyor.  Davutoğlu’nun her iki siyasetçiye susun talimatının ardından “Kol kırılır yen içinde  kalır” anlaşıyla bu tartışma 7 Haziran sonrasına ötelendiği de görülmektedir.

Yaşanan bu tartışmalar ekseninde bazı çevrelerde ekonomideki durgunluğun krize dönüşeceği, AKP’deki çatlağın derinleşeceği ve dağılacağı beklentisine girdiklerini görüyoruz. 13 yıldır iktidarda olan ve hala halkın önemli bir kısmının beklentilerinin bulunduğu AKP’nin 2002’de DSP’nin dağılması gibi bir dağılma sürecinin yaşayacağı beklentisi de oluştu. Fakat bu tartışmanın Erdoğan ile Merkez Bankası Başkanı arasında geçen söz düellosu kadar ekonomik dalgalanmalar üzerinde etkili olmadığı da son iki günde görüldü.

Bu tartışmalar üzerinden yıllardır ana muhalefet partisi olmasına rağmen bu işlevini yerine getirmeyen CHP’nin 7 Haziran seçimlerde iktidara geleceği, AKP’nin dağılacağı beklentisi senaryoları da iki gün içerisinde yazılmaya başladı. Bu beklentinin hayalden öteye gitmeyeceği 7 Haziran seçimleri  sonrasında görülecektir. Bu beklenti üzerinden yürütülen tartışmalarla 7 Haziran seçimleri için Türkiye halkları açısından umut haline gelen HDP’nin önünün kesilmesi de amaçlanıyor.