İmralı Heyeti'nin açıklamasında şöyle deniyor: "Tarafların belirtilen hususlarda süreci doğru, ciddi ve kararlı yürütmesi halinde, en fazla 4-5 ay içinde tüm Ortadoğu'nun geleceğini belirleyecek büyük demokratik çözümün sağlanabileceğini vurgulayan Öcalan, bu ciddiyet ve kararlılığın gösterilmemesi durumunda, bölgesel kaosun derinleşeceği ve darbe mekaniğinin sonuç alabileceği uyarısını yapmıştır."
İşte HDP'nin seçimlere "parti olarak" girmesi PKK Önderi'nin "bölgesel kaos ve darbe mekaniği" hakkındaki öngörüsünü, eğer hükümet ya da Anayasa Mahkemesi, son anda "yüzde onluk seçim barajını" kaldırmazsa ve HDP, barajı aşamazsa, Haziran ayının ilk haftasından sonra, gerçek haline getirir. Böyle bir durumda neler olabileceğini daha iyi, daha edebi ve isabetli anlatamayacağım için, sözü Aslı Aydıntaşbaş'a bırakıyorum:
"Şu an Kürt çevreleri ve HDP’deki eğilim, seçime ”bağımsız” değil ”parti olarak” girme yönünde. Hayır, sandığınız gibi büyük risk almıyorlar! Çünkü zar, her durumda Kürtler için ”düşeş” diyor. Bakın anlatayım: Kürtler ya Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı %9.5’in üzerine çıkıp gümbür gümbür Meclis’e girecek ya da % 8-9 gibi bir rakamla barajın altında kalacak. Peki, o zaman ne olur?
Kaos. HDP’nin baraj altı kaldığı bir senaryo, Ak Parti’ye mi yarar sanıyorsunuz? O vekillikler seçim sistemindeki garabet yüzünden iktidar partisine geçse de, 2015 Türkiye’si bu haksızlığı kaldıramaz. Ak Partili vekiller bile bu ”milli irade hırsızlığına” isyan eder. İktidar partisi kaç oy alırsa alsın, Türkiye ansızın istikrarsız ve kaotik bir yere sürüklenir. Parlamento dışı kalan Kürtler, Rojava’da yaptıkları gibi ”kendi yoluna gitme” kararı alır. Türkiye kendi eliyle Kürtleri itmiş olur. Kantonlardan, yerel parlamentolardan söz etmeye başlarız. Bir itiş kakıştır başlar. Özetle, iktidarı son derece ürküten 6-7 Ekim olayları, seçim sonrası 6-7 aya yayılır. Daha da önemlisi, dünya basını her gün “Kürtler dışarıda kaldı” diye bas bas bağırırken, seçimlerin meşruiyetine gölge düşer."
"Darbe mekaniği" işte böyle, Aydıntaşbaş'ın anlattığı gibi işler. Türk "Mursi"sine karşı bir Türk "Sisi"si mutlaka bulunur. "Darbe mekaniği", "çözüm diyalektiği" ile böylesine sıkı sıkıya bağlıdır.
Çözüm süreci, eğer "milletin değişerek demokratik ulus haline gelmesi ve devletin de değişerek demokratik cumhuriyet haline gelmesi şartıyla" "milleti ve devletiyle bölünmez bütünlüğü" temelinde sonuca ulaşacaksa, Meclis HDP'siz olamaz. Kürt siyasi hareketinin "TBMM'de temsil edilmesi" Öcalan'ın sözünü ettiği "hukuki garantiler"den başlıcalarından birisidir.
HDP "demokrasi adına AKP'yi yol ağzına getirdi: Ya kaos ve darbe ya da barajın indirilmesi... Demokrasi adına hükümeti bu ikilemle karşı karşıya bırakmak HDP'nin anasının sütü gibi hakkıdır. Kimse buna itiraz edemez. Şimdi ya baraj inecek, ya da HDP ile birlikte Kürdistan Türkiye'den dışlanacak... HDP'siz olur mu? Olmaz.
HDP "Kürdistan'ı TBMM'de Türkiye Cumhuriyetine bağlıyor", DBP Kürdistan'da halk iradesini yerel yönetimlerde temsil ediyor", HPG "dağda ve ovada nöbette duruyor" ve KCK'nin başında bulunan Öcalan, bu sayılanların ve aynı zamanda hepimizin adına "geleceğimizi Türk devletiyle müzakere ediyor." Bunlardan birisini devreden çıkarabilir misiniz?
Çözüm ya "hepsiyle", ha hiç birisiyle...
Bu yapı, bütünsel, granit bir yapıdır. Bu yapıdan tek bir taşı çıkartırsanız, "yapı yeniden kurulur" ama "çözüm, barış ve demokrasi" diyalektiği çöker, "kaos, savaş ve darbe mekaniği" bir saat dakikliği ile işler.