Ekonomist Korkut Boratav, ekonomik krizin getirdiği toplumsal krizin ağırlaşarak devam edeceğini belirtti. Aziz Konukman, “Barış yoksa bütçe hakkı da yoktur” derken, Mustafa Durmuş ise 250 milyar TL savaş harcamasının krizi tetiklediğini söyledi.
HDP’nin Ekonomi Konferansı’ndan konuşan ekonomistler, Türk devletinin Kürt düşmanlığına dayalı savaş ve bunu besleyen kaynaklara işaret ederek, artık toplumsal bunalım safhasına geçildiğini vurguladı.
HDP Emek, Ekonomi, Tarım ve Sosyal Politikalar Komisyonu tarafından düzenlenen Ekonomi Konferansı’nda 'Ekonomik Kriz ve Bütçe' konusu tartışıldı. Moderatörlüğünü akademisyen Necla Kurul’un yaptığı oturumda ilk olarak konuşan ekonomi profesörü Korkut Boratav, “Ekonomik Krizin Aşamaları”nı anlattı. Prof. Boratav, “Türkiye 2018’in ikinci yarısında bugün yaşadığımız krize sürüklendi. Bu kriz dört aşamada seyrediyor. Şu anda 4. aşamaya girmiş durumdayız. Güven bunalımı, döviz krizi, ekonomik kriz ve toplumsal bunalım” dedi.
Güven bunalımı
Boratav, şöyle izah etti: “İlk aşama güven bunalımı. Türkiye gibi bağımlı bir ekonomiyseniz finans kapitali şu ya da bu şekilde kazanmak zorundasınız. O güvenin hafiflediği ve sarsıldığı anda ayakta durma yeteneklerini koruyabilirseniz durursunuz. Sermayenin güvenini sürdürmeye mahkumsunuz. Aksi halde sizi çökertirler. Türkiye bu konumda olduğu için sert şekilde etkileniyor. Kendilerine yükselen ekonomiler denilen ülkeler içinde en kırılgan listesinin daimi üyesi olmuştur. Ekonominin bütün iç ve dış göstergeleri fevkalade kırılgandır. Sistemin merkezinde güveninin ülkeye dönük olarak sarsıldığı zaman veyahut genel bir olumsuzluk ortamının estiği zaman en sert ülkelerden birisiniz.
Döviz krizi
Seçim geçtikten sonra Mehmet Şimşek’i görevden aldı ve damadını getirdi. Türkiye güven bunalımını döviz krizine sürükledi. Kriz zirve noktasına çıktı. Dolar 4 TL’den Ağustos sonunda 6,55 TL’ye çıktı.
Ekonomik kriz
Türkiye ekonomisinin kırılganlığı döviz krizini, ekonomik kriz sürükledi. Üretimle ilgili üretimdeki daralmadan bahsediyorum. Eğer dış bağımlılık öyle bir noktaya gelmişse ki TL ile işlem yapan bütün firmalar, inşaat sektörünün bütün bölümü böyledir. İnşaat sektörü Türkiye’de yerleşir gelir elde edecekse TL ile kazancı vardır. Sert sermaye çıkışının ekonomik krizle ile birleşmesi Türkiye’yi 2019’a getirdi. İlk 9 ayı boyunca ekonomik kriz devam etti. Milli gelir istatistiklerine bakarsak Eylül 2019’da ekonomik küçülmesi son buldu. Eğer alt dökümüne bakarsanız Temmuz, Ağustos, Eylül döneminde küçülme devam diyor. Resmi istatistikler 2018’in son üç ayında ve 2019’un ilk 6 ayında ekonomik küçüldü. TÜİK resmi istatistiklerine güvenmiyoruz. İlaveten milli gelir istatistiklerine de ama son tahlilde kullanmak zorundayız. Kriz 12 ayı kapsadı. Son rakamlar bize şunu gösteriyor. 2019’un Temmuz, Ağustos, Eylül ayında sanayi gerilemektedir, hizmetler sektörü gerilemektedir, sermaye birikim oranı da düşmektedir.
Toplumsal kriz
Ekonomik kriz de toplumsal krizi getirir. İşsizlik geçmiş dönemden olmayacak kadar yükseldi. 2019’un son üç ayında daralma son bulsa dahi işsizlik son bulmayacaktır. İşsizlik son bulması için Türkiye ekonomisinin bazı tahminlere göre en az yüzde 5 büyüme sağlamalıdır. Çalışan insanlar işsizleşiyor. İkincisi sadece genç nüfus değil, iş gücü piyasasına yeni katılan ek nüfus ile de iş gücü artmaktadır ve bu iki ögeyi istihdama sürükleyecek büyüme oranı yüzde 5 oranındadır. Türkiye yüzde 3’lük büyümeyi tutturamayacaktır. Albayrak’ın yüzde 5 uydura rakamı yanlış ve hesapsızdır. Toplumsal kriz sonraki yıllarda da ağırlaşarak devam edecektir.”
Krizin nedeni savaş
“Bir Saadet Zinciri Ekonomisi ve Kriz; Türkiye Örneği” başlıklı sunum yapan gazeteci Cüneyt Akman, Türkiye’de krizin söylenmeyen bir sebebinin de “savaş harcamaları” olduğunu kaydetti. Akman, şunları ifade etti: “Bu meşhur ekonomi kanallarında on saat konuşuyor ama bunu söylemiyorlar. Bir mermi kaç para, diyorlar. Ben oturdum buldum. Fırtına obüsü, lazer güdümlü bomba kaç para buldum. Bir F-16 ne kadar benzin yakıyor buldum. Lazer güdümlü bombanın lazer kiti 28 bin 500 dolarcık, bombası hariç. Obüsün her biri bin dolar. İki milyon dolar ile 800 bin dolar F-16 sortisi maliyeti. Defalarca yaptılar. ÖSO’cular TL değil de dolar diye greve gitmişler. O bölgeye yapılmak istenen inşaatın tahmini 23,6 milyar dolar. Benim bulduğumu 50 milyar dolar. Savunma Sanayine 11 milyar dolar devlet sipariş verdi ve sürekli artıyor. Demek ki çok daha fazla. Bunları konuşmadan kriz konuşulmaz.”
Bütçenin hukuku yok
Ekonomist Aziz Konukman ise “Bütçe Hakkı” başlıklı sunum yaptı. Bütçe hakkının Magna Carta’dan itibaren kazanıldığını anımsatan Konukman, “Bütçeyi özel bütçeden ayıran bir özellik var. Kamu bütçenin farkı giderlerin önceliği ilkesi. Önce vatandaşın talepleri sorulur. Önce kaynak sorulmaz. Kamunun görevi şu bunu makul düzeylere getirerek finansmanları sağlar. Bunun da devlet yapar. Vergi Daireleri önünde şu yazar: ‘Ödediğiniz her vergi yol su olarak döner.’ Bir yaşlı bana ‘Nah ödeniyor’ dedi. Tabi ben ilkeyi hatırlatmıştım, öyle oluyor demedim! Ödediğimiz vergiler bize cop olarak döndü. İşkenceci polis bizim vergi havuzundan ödeniyor. Biz mi karar veriyoruz, sorun burada. Bütçe hakkı buradan geliyor. Bu süreçlerde benim olmam lazım. Hadi burada olmadım bütçenin denetim bölümünde, hazırlık bölümünde olmam lazım” ifadelerini kullandı.
Siyasi iktidarın yoksulluk tepkileri karşısında “Bir mermi ne kadar” açıklamalarını hatırlatarak, şöyle devam etti: “Askeri harcama yapanlar toplumun ihtiyaçlarından vazgeçiyor, demektir. Barış da aslında çok önemli bir bütçe ilkesi haline geldi. Barış yoksa bütçe hakkı yoktur. Halkın taleplerini hiçbir siyasal iktidar dikkate almaz. Halkın siparişlerine biraz dokunacak bir ortam barış koşullarında olur.”
Konukman, bütçe yapım sürecinin 5018 Sayılı Kanun’a uymadığın belirterek, "Bütçenin hukuki temeli çökmüştür. Yasaya göre değildir. Bu belgenin hukuki niteliği de sorgulanmalıdır” dedi.
Konukman, Meclis’teki bütçe görüşmelerine değinerek, şöyle sürdürdü: “Cumhurbaşkanı Yardımcısı bütçede sunuş yapamaz. Çıkarsınız komisyondan. Seçilmişlerin karşısında bürokrat olmaz. Cumhurbaşkanının parlamentoya sunduğu tek teklif budur. Bütçe reddedilse dahi hiçbir anlamı yok. Cumhurbaşkanı, başlangıç ödeneklerini yeniden değerlendirme oranı kadar yükseltir ve uygular. Meclis gitti, ruhuna el Fatiha. O zaman böyle bir komediyi neden oynuyorsunuz.”
Ödenek üstü gider
Konukman, ödenek üstü giderlerin de kanunsuz olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Ödenek üstü gider. Size tuhaf gelmiyor mu? Bütçe zaten ödenekler üzerine yapılmış, ödenek üstü gider var. Sayıştay da çok kibar, ‘yasalarla izah edilemeyen.’ Böyle bir kepazelik olabilir mi! 63 milyar TL ödenek üstü harcama yapılmış, kanunsuz.”
Geçtiğimiz günlerde kabul edilen vergi yasası ile 6 milyar TL gelir beklendiğini belirten Konukman, bunun karşısında “Vergi Harcamaları” adı altında 195 milyar TL’nin sermayeden alınmadığını ifade etti. Konukman, “Bırak o 6 milyar TL’yi 195,6 milyar TL’nin hesabı neden sorulmuyor. 2022 yılında 251,4 milyar TL öngörülüyor” dedi.
Yasa dışı borçlanma
Siyasi iktidarın borçlanmasının da yasa dışı olduğunu ifade eden Konukman, şunları ifade etti: “Maliye bakanı yüzde 5 artırabilir. Yetmezse Cumhurbaşkanı yüzde 5 artırabilir. Yani devlet 90 milyar TL borçlanabilirdir. Ama 129 milyar TL borçlanmış. Arada 36 milyar yasadışı borçlanma var. Ne yapmışlar, vergi yasasının 40’ıncı maddesine bu limitler artırıldıktan sonra üstüne bir de 70 milyar TL eklenir demişler. İğrenç bir şey bu. Toplam borç 160 milyar TL’ye kadar. 2017 yılında da 37 milyar gececi madde ile borçlanma yapmışlar. Sayıştay, ne diyor biliyor musunuz, ‘kanun içinde.’ O borçlanma kanuna aykırıdır. Geçici maddeler ana maddeye aykırı olamaz.”
Savaşa 250 milyar
Ekonomi profesörü Mustafa Durmuş, 2020 bütçesinde savaşa 145 milyar TL ayrıldığını, yani yüzde 13,4’e denk düştüğünü belirterek, bunun sadece buzdağının görünen kısmı olduğunu söyledi. Görünmeyen kısmının 250 milyar TL civarında ve yüzde 22,7 olduğunu vurgulayan Durmuş, "Bu kaynak ekonomik krizlerin sürekli var oluşunu canlı tutacaktır. Rejimin nereye doğru gittiğini de somut şekilde ortaya çıkartacaktır” dedi.
Ekonomi profesörü Mustafa Durmuş ise “Kamu Maliyesi Krizi, Bütçe Hakkı ve 2020 Bütçesi” başlıklı sunumunda, kriz sürecinin döviz krizi olarak başladığını hatırlatarak, şöyle konuştu: “Özellikle dış borçların 450 milyar TL olması bunun belirleyicisiydi. Onu süreç içinde aşabildiler ama sonrasında resesyon olarak devam etti. Bütün bunların en son gelip kamu maliyesi üzerine yıkıldı. Bunlardan bir tanesi bütçe açığı. Aslında öngörülen 80 milyar TL’lik bir bütçe açığının harcandığını görüyorsunuz. Asıl yapısal krizin nedenlerini yakalamak mümkün. Bütçe hala açık veriyor mu, vermiyor mu? Faiz dışı açık ilk 6 aylık sürede yüzde 230 oranda arttı, yani kamu harcamalarında artış var ve vergi gelirlerinde düşüş var.”
Savaş harcamaları zirvede
Savaş harcamalarındaki çok ciddi artışın, bütçenin faiz dışı açığını artıran en önemli faktörlerinden biri olduğunu söyleyen Durmuş, "İkinci enerji ve alt yapıtı sektöründeki şirketlerin kurtarmak için yapılan artışlar. İç güvenlik harcamalardaki artış. Bütçenin röntgenini çektiğimizde ödeneklerin kimlere dağıldığını görüyorsunuz. Bunlar bütçe üzerinde yük oluşturuyor ve ekonomik krizin tetiklenmesine yol açıyor, aynı zamanda otoriterleşmeye” dedi.
Bu noktada savaş harcamalarına işaret eden Durmuş, 2020 bütçesinde 145 milyar TL kaynak ayrıldığını, bunun yüzde 13,4’e denk düştüğünü kaydetti. Bunun buzdağının görünen kısmı olduğunu işaret eden Durmuş, "Görünmeyen kısmı 250 milyar TL civarında. Yüzde 22,7 ekonomiden kaynak ayrılıyor. Bu kaynak ekonomik krizlerin sürekli var oluşunu canlı tutacaktır. Rejimin nereye doğru gittiğini de somut şekilde ortaya çıkartacaktır” diye konuştu.
Türk ve sünni bütçe
Durmuş, bütçenin sadece ekonomik temelde değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bütçede kadına, Kürt toplumuna, yoksullara yer verilmediği, anadilde hakkın ve toplumsal cinsiyetin olmadığını, farklı dini topluluklara yer verilmediğini vurguladı.
Para da basarlar
Durmuş, yeni çıkan vergi yasasına işaret ederek, şunları söyledi: “Üç tane yeni vergi çıkartıldı. Neden bu noktaya gelindi. Bütçe ve hazine yama tutmuyor, borçlar patlamış durumda. Bunun için vergileri artıyorlar. Vergi politik bir tercihtir, teknik değildir. Tercih sermayeden ve güçten yana kullanıyor. Bu yüzden vergileri artırıyor. Bunlar yetmediği zaman karşılıksız para basma tehlikesi olacak. Bunun gideceği son nokta parasallaşmadır. Bu da enflasyon ve döviz kurunun fırlamasıdır.”
Durmuş, halkların ağır maliyetler altında ezilmemesi için savaştan değil barıştan yana olması gerektiğini ve çözümün sadece barış olduğunu ifade etti.