• Kürt toplumu ve Türkiye'deki demokratik güçler açısından bugün açılan kapı, demokratik toplum ve demokratik cumhuriyet açısından tarihi bir fırsat sunuyor.

DEWRİM GEWDA

Kürt halkı, genelde iki yüzyıldır, özelde ise son yüzyıldır inkâr, imha ve soykırım politikalarıyla mücadele ediyor. Bu uzun tarih, yalnızca acıların ve kayıpların tarihi değil, aynı zamanda direnişin, umudun ve özgürlük arayışının da tarihidir.

Bugün Türkiye toplumu, 'çerçeve yasa'yla birlikte önemli bir eşiğin önünde duruyor. Bu adım, kuşkusuz anlamlı ve değerlidir, ancak aynı zamanda önemli eksiklikleri de bünyesinde barındırıyor. Bugün atılan adımı, Rêber Apo'nun işaret ettiği uzun yolculuğun başlangıcı olarak görmek gerekir.

Burada tarihsel bir gerçeğin altını çizelim: Eğer bugün bir eşik aşılmışsa bunda Önder Apo’nun ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin yarım yüzyıla yaklaşan mücadelesinin, emeğinin ve fedakârlığının belirleyici payı vardır. Bu gerçek görmezden gelindiğinde, bugün yaşanan sürecin tarihsel arka planı da eksik kalır. Elbette devletin ortaya koyduğu iradeyi ve attığı adımları da yok sayamayız ancak bundan sonraki asıl sınav, söylenenlerden çok yapılacaklarla verilecektir. Samimiyet, irade ve kararlılık, bundan sonraki süreçte ortaya çıkacak uygulamalarla kendisini gösterecektir.

Sürecin siyasi boyutu kadar, Kürt toplumunda yarattığı duygu yoğunluğunu da anlamak gerekiyor. Son 50 yıl, Kürt halkı açısından ağır bedellerin, kayıpların ve büyük acıların yaşandığı bir dönem oldu. Bu nedenle toplumda görülen kaygı, burukluk ve tereddüdü anlamalıyız. Özgürlük Hareketi ile birlikte Kürt halkı, yalnızca mücadele etmeyi değil, özgürlüğe inanmayı, direnmenin ve sebat etmenin ne anlama geldiğini de öğrendi.

Hareket, kendisini boşlukta var etmedi. Babanzâdelerden Dêrsim'e, Şêx Seîd direnişinden Zîlan'a kadar uzanan tarihsel hafızanın izlerini taşıdı. Geçmişin direnişlerini, çağın evrensel özgürlük ve demokrasi değerleri ile buluşturup yeni bir toplumsal perspektif oluşturdu. Bu nedenle PKK'nin feshi gündeme geldiğinde gözyaşı döken insanların duygusunu yalnızca “fesih” kelimesi üzerinden anlamak mümkün değildir. O gözyaşlarında bir halkın koca bir tarihi vardır. Kaybedilenlerin acısı, yarım kalan umutlar, dağlarda yaşanan yıllar, annelerin bekleyişi, gençlerin hayalleri ve bütün bunların içinde büyüyen özgürlük umudu vardır.

Öyle bir toplumuz ki; acıyı da hüznü de sevinci de birlikte yaşıyoruz. Böyle bir toplumu kim teslim alabilir? Dêrsim'de ağlayan bir annenin gözyaşlarında yalnızca geçmişin acısı yoktur; kaybolan dağların anahtarını bir kez daha kaybetmeme isteği vardır. Botan ve Amed'de ağlayan annelerin gözyaşlarında ise gerillaya ve özgürlük mücadelesine duyulan inanç ve güvenin izlerini görmek mümkündür.

İşte bu nedenle bugün yaşanan burukluğu, yalnızca bugünün gelişmeleriyle açıklamak mümkün değildir. Bu burukluk, tarihsel bir hafızanın ve ağır bedellerle oluşmuş bir toplumsal duygunun yansımasıdır. Önder Apo'nun ve Özgürlük Hareketi'nin emeğini, mücadelesini ve fedakârlığını görmezden gelmek, bu tarihin kendisini inkâr etmek olur. "Yiğitlikleriyle destan yazmış bir halk"tan söz ediyoruz.

Türk devleti de artık yeni bir dönemin eşiğinde olduğunu görüyor. Ortadoğu'nun mevcut dengeleri içerisinde yalnızca bölgesel anlaşmalarla kalıcı bir güvenlik ve istikrar oluşturmak mümkün değildir. Bölge, büyük güçlerin rekabetinin, vekâlet savaşlarının ve değişen ittifakların merkezinde bulunuyor. ABD'nin müttefikleriyle birlikte Ortadoğu'daki etkisini sürdürme çabası da bu tablo içerisinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle bölgesel anlaşmaların ötesinde, halkların iradesini ve demokratik çözümü esas alan yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır. Kürt meselesi de yalnızca güvenlik politikalarıyla veya bölgesel ittifaklarla çözülebilecek bir mesele değildir. Kalıcı çözüm, siyasi irade, demokratikleşme ve toplumsal uzlaşma gerektirir. 'Çerçeve yasa' tam da bu nedenle Türk devlet aklı açısından tarihsel bir sınavdır. Eğer verilen ödevler zamanında yerine getirilir, samimi bir yaklaşım ortaya konur ve demokratikleşme yönünde gerçek adımlar atılırsa neden kalıcı bir barış sağlanmasın?

Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış, aynı zamanda halkların kendisini özgürce ifade edebilmesi, kimliğini ve kültürünü yaşayabilmesi, siyasal iradesini demokratik yollarla ortaya koyabilmesi ve geleceğe güvenle bakabilmesidir. Kürt toplumu ve Türkiye'deki demokratik güçler açısından bugün açılan kapı, demokratik toplum ve demokratik cumhuriyet açısından tarihi bir fırsat sunuyor. Bunun için yalnızca siyasal akla değil, toplumsal akla da ihtiyaç var. Biraz akıl, biraz ahlak, biraz cesaret ve en önemlisi toplumsal sorumluluk...

Demokratik toplum olmadan kalıcı barışın; kalıcı barış olmadan da demokratik cumhuriyetin inşası mümkün değildir. Önümüzde uzun ve zorlu bir yol var fakat unutmayalım: Bin kilometrelik yol bir adımla başlar.