- Geçmişin acısını hatırlamak, geleceğin savaşını istemek değildir. Tam tersine, acının doğru anlaşılması, çoğu zaman yeni acıların önüne geçmenin en güçlü yollarından biridir.
ÇIYA AMED
Silahların susması, barışın maddi koşulunu yaratır fakat barışın gerçek anlamı, insanların birbirlerinin acısını tanımaya, anlamaya ve ona saygı göstermeye başladığı yerde ortaya çıkar. Hiçbir toplum, geçmişini unutarak barışamaz. Gerçek barış, hafızanın acılarını yeni düşmanlıkların kaynağı olmaktan çıkarıp ortak bir geleceğin vicdanına dönüştürmektedir.
Yıllardır süren çatışmanın yarattığı 'ölüm döngüsü'nün durması, ocakların yeniden sönmemesi, anaların yeni tabutlar beklememesi ve insanların çocuklarını savaşın gölgesinden uzak büyütebilme ihtimali, sürecin en somut, en anlamlı ve en kıymetli kazanımıdır. Barışın henüz kalıcılığı garanti altına alınmamış olsa da kanın durması başlı başına korunması gereken büyük bir toplumsal kazanımdır. Tam da böylesi hassas bir dönemde önemli bir soruyla karşı karşıyayız: Kürtlerin dünyanın dört bir yanında, özellikle Kürdistan’da ve Türkiye’de taziyeler kurması, kendi şehitlerini ve kayıplarını anması nasıl okunmalıdır? Bunu sürecin karşıtı olarak mı görmek gerekir? “Artık barış sürecindeyiz, geçmişin acılarını konuşmayın” mı denilmelidir? Bir halktan kendi yasını görünmez kılması, acısını gizlemesi veya taziyesini sessizleştirmesi mi beklenmelidir?
Böyle bir yaklaşım ne ahlaken ne de demokratik toplum anlayışı bakımından doğru olabilir. Yasın zamanı ve biçimi, dışarıdan belirlenemez. Bir insanın, kaybını nasıl yaşayacağına, bir toplumun şehitlerini nasıl anacağına başkalarının karar vermesi, acının kendisine müdahaledir. Kürt halkının taziyeleri de yalnızca bugünün siyasi atmosferiyle açıklanabilecek bir olgu değildir. Taziye, Kürt toplumunda kolektif hafızanın, dayanışmanın ve acıyı birlikte taşımanın en güçlü toplumsal biçimlerinden biridir.
Bir annenin evladının ardından yaktığı ağıdın üzerinden yıllar geçmesi, anlamını ortadan kaldırmaz. Bir babanın, kardeşin, eşin veya çocuğun kaybı takvim yapraklarıyla sona ermez. Bazen yıllar önce kaybedilmiş bir insanın fotoğrafı, bir adı, bir sesi ya da bir hatırası, bütün acıyı yeniden canlandırabilir. Taziye tam da bu nedenle vardır: İnsan tek başına taşıyamadığı acıyı toplumuyla paylaşır. Kürt halkının şehitlerini anması böyle bir kolektif hafızanın parçasıdır. Orada yalnızca geçmişte kaybedilmiş insanlar değil, onların ailelerinin, yakınlarının ve bütün bir toplumun taşıdığı duygular vardır. Geçmişin acısını hatırlamak, geleceğin savaşını istemek değildir. Tam tersine, acının doğru anlaşılması, çoğu zaman yeni acıların önüne geçmenin en güçlü yollarından biridir.
Bir gerçek de şudur: Biz Kürtler empatiyi en iyi kuran ve yaşayan bir halkız. Kardeş Türk halkının acısını, yasını anlar ve biliriz. Empati, karşı tarafın bütün siyasal düşüncelerini kabul etmek değildir. Empati, önce onun acısının gerçek olduğunu kabul etmektir. Barışın ilk ahlaki zemini tam da buradan doğar.
Her iki tarafın da hassasiyetleri vardır. Türk toplumunun yıllarca süren çatışmalardan kaynaklanan kayıpları, güvenlik kaygıları ve yeni bir şiddet dönemine dönme korkusu anlaşılmalıdır. Kürt halkının ise inkâr, baskı, çatışma, kayıplar ve kuşaklar boyunca biriken ağır acılardan oluşan tarihsel hafızası görülmelidir. Bu iki hassasiyet birbirini yok sayarak değil, birbirini anlayarak aşılabilir.
Gerçek süreç hassasiyeti de burada aranmalıdır. Süreç hassasiyeti, Kürt’ün taziyesini sorgulamak veya “Bu da nerden çıktı“ demek değildir. Süreç hassasiyeti, hiç kimsenin acısını diğerine karşı bir nefret ve düşmanlık aracına dönüştürmemektir. Yeni ölümlerin önüne geçmek, geçmişin acılarını birbirini yaralamak için kullanmamak ve herkesin yas hakkına saygı göstermektir.
Barış, hafızasız toplumlar yaratmak değildir; hafızası olan insanların birlikte yaşayabilmesidir.
Belki de bugün Kürdistan’ın ve Türkiye’nin en fazla ihtiyaç duyduğu şey, birbirinin haklılığını tartışmadan önce birbirinin acısını anlayabilme olgunluğudur.
Taziyeler geçmişin kapısını açık tutan yerler değil, doğru okunabildiğinde geçmişin acısını geleceğin barışına taşıyan köprüler olabilir.
Bir Kürt, Türk’ün acısına saygı duyduğunda; bir Türk, Kürt’ün acısını yadırgamadığında aslında yalnızca karşısındakinin yasına değil, onun insanlığına da saygı göstermiş olur.