
Yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekmek ve tepki göstermek için Türkiye’deki birçok ilden Baro başkan ve yöneticileri Amed’e gidiyor. Duruşmayı izleyecekler arasında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat V. Ahsen Çoşar da bulunuyor. İstanbul, İzmir, Ankara gibi birçok ilden hukukçunun dayanışma amacıyla Amed’de olacağını belirten Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar, „Dayanışma amacıyla Diyarbakır’a gelecek olan meslektaşlarımız duruşmaya katılacak. Onlar da duruşmanın nasıl bir zemine kaydığını görecekler“ dedi.
Parlamento rolünü oynamalı
‘KCK davası’nın başından itibaren hukuki değil „siyasi“ olduğunun altını çizen Aktar, „Başından beri siyaset kurumun devreye girmesi gerekirdi. Yaşananlar, siyasi bir zeminde çözülmesi gereken bir davanın bir mahkeme salonunda çözülmeye çalışılmasının sonuçlarıdır. Siz bu işi, bu sorunu duruşma salonunda bulunan 3 hakimin sırtına yüklediğinizde, bunun altından kalkamazsınız, yani onlar çözemezler“ dedi. Yasal mevzuat değişikliğine ihtiyaç olduğunu belirten Aktar, Parlamento’nun devreye girmesini istedi: „Ceza Muhakemesi Kanunu ve Özel Yetkili Mahkeme Kanunu’nda bir dizi değişiklik gerekiyor. Mahkemenin savunma mesleğini yok sayarak savunma kürsüsünü yok sayarak bu yargılamayı yapamayacağını anlaması gerekiyor. Ama mahkeme kendi başına bu tür inisiyatifi kullanıp bu kararı kullanamıyorsa, bu kararı veremiyorsa, verdiği karardan geri dönemiyorsa, bu cesareti gösteremiyorsa o zaman görev Parlamento’nundur. Parlamento bu konuda yasal düzenleme yaparak mahkemenin bu konuda inisiyatif kullanmasını ortadan kaldırması gerekiyor. Yargılamada ortaya çıkacak sonuca göre bizler de artık gerek Meclis Başkanı gerekse Adalet Bakanı ile görüşmeyi düşünüyoruz.“
METİN İNAN - DİHA/AMED
Sosyalistler de rehin tutuluyor
SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan’ın da aralarında bulunduğu sosyalistlerin yargılandığı Devrimci Karargah davasının ilk duruşması 11-12 Ağustos’ta görülmeye devam edilecek. Avukat Ercan Kanar, „KCK davasıyla Kürtler, Devrimci Karargah davasıyla sosyalistler rehin tutuluyor“ dedi.
İstanbul, Ankara ve Bursa’da Eylül 2010’da yapılan eşzamanlı baskınlarla gözaltına alınarak tutuklanan SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ve TÖP sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu’nun da bulunduğu 22 kişi hakkında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde „Devrimci Karargah örgütü üyesi“ oldukları iddiasıyla açılan dava, 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 1. Devrimci Karargah davası ile birleştirilmesinin ardından 11-12 Ağustos’ta Beşiktaş Adliyesi’nde görülmeye devam edilecek. 7 aylık tutukluluk halinin ardından çıkarıldıkları ilk duruşmada savunma dahi yapılmalarına izin verilmeden yargılamalarının ana davayla birleştirilmesine karar verilen sosyalist siyasetçilerin, 11 ayını dolduran tutukluluk halleri nedeniyle mağduriyetleri katlanıyor. „Örgüt üyesi“ olduklarına delil olarak, „Lice’de havan mermisi ile yaşamını yitiren 14 yaşındaki Ceylan Önkol için İstanbul’da çok sayıda aydın ve sanatçının katılımıyla düzenlenen yürüyüşe katılmaları, Ahmet Türk’e yapılan yumruklu saldırıyı protesto etmek, 2010 Ağustos ayında İstanbul’da yapılan İMF-Dünya Bankası toplantılarını protesto eden gösterilerde bulunmak“ suçlamalarında bulunulan sosyalist siyasetçilerin, Ergenekon davasından da yargılanan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile birlikte aynı davanın sanıkları olması ise davanın en trajikomik yanı.
Kürtlerle ittifak hedef alındı
Davanın avukatlarından Ercan Kanar, Devrimci Karargah davası için „suni bir kurguyla hazırlanmış sanal bir dava“ dedi. Sosyalist siyasetçilerin yargılandıkları davanın 1. Devrimci Karargah davası ile birleştirilmesinin hiçbir hukuki temeli bulunmadığını kaydeden Kanar, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin tutuklamayı „rehin alma“ olarak algıladığını belirtti ve „KCK davası’nda Kürt siyasetçilere uygulanan Devrimci Karargah Davası’nda sosyalist siyasetçilere uygulanıyor“ dedi. Sosyalistlere yönelik operasyonun referandum sonrası yaklaşan seçim arifesine de denk geldiğini hatırlatan Av. Kanar, „Davada sanık konumunda olanlar Kürt muhalefeti ile referandumda paralel davranmış olan siyasi parti ve dergilerdi. Keza SDP ve TÖP yaklaşan genel seçimlerde de Kürt halk muhalefeti ile bir ittifak içerisinde süreci yaşayacaklardı“ diye konuştu.
KCK davasıyla benzer
Dava iddianamesinde sosyalist siyasetçilere yöneltilen suçlamaların hepsinin yasal faaliyetler olduğuna da dikkat çeken Kanar, „KCK davasında uygulanan soruşturma yöntemleri bu davada da sahneye konulmuştur. Genel Başkan ile genel başkan yardımcısının aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri illegal örgüt faaliyetleri olarak gösteriliyor. Newroz’a, 1 Mayıs’a, IMF protestolarına, yargısız infazla katledilen Orhan Yılmazkaya için düzenlenen basın açıklamaları, Anayasa’nın teminatı altında olan bir yasal partiye tanınan imkanların kullanılması sonucu oluşan faaliyetler sanki illegal faaliyetlermiş gibi bu soruşturmada delil olarak önümüze getirilmiş durumda“ dedi.
Av. Kanar, Perşembe günü görülmeye başlayacak duruşmada iki davanın birleştirilmesine yönelik tepkilerini dile getirmeye devam edeceklerini de sözlerine ekleyerek, „Özellikle de Kürt halk muhalefetiyle dayanışma içerisinde özgürlükçü sosyalizmi savunan kesimlere darbe vurmayı amaçlayan davayı“ teşhir edeceklerini belirtti.
Sıra Kimde İnisiyatifi de Mülkiyeler Birliği Lokali’nde dün açıklama yaparak, „komplocular tutukluluğu uzatmaya çalışıyor“ uyarısında bulunarak, kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.
DİHA/İSTANBUL