Dersim’de doğa kırımı politikalarına karşı durabilecek ne bir siyasi parti ne de sivil toplum örgütünü görmek güç. Dersim halkının da yaşananlara karşı sessizliği dikkat çekiyor. Özellikle yaşlılardaki sessizlik büyük bir kaygıya neden oluyor.

 

Semra TURAN

Kürdistan coğrafyasında önemli bir yere sahip olan Dersim, her yıl olduğu gibi bu yılda orman yangınları ile kasıp kavruldu. Yaklaşık üç aydır aralıksız şekilde bölgeden bölgeye süren orman yangınları, bu yıl her yılınkinden kat be kat fazlasıyla yer yakıldı. Havadan ve karadan yapılan bombardıman sonucu çıkan yangınlara yetkililer tarafından müdahale edilmediği gibi gönüllülerin de müdahale etmesine izin verilmedi.

Yangınlarla birlikte birçok yaban hayvanı, endemik bitki türü de kül oldu. İnancını doğadan alan Alevilerin kutsalları dünyanın gözü önünde yakıldı. Elbette ki bu yangınları sadece operasyon sonucu çıkan yangınlar olarak ele almak eksik ve yetersiz kalacaktır.

Sessizlik ve kaygı

Eşsiz güzelliği ile göz kamaştıran Dersim coğrafyasının dağı taşı içerisinde barındırdığı birçok zenginliği, dünya kapitalist şirketlerinin de göz diktiği bir yer olarak bilindiği açık. Bunu yapılan maden ve taş ocakları, HES ve baraj projelerinden de görebiliriz. Bunların kolaylıkla elde edilebilmesi için de ormanlar yakılarak, öncelikle köyler üzerinde baskı oluşturulup boşaltılması hedefleniyor.

Bütün bunlar yaşanırken, Dersim’de bu politikalara karşı durabilecek ne bir siyasi parti ne de sivil toplum örgütünü görmek güç. Ayrıca Dersim halkının da yaşanan politikalara karşı sessizliği dikkat çekiyor. Özellikle yaşları 60 ile 90 yaşları arasında olan yaşlılardaki sessizlik büyük bir kaygıya neden oluyor. Yaşlıların birçoğu Dersim dağlarının 1937-1938’i yaşadığını söylerken, bazıları ise “Daha kaç kez katliamlardan geçirileceğiz, Munzur’un suyu daha kaç kez kana bulanacak” diye yaşananlardan kaygı duyuyor.

   

Tekerrür eden tarih

Yaşlıların kaygıları ile yola çıkarsak, katliamlarla anıldığı kadar direnişiyle nam salan Dersim’de tarihin tekerrür ettiğini söylemek yerinde olur. Operasyon ve bombardımanların eksik olmadığı Dersim dağlarında halk da bir çember içerisine alınmış durumda.

Etrafı dağlarla kaplı olan Dersim adeta açık bir cezaevine dönüşmüş durumda. Bu havayı kente adım atmaz soluyoruz. Birçok kontrol noktasının kurulduğu kent merkezinde kimlik kontrolü yapılmadan içeriye alınamazsınız. Dört dağ içerisinde dediğimiz Dersim’in en yüksek dağ tepelerine de sayısız gözetim kale ve kuleleri dikilmiş.

Dersim artık eskisi gibi değil

Bırakın insanları, hiçbir canlının can güvenliği olmadığı Dersim’de kayyum olarak atanan Vali Tuncay Sonel’e göre ise Dersim artık huzura kavuştu. Kent, dünyaya ihracat ediyor. Ve artık turizm kenti!.. Dersim halkının dahi kendi topraklarında gezmeye korktuğu bu dönemde Dersim’in turizm kenti olarak ana akım medya üzerinde tanıtılması da traji komik…

Baskı, korku, asimilasyon politikasının en üst düzeyde yürütüldüğü Dersim’de artık nefes dahi almak zor geliyor. Doğası ile eşsiz güzelliği sunan, adeta özgürlüğü hissettiğimiz Dersim artık eskisi gibi değil. Barut kokusu sinmiş Dersim’in özgür dağlarına. Dağları asi, Munzur’u hırçın olan Dersim nefes alabileceği günler bekliyor.