Fethullah Gülen kimdir? Bir "Cemaatin" başıdır.

Erdoğan kimdir?

Bir "devletin" başıdır.

Şimdi bu "cemaatin başı" ile "devletin başı" arasındaki benzerliğe bakalım.

İkisinin de "baş" oluşu, kimi "yetkilerine" rağmen "simgeseldir."

Ayrıca, Gülen, "cemaat hukukunun" kendisine verdiği yetkileri kullanır. Erdoğan da "devlet hukukunun" kendisine verdiği yetkileri kullanır.

Ama Gülen de Erdoğan da TC Hükümetinin başını "istifaya" zorlayamaz. TC Hükümetine "işten el çektiremez", AKP Kongresini "toplayamaz". TBMM "İhtisas Komisyonu" üyelerini "huzuruna çağırıp", "başkanlık rejimi için harekete geçin" diyemez.

İkisi de Can Dündar gibi bir gazeteci için "peşini bırakmam, bedelini ödetirim" diye mafya ağzıyla "tehditte" bulunamaz.

Bulunurlarsa, bu denilenleri yaparlarsa ne olur?

"Paralel" olur.

Devletin içinde devlete "paralel" bir başka "iktidar odağı" oluşturulmuş olur.

Türk yargısı adını taşıyan bir takım "özel mahkemeler" şu sıralar ne diyor?

"Gülen terör örgütü" o zamanki Başbakan’ı "devrin Başbakanı" diyerek "devirme, darbe yapma" suçu işledi. Bunu da "devletin organlarındaki paralel yapıyı kullanarak yaptı".  

Gülen bunu yaptı da, Erdoğan ne yaptı?

O da "devrin Başbakanını", "devrin Başbakanı" haline getirdi, AKP’deki ve devletteki "paralel" gücüne dayanarak "Başbakanı devirdi". Hangi güce dayanıyor diye sorarsanız, resmi ağızların ifadesiyle anlatalım: Başbakan’a "bağlı" olan MİT’e, Başbakan’a "bağlı" olan TSK’ya dayanıyor. Malum o MİT’in başındaki şahıs Davutoğlu tarafından milletvekili yapılacakken, zorla onu yeniden MİT’in başına getirdi. TSK’nın "ancak savaş zamanı Başkomutanı olacakken", kendini "Başkomutan" ilan etti. İkisine de ne MİT’in "başı", ne  de "TSK’nın "başı" itiraz bile edemedi. Demek ki, kendisine "bağlı" olmayan bu organlar içinde "paralel" gücü var.. Yetkisi olmadığı halde bunları "sevk ve idare" ediyor.

Yalçın Akdoğan zaten söylüyor: "Etkisi var".

Gülen’in de "etkisi var" değil miydi? Erdoğan da "etkisiyle" paralel iş yapıyor, Gülen de…

Hükümet işlerinden sorumlu olan Başbakandır, Ama Erdoğan Hükümeti yönetiyor. Anayasa’ya göre partisiyle ilişkisi kesilmiş ve partinin başına Davutoğlu geçmiş iken, O AKP’yi de yönetiyor.

Örneğin AB devletleri, "devleti temsil ettiğini sandıkları" Davutoğlu ile "Mülteci" anlaşması imzalıyor. Hiçbir yetkisi olmadığı halde Cumhurbaşkanı Erdoğan bu anlaşmayı hükümsüz kılıyor, AB’ye "sen yoluna biz yolumuza" diye "rest" çekiyor. Dışişlerini yönetiyor. Paralel.

Sonra Hükümet’e "yaptırdığı" Kürdistan seferlerinin "kanlı zaferine" sahip çıkıveriyor: "Binlercesini çukura gömdük" diye bağırıyor.

Gerçekten sen mi "gömdün"?

Vay vay vay… Biz Davutoğlu "gömdü" sanıyorduk. Söylediğin iyi oldu…

Demek ki, yetkisi olmadığı halde, masayı deviriyor, savaş ilan ediyor.

Uzatabiliriz.

Soralım: Bu yazılanlara itirazı olan var mı? Tekraren:

Devlet hukuku ve Cemaat hukuku Erdoğan ve Gülen’e kimi yetkiler veriyor.

Ama bu ikisi de o yetkilerin dışında, örneğin Başbakan’ı devirme yetkisine sahip değil.

Gülen yetkisi dışında Başbakan Erdoğan’a karşı "17-25 Aralık darbesi yapmakla" suçlanıyor.

Erdoğan ise yetkisi dışında Başbakan Davutoğlu’na karşı 4 Mayıs darbesi yapıyor.

İkisi arasındaki "fark" ne?

Ben tam bu soruyu sorduğum sırada, Kuto bağırıyor:

"Fark şu, Gülen’in darbesi başarısız, Erdoğan’ın darbesi başarılı… O nedenle birisi yargılaniy, öteki yargılanamiy…"

Aşk olsun çocuk.

Her neyse…

Demek ki, bir "paralel" gitmiş, bir "paralel" gelmiş. Bir "vesayet" uçmuş, öteki "vesayet" konmuş.

Nereye?

Dün yazdım. Piramidin tepesine, zirvesine, yani "sıfır" noktasına.

Bunu niye yazdım?

Bizimkilere "gaz" vermek için mi?

Hayır.

Şimdi Başbakan olmak ve hükümette bakanlık kapmak için, "en şahsiyetsiz, en kepaze, en zavallı, en suratına tükürdüğünde Nisan yağmuru diyen, en ebleh" aday adaylarını uyarmak için yazdım. Çünkü bunlar Allah’ın ipine değil de, bir faninin ipine sarılmanın, "kıç üstü düşmeye" aday olmak olduğunu anlayamayacak kadar zavallılar.

Eh, serde solculuk var; "ahmak da olsa zavallıya yardım" bizim işimiz.

Onları uyarmak için yazdım…