Dile gelmez anlar vardır insan hayatında. Kelimeler diz çöker, sefilleşir. Dil haykırmak ister. Evren oluşumundan bu yana,  genlerimizden gelen kromozomlar uhte eder kendisine. Bedende ki atom kıvılcımları çılgına döner. Fakat irade ona engeldir. Hücreler tek tek pozisyon alır. Ölümle kalım savaşı kandaki milyonlarca hücreyi meydan savaşına çağırır. Herkes kılıcını çekmiştir. Tıpkı meydan muharebeleri gibidir. Baş komutanlarda seçilmiştir. Bir yanda beynin akıntı sağlayan kablosuz sinyalleri ve tel kanalları öte yandan düşüncenin hakim olduğu irade ve amacı. Herkes dışardan bir müdahalenin kendilerine olduğunu ve bunun önüne geçmenin tüm versiyonlarını düşünür. Vücuttaki hücre organelleri besinleri depolamaya başlar. Hepsi sıranın kendisine geleceğinin sarsıntısı, kaygısı ve hüznünü yaşıyor. Dile gelmez anlar vücutta iç savaşa sebep olur. Kimin gücü kime yeterse. Dışarıda örülen kale duvarları sıkıntılı bir sürecin başlangıcıdır. Şimdi içten beslenmenin zamanıdır. Çünkü dışardan gelen besin kesintiye uğramıştır. Tüm vücut kendi rezervleriyle yaşama mücadelesini vermek zorundadır. İrade tüm akıl kararlarına karşı direnişe geçmiştir.

Dışardan baktığımızda çok basit gürünen ve eklemlerden oluşan beden kendi içinde evreni taşır. Evrende olup bitenler, seller, depremler, Lav patlamaları, suyun hırçınlığı, gök gürlemesi, yağmur yağışı, mevsim değişikleri, güneşin doğuşu ve batışı herşeyiyle birebir insan vücudunda oluyor. İnsanın vücudundaki canlı hücrelerde tıpkı yeryüzündeki farklı canlılar gibi işlevlere sahiptir. Yırtıcı hücrelerden tutalım besin depolama hücrelerine kadar büyük bir döngü. Kılcal damardan akan kan küçük bir nehri, atar damardan akan kan ise bir okyanus vasfını gürür. Sadece damarın bir anda tıkanmasını düşünelim bak bedene neler yapıyor. Yada damarın çatlaması. Bir dağdaki lav patlaması gibidir. Ani bir baygınlığı düşünün. Güneş tutulması olur. Yanlış bir hareket seni ömür boyu tekerlekli sandalyeye mecbur bıraka bilir. En büyük deprem değil mi bu. Vücudumuzun yüzde 70 su. Evrende ki su oranıda hemen hemen aynıdır.

Yaşamın başlangıcı ve bitişide insanın kendisiyle başlar desek belki yanlış olmaz. Herhangi bir şeyin varlığı kişinin kendi varlığıyla anlama kavuşur. Birey var oldukça dünyanın varlığı kendisi için bir anlam ifade eder. Belkide bütün dinlerde bahsedilen dünyanın birgün yerle bir olacağı fikriyatı insanın yaşama gözlerini yummasıdır. Demiştik ya varlığınla anlam kazanan herşey yokluğunla anlamsızlaşır diye.

Bu kadar muhteşem bir gerçeğe sahip olan insan, buna karşı nasıl olurda büyük bir savaşı başlatabilir. Nasıl bu bedeni kendisine esir alabilir. Bedene hüküm edip onu kendisine el pençe durdurabilir. Bir anda yağmurun yağmasını, rüzgarın esmesini, toprağın filizlemesini, güneşin doğmasını ve dünyanın dönmesinin yavaşlandığını ve daha sonrada kesildiğini düşün. Bu binlerce canlı ve cansızın yok olması demektir. Bunu bilen insan nasıl olurda kendi bedenine karşı tüm bunları yavaşlatıp durdurabilir.

Nedir bunun adı? İrademi? Amaç mı? Sevdamı?

Nasıl oluyorda bu insanlar ‘’biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz’’ diyebiliyorlar.

Ve dediler. Başlarken başarmışlardı. Bedenin tüm enerjisini sonuna kadar hisseden ve yaşayan bu Amara yolcuları dün olduğu gibi bugünde başardılar. Bu mücadelenin en büyüğünü kendilerine karşı vererek başardılar. Şimdi bunun sırası mı, başka yolumu kalmadı diyen ben ve benim gibi binlerce kişiye karşı kazandılar. Tecridi en küçük hücresine kadar yaşayan bizlere karşı başardılar. Biz kendimiz tecriti yaşadığımız ve kanıksadığımız için bize karşı başardılar. Kendi tecridimiz bizi rahatsız etmediği için dışımızdaki tecritler normal geliyordu bize. Bizdeki tecridi kırmak için Amara’ya yol alanlar kararlıydı. Uğur Şakar’dan Yonca Akıcı’ya kadar tüm seslenişler ve direnişler bizlereydi. Onların haykırışlarına cevap veren Amara’lı ‘Asıl bundan sonrasında da bana yeterli yoğunluk ve iradeyle eşlik etmenizi de özenle belirtiyor ve umuyorum’ dedi.

Bedene karşı iradenin kararlı direnişi tüm karakolları ve inançsızlıkları yerle bir etti. Onun içindirki “Ey yaşam ya sana özgürlüğü nakşederek yaşayacağım; ya da seni hiç yaşamamış sayacağım” demiş Amara’lı. Bu sözün gereğini yerine getiren açlık grevi direnişçileri hepimize “bir daha düşün ve öyle yürü. Başarmak için başlamak yeterlidir” dedi.