Başbakan, 1 Kasım seçim vaadi olan asgari ücretin 1300 TL olması meselesini Çankaya Köşkü’nde ‘taraflarla’ konuştu. Gazetelerde Davutoğlu’nun konunun konuşulacağı yemeğine işveren, işçi ve esnaf temsilcileri, STK’ların başkan ve yöneticileri ile ekonomiyle ilgili bakanların katıldığı yazılıyor. Haberde Başbakanın hiç kimsenin sözünü kesmeden herkesi dinlediği için toplantının tam 7 saat sürdüğünün altı çizilmiş. 

Özerkliğini açıklayan Cizre, Silopi, Silvan gibi yerler, delik deşik edilmiş evleri, militarize olmuş sokakları, birbirine geçiş için oyuklar açılmış duvarları ile artık birer Suriye kenti görünümünde. Ama daha çok da direnen Kobanê’yi andırıyor.

 Peki, Başbakan işçileri ilgilendiren (ama esas muhatabın sermaye olarak görüldüğü) bir toplantıda "konuşanların lafını kesmemek için" 7 saat boyunca onları dinlerken, Silvan’a niye aynı ‘inceliği’ göstermez; niye özerklik isteyen halkın üstüne tankla, topla, keskin nişancıyla gider?

Hatırlayalım, bundan yaklaşık 3 ay önce Mescit Mahallesi, Azizoğlu meydanında toplanan Silvan halkı demokratik bir şekilde düzenlenmiş basın açıklamasıyla devletin atadığı vali ve kaymakam tarafından yönetilmek istemediklerini ilan etmişlerdi. Kendilerini de, kentlerini de yönetmek istediklerini açıklamışlardı.

Üstelik basın metninde yer alan bu ifadeler HDP tarafından şimdiye kadar girdiği bütün seçimlerde ve bütün seçim materyallerinde açıkça beyan edilmişti. Ne yazıyordu orada; "Yetkinin merkezlerde tek kişide toplanmasına karşı, yerel demokrasiyi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini, yerinden yönetimi, yani öz yönetimi savunuyoruz". İşte örgütlü bir halkın yeni bir yaşam için elzem gördüğü doğrudan demokrasiden yana değişim iradesi, bu ‘ince’ Başbakan’ın hışmına uğramıştı. Bir yandan demokratik özerklik ilanları kriminal ilan edilirken öbür taraftan da devlet güçlerinin faşist saldırıları ile insanlık yerlerde sürükleniyor, askeri yöntemlerle halkın direnişi kırılmaya çalışılıyordu. 

Başbakan öz yönetim iradesi ile ortaya çıkanlara ve onların 1 Kasım seçiminde yüzde 88 oranında desteklediği partisine ‘gelin bir konuşalım’ demedi. Tam tersine "Tek bir terörist kalmayıncaya kadar bu mücadele sürecek" klasik jargonundan dem vurdu. 

Görünen o ki "bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz" zihniyeti hala yerli yerinde duruyor. O yüzden Kürtlerin öz yönetim iradesi başka, asgari ücret meselesi ise bambaşka kulvarlarda ele alınıyor.

İş cinayetlerinde dünya üçüncüsü, Avrupa birincisi olan bir ülkenin sermaye temsilcileri ve devleti işçiler hakkında hiçbir ciddi zorlukla karşılaşmadan ileri geri istedikleri gibi konuşabiliyor, istedikleri kararı alabiliyor. "Yüzde 30’luk bir artışı biz kaldıramayız ihracatımız düşer, iş yerlerimiz batar" diyenler daha bu cümlenin içinde bile asgari ücreti olduğundan büyük gösterip işçinin olan AGİ’yi (Asgari Geçim İndirimi) cebe indirmeye bakıyorlar. Açlık sınırının altında bir ücreti, üstelik bütün üretilen değeri yaratanlara büyük bir ihsan dağıtırcasına verebiliyorlar. Bu da yetmiyor bütçeden sermayeye yeni teşviklerden, kamu emekçilerinin güvensizleştirilmesine, kıdem tazminatından, Özel İstihdam Büroları’na, taşeron sistemine emeğe yönelik sırada bekleyen bütün saldırı başlıklarını da gündem yapıyorlar. Sömürü sisteminin karşısında dikilen kimsenin bulunmadığı, işçilerin ve gerçek işçi iradesinin konuşmadığı bir yerde işte böyle lay lay lom toplantılar yapabiliyorlar. 

Geçmişte Türkiye işçi sınıfı tarihinde tam tersi durumlar vardı. 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi yaşandığında 60 gün sıkıyönetim ilan edilmiş. 1970’lerin tarihsel koşullarında 15-16 Haziran sınıf siyasetinin yasalarla sınırlanamadığı sokağa taştığı bir döneme işaret ediyordu. Yaklaşık 75 bin işçi nehir olup caddelerde aktığında, taleplerini kazanana kadar direniş gösterdiğinde o zamanda devletin zoru tepelerine binmişti. 

Cizre’de, Silvan’da saldıran hükümetin asgari ücret konusundaki demokrasicilik oyununa sahne olmasının, herhalde bu gün işçi sınıfının koşullarının 15-16 Haziran’daki tarihsel avantajlardan ve örgütlülükten yoksun oluşu ile ilgisi var. Karşılarında bir irade olmayınca böyle oluyor. Köpeksiz köy bulmuşlar, değneksiz geziyorlar.