
Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosunun, dolayısıyla AKP hükümetinin Kürtlere karşı yürüttüğü kirli savaşı sürdüreceği anlaşılmıştır. Biz Kürtlere değil PKK'ye karşıyız sözü de safsatadır. Tayyip Erdoğan’ın her gün tekrarladığı tek millet, tek vatan tekerlemeleri tamamen Kürtlerin varlığına, özgür ve demokratik yaşamına karşı ortaya konulmuş bir tutumdur. Zaten Kürt halkının öz yönetimini kabul etmemesi bununla ilgilidir. PKK, siz Kürt sorununu çözün, Kürt halkının öz yönetimini, kendi dili, kimliği ve kültürüyle özerk yönetimini kabul edin, biz kurtlara kuşlara yem olmaya hazırız dese bile AKP iktidarının Kürt sorununu çözme gibi bir yaklaşımı yoktur. Zaten çok makul olan Dolmabahçe mutabakatını reddetmesi Kürtleri bir muhatap olarak görmeme ve haklarını tanımaması ile ilgilidir.
Tayyip Erdoğan bizim MHP ile asgari değil, azami müştereklerimiz var diyerek zihniyetini de tıynetini de ortaya koymuştur. AKP'nin bırakalım Kürt sorununda çözüm zihniyeti ve politikası olmasını, kuruluşundaki yaklaşım ve söylenenlerden bile uzaklaşmıştır. Artık MHP’lileşmiştir. 12 Eylül darbesinden sonra Alparslan Türkeş’in "biz cezaevindeyiz, ama fikrimiz iktidarda” demesi gibi bir durum yaşanmaktadır. Zaten Tuğrul Türkeş’in "babam yaşasaydı benim gibi davranırdı” demesi, bir gerçeği ifade etmektedir. AKP, Özal’ın ANAP’ı gibi dört eğilimi içinde taşıyan bir parti değildir. Artık tek eğilimdir. Bu da Kürt düşmanlığıdır. Erdoğan MHP ile azami müşterek içindeyiz derken bunu kastetmektedir.
Bir zamanlar Fethullahçıların MHP’ye yakın görüşte oldukları ve Kürt düşmanlığında yarıştıkları söylenirdi. Özellikle 2009 yılından sonra AKP'nin Kürt karşıtı politikaları daha fazla gün yüzüne çıkmaya başladı. Fethullahçılarla Erdoğan ve çevresi arasında sorun çıkına kadar Kürt düşmanlığı yapan, Kürtleri tutuklatan, halka baskı yaptıran yargı ve emniyet içindeki Fethullahçılardır biçiminde bir propaganda yapılıyordu. Böyle bir algı yaratılmaya çalışılıyordu. Bu, kısmen de doğruydu. Özellikle Fethullahçılara yakın olan yazar çizer takımının Sri Lanka modelini gündeme getirdikleri ve Özgürlük Hareketi'nin tasfiye edilmesi için çalıştıkları bilinmektedir. Türkiye'de oluşturulmuş şovenizmi ve milliyetçiliği tahrik ederek Kürt düşmanlığı üzerinden kendini güç yapmak isteyen bir politikaları vardı.
AKP içinden ve birçok kurumdan Fethullahçılar tasfiye edilirken, bu defa Erdoğan ve çevresi Kürt düşmanlığının öncülüğünü yapmaya başladılar. Öyle ki, Ergenekoncuları bırakıp "sizleri Fethullahçılar cezaevine attı” deyip, onlarla birlikte Kürt düşmanlığı yaparak yeni iktidar blokunu yaratmaya yöneldiler. Şimdi MHP’yi de yanına alarak Kürt halkının özgürlük ve demokrasi talebine karşı tutumunu daha açık hale getirmiştir. Kürt halkının özgürlük mücadelesine yönelik seferberlik çağrısıyla, MHP’ye yönelik çağrıların aynı günlerde olması Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosunun Kürt düşmanlığını Kürt’ü tümden bitirme biçiminde pratikleştirmek istediğini açıkça ortaya koymuştur. Davutoğlu ve Numan Kurtulmuş gibileri hala Kürtleri oyalamak ve kandırmak için "biz reformlar yapacağız, demokrasi ve özgürlük alanları genişleyecek” deseler de takke düşmüş, kel görünmüştür.
Şu andaki Kürt düşmanlığının ve Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşın öncüsü AKP’dir. Mevcut durumda 1990’lı yılların Çiller’i Kürt karşıtlığında Tayyip Erdoğan’ın eline su bile dökemez. Çiller’in "ya bitecek ya bitecek” tekerlemesini şimdi Tayyip Erdoğan "diz çökecekler” biçiminde telaffuz etmektedir. Tayyip Erdoğan, önünde diz çökülmesinden hoşlanmaktadır. Birçok çevreye bunu yaptırdığından bunu Kürt’e de yaptıracağını sanmaktadır.
Tayyip Erdoğan ve AKP Türk halkını kandırmaktadır. Kürtlerin ne Türkiye halkıyla ne de Türkiye'nin sınırlarıyla sorunu vardır. Kürtler, batısı ve doğusuyla Türkiye ve Kürdistan'ı ortak vatan olarak görmektedirler. Türk halkıyla birlikte bir ortak vatanda yaşama konusunda bir sorunları yoktur. Ancak sorun yaratan AKP ve ittifaklarının Kürt düşmanı politikalarıdır. Politikası ve zihniyetiyle Kürtlerde tepki yaratan AKP hükümetidir. Ne Kürt’ü, ne Kürdistan tek millet ve tek vatan içinde erimeyi ve yok olmayı kabul edeceksiniz dayatması yaparak ayrımcılığı bizzat kendileri yaratmaktadır. Bu açıdan Türkiye halkı bu seferberlik çağrısını fazla ciddiye almayacaktır. Tayyip Erdoğan şovenizmi körükleyerek kendine destek aramaya çalışsa da bu seferberlik çağrısının temeli yoktur. Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı Malazgirt, Çanakkale ve Kurtuluş savaşına benzeterek aslında bu savaşların anlamını basitleştirmekte ve Türkiye halkının sahiplendiği bu değerlere de gölge düşürmektedir.
Tayyip Erdoğan iktidarını tehlikede görünce kendi iktidarını korumayı vatan ve millet koruması gibi göstermeye çalışmaktadır. Kendini iktidarda tutmak için tüm muhaliflerine karşı savaşını Türkiye'nin savaşı gibi göstermekte ve seferberlik çağrısı yapmaktadır. İktidar için her kalıba giren çok tehlikeli bir zihniyet ve kişiliğe sahip Tayyip Erdoğan, kendi hırsı için Türkiye'nin tüm doku ve dengeleriyle oynamaktadır. İktidarda kalmak için MHP’lileşmiştir. Artık AKP mutasyon geçirmiş, tamamen Kürt ve demokrasi düşmanı bir siyasi güç haline gelmiştir. Zaten Türkiye'de demokrasi düşmanı olan Kürt düşmanı, Kürt düşmanı olan demokrasi düşmanı olmak zorundadır. Türkiye'deki zihniyet diyalektiği böyledir. Hem Kürt düşmanı, hem demokrat olunamaz. Hem demokrasi düşmanı hem Kürt dostu olunamaz.
AKP'nin demokrasi ve Kürt düşmanlığına karşı takınılacak tek doğru tutum vardır; o da zaman geçirmeden demokrasi bloğu kurmaktır. Faşist çevreler azami müşterek içindeyseler demokrasi güçleri asgari müşterekte buluşmalıdırlar.