
Urfa doğumlu “Sara Fırat” kod isimli Pınar Tubay, 2008’de PKK ile tanışıyor. 2013 sonuna kadar okula devam ediyor ve Muğla Üniversitesi’ndeyken hem kadın hem de ulusal kimliğinden ötürü arayışlara giriyor. Bu arayışlar devlet baskısıyla birleşince gerillaya katılmaya karar veriyor. “AKP Hükümeti Kürt ailelerin zayıf noktasını kullanıyor” diyen Tubay, son dönemdeki kara propagandaya yanıt veriyor: “Kardeşlik adı altında özel savaş yürütüyor. Son dönem kara propagandaları da bu kapsamdadır. Burada bir zorunluluk yok. Herkes kendi rızasıyla katılım sağlıyor. Sistemin içinde kimliğinden koparılmaya çalışılan gençler, burada kendi kimliği ve özgürlükleriyle buluşuyor.”
Ölü yaşamı ret
Muşlu yurtsever bir ailenin kızı olarak 2013 yılında gerillaya katılan “Neval Muş” kod isimli Songül Aslan, çocukluğundan beri PKK’ye ilgi duyuyor. “Sistemde ölü bir yaşam yaşanıyordu” diyen Muş, buraya gelip o kirlenmeleri kusmanın en doğru yol olduğunu söylüyor. AKP’nin kara propagandalarına da dikkat çeken Muş, “AKP’nin yaptığı halkı kandırma ve özel savaş uygulamadır. Başta kendim, burada sorduğum hiç kimsenin zorla kaçırılmadığını biliyorum. Daha zorla katılan birine tanık olmadım. Buraya gelenler devletin uyguladığı kirli politikalara karşı mücadele etmek için geliyor. Tam tersi devlet zorla gençlere yozlaşmayı, uyuşturucuyu, fuhuşu ve sömürgeci yaşamı dayatıyor” diyor.
Özgürlük umudunu güçlendiren
Devletin yoğun baskıları sonucu Bingöl’den göçertilen bir ailenin çocuğu olarak 1990 yılında İzmir’de dünyaya gelen “Erdal Bingöl” kod isimli Şafak Güncü, ilk ve orta eğitimini burada tamamlamasının ardından Denizli Pamukkale Üniversitesi İşletme Bölümü okur. Gençlik çalışmaları sırasında bir süre tutuklanarak Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde kalan Güncü, yaşanan baskılar ve asimilasyon politikalarına karşı 2013 yılında Amed üzeri gerillaya katılır. Gerillaya katılımın anlamının büyük olduğunu kaydeden Bingöl, “Bu yaşama gerekli anlam verilirse gerçekten çok kutsal bir yaşamdır. İnsanın özgürlük umudunu ve yaşam değerlerini güçlendiren bir yaşamdır” diye vurguluyor.
Devlet böyleydi, AKP de
“Rohat Amigra” kod isimli Osman Alın, 2013 yılında Koceli Üniversitesi’nden PKK saflarına katılır. Şuan devrede olan karalama politikalarının devletin eskiden beri başvurduğu kirli savaş yaklaşımının bir parçası olduğunu belirten Alın, şunları dile getiriyor: “Devletin yeni olan bir yaklaşımı değil. Çıkışından bu yana AKP Hükümeti de bu politikaları uyguluyor. AKP böyle bir kara propagandaya yöneleceğine bu katılımları sağlayan nedenlerin ne olduğunu sorgulamalıdır. Kürt halkına yönelik baskılar ve soykırım politikaları sürdüğü ve statüsüz kaldığı sürece bu katılımlar devam eder. Çünkü gençlerin önünde başka seçenek yok. Demokratik mücadele kanalları da tıkalı. Hala demokratik eylemlerde insanlar katlediliyor. Katılmayıp da ne yapacak, nasıl bir mücadele verecek?”
Tek yol kalıyor
“Ali Rizgar” kodlu Emrah Dede ise Urfa’nın Siverek İlçesi doğumlu. 2000 yılında ailesiyle birlikte ekonomik nedenlerden ötürü Mersin’in Tarsus İlçesi’ne göç etmişler. PKK ile daha yakından tanıştığı dönemin burada başladığını kaydeden Dede, şunları söylüyor: “Bu üniversite yıllarına kadar sürdü ve üniversitede bazı sorunlarla yüz yüze kalınca daha ileri bir ilişkilenme gelişti. Çünkü bulunduğumuz Antalya Üniversitesinde çoğu zaman ırkçı saldırılar gerçekleşiyor ve bize karşı ayrımcılık yapılıyordu. Bütün bu baskılar altında bir tek yol kalıyor. O da direnmek ve mücadele etmek. Bundan ötürü tutuklanarak bir süre İzmir Kırıklar F Tipi Cezaevi’nde kaldım. Burada daha güçlü bir şekilde mücadele etme kararına ulaştım. PKK’nin çocukları kaçırdığı yönündeki karalama kampanyalarını bir tarafa bırakırsak, şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Devlet, dağa çıkmaktan başka kapı bırakmıyor. Mücadele etmenin ve onurlu bir yaşam sürdürmenin başka yolunu bırakmıyor. Söylediğin bir kelimeden ötürü cezaevine atılıyor, darp ediliyor, işkenceye maruz kalıyor ya da ırkçı-faşist saldırılarla yüz yüze kalıyorsun.”
ÇETİN DEVRİM/BEHDİNAN