Doğu Kürdistanlı (Rojhilat) yönetmen Hiwa Aminnejad geçtiğimiz haftalarda “Zilamên me Bireqsin” (Erkeklerimiz Dans Etsin) filmiyle Filmamed Belgesel Film Festivali’ne katıldı. Festivalde konuştuğumuz Aminnejad, belgeselde üretim ilişkileri ve sosyal hayatın içindeki kadın erkek ilişkilerini anlattığını kaydetti. Aminnejad, kadının üretim ilişkileri içindeki önemini belgeselde sembolik ve şiirsel anlatım diline yer verdiğini belirtti. Bu anlatımı sadece estetik bir ifade biçimi olarak değil biraz da İran rejiminin uyguladığı baskıdan kurtulmak için kullandığını ifade eden Aminnejad, filme ve İran’daki sanatsal yaşamına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.


Hangi fikirden yola çıkarak böyle bir temayı ele aldınız?

İlk olarak Kürt giyim kuşamıyla ilgili bir çalışma yapma fikri vardı. İlkin bunun gözlemini, araştırmasını yapmak için İran Kürdistanı’nın Bana bölgesine gittim. Orada çalışanların hepsi kadındı. Dikkatimi çekti bu durum. Daha önce farklı yerlerde Kürt giyim kuşamının nasıl üretildiği, ortaya çıkarıldığı, emek verildiğini anlatan, o havayı yansıtan bir çalışmaya rastlamadım. Ben de bu havayı yakalayıp yansıtmak istedim. Bunun bilinciyle hareket ettim.

Filmde üreten kadın ile dans eden erkek figürünü görüyoruz. Bu neyi simgeliyor?

Benim filmimde iki atmosfer var. İlk bölümde kadınlar çalışıyor. Üretim süreci içinde bir ahenk ve ritim fark ettim. Onlar belli bir ritimde ve hızlıca çalışıyorlardı. Ben de filmimin onun gibi bir ritme kavuşmasını istedim. Amacım bir ses vermek değil, atmosferi verebilmekti. Filmin ilk aşamasında orada çalışan insanları görüyoruz, diğer bir atmosferde ise o çalışanları dans eder gibi vermeye çalıştım. O ritimden bir dans ritmi ortaya çıkarmaya çalıştım. Bu iki atmosfer bir efektle birbirine bağlandı. 


Kadının üreten yanını göstererek ne anlatmak istiyorsunuz?
İnsanlar kadın haklarını savunan feminist bir film yaptığımı sanıyorlar. Benim böyle bir amacım yok. Benim vermek istediğim mesaj şu: Kürt dansı, ritimlerini daha çok doğadaki mücadeleden alan sert figürleri olan bir dans şekli. Orada erkekler köye karşı dans ediyorlar. Erkekler, hem kendi değerlerinin korumanın hırçınlığını veriyorlar, hem de kadınlara teşekkürlerini sunuyorlar.

Öte yandan böyle bir anlam çıkmaz mı, bütün işleri kadınlar yaparken, diğer yandan da erkekler hiçbir üretimde bulunmadan sadece dans ediyorlar...
Ben sizin bahsettiğiniz hiçbir anlamı düşünerek o filmi yapmadım. Bunları düşünmedim, ama herkes baktığı zaman kendi anlamını bulsun diye yaptım zaten. Filmin alt okumaları geniş olabiliyor. Çoğu yönetmenin amacı da budur. O alt okumalarda izleyici kendi okumasını bulabiliyor.

Peki o dans edenler kadın olabilir miydi?

Öyle bir toplumda film yaptım ki, o toplumda kadının hiçbir rolü, söz hakkı yok. Bu atmosferi vermek istedim. O toplumu harekete geçirmek, mesaj vermek için de bu filmi çekmedim. Varolan bir gerçeği topluma sundum. Elbette onun içinde sosyal mesajlar olabilir. Bir şeyleri eleştirmek ya da eleştirmemek için yapmadım. Ben oradaki toplumsal gerçeği sanatsal bir dille, işleyişle aktarmak istedim.

Orada halay çekerlerken karşıda bir kartal figürü var, erkeklerin halay figürleri ile kartal figürü arasında nasıl bir bağlantı kurdunuz?

Kartal, doğada ve Kürt bilinçaltı ile birlikte tarihinde önemli bir motif ve semboldür. Birçok Kürt sanatçının çalışmasında, şiirlerinde simge olarak rastlıyoruz. Kartal, doğanın içinde yürütülen gücü ve mücadeleyi temsil eder. Kürt dansının da öyle bir özelliği var. Kürt dansı, folkloru doğadan bir canlının hareketlerini kendi içinde barındırır. Aynı zamanda o canlının doğa içindeki mücadele biçimini ve ruhunu kendi yaşam alanına yansıtır. Ben de böyle bir ilişkilendirme içinde kartalı vermek istedim.

Sembolik anlatımlar üzerinden mesaj veriyorsunuz. Şiirsel bir anlatım kullandığınızı söyleyebilir miyiz?

Evet şiire benzetebiliriz anlatım biçimi olarak. Her kısa film çalışması (minimalist sanat), çok büyük, uzun yapılabilecek sorun ya da hikayeleri minimize ederek sembolik yöntemlerle anlatım biçimidir. Mesela orada kullandığım bütün görüntülerin her karesinin montajlama biçimi bir anlatıdır. Mutlaka onu oraya koyarken anlatmak istediğim bir şey var. Kısa filmler, toplumun geneli için değil, bilinçli ve okuyabilen insanlar içindir. Herkes o anlamları çıkaramayabilir. Sinemayla ilgisi olmayan insanlar bunu anlamlandırmada zorlanabilir. Minimalist sanat, bir hikayenin şiir gibi simgesel motiflerle, en öz şekli ve yoğun bir alt okumayla yapılmasıdır.

İran’daki baskıların bu sembolik anlatımı kullanmanızda etkisi var mı?

İran sanatına bakarsan, sembolik sanattır. Çünkü sanatçılar rahat konuşamıyor. Sadece Kürtler açısından değil bütün halklar simgesel motiflerle yapıyor. Bu şiirsel, sembolik dil ile konuşmayı öğreniyoruz. Diktatör rejimden dolayı kimse kendini özgür ifade edemiyor. Şiir ve öykü yazan, film çeken için de geçerli. Mesela Hafız, Hayyam, Sadi, Muvlevi gibi tüm büyük şairlerde de öyle. Simgesel bir anlatımla işlerimizi yapıyoruz. Bu bir yöntem olmuş. İnsanın kendini ifade etmesi önünde hayati bir engel var. Bu engeller bütün yaşamsal üretimleri olduğu gibi sanatı da etkiliyor. Biz  de bunun etkisinde kalıyoruz. İktidarın baskısından kurtulmak için simgesel anlatım kullanıyoruz.
Belgeseller gerçekleri ortaya koyarak vurucu bir sistem eleştirisi yaptığı için iktidarlar korkuyor ve bu alanın hep geri kalmasını istiyorlar. Bu alan güçlendikçe iktidarlara karşı mücadele ve onlara eleştiri getirme, toplumu daha ileri bir aşamaya taşırma gerçekleştirilecektir.

Filmi neden diyalogsuz ve çok kısa çektiğinizi öğrenebilir miyiz?

Sinema, görsel bir sanattır. Bu alan içinde anlatmak istediklerimi diyalog ile değil görüntü-fotoğraf ile vermek istiyorum. Zorunlu kalmadıkça diyalog kullanmıyorum. Onu diğer sanatlar roman, hikaye, şiir vb. zaten yapıyor. Sinemada görsel bir anlatım söz konusu olmalı. Aynı zamanda kısa tuttum. Kısa filmde, en kısa sürede en iyi şekilde ifade etmek önemli. Benim elimde bunu çok uzun yapacak materyal vardı. Fakat montaj yapıldığı zaman, bütün o görüntülerin içinden bu kadarının yeteceğini düşündüm. Bu filme ne koyarsam tekrar ve izleyiciyi yoran bir şey olacak dedim. Gerek duymadım, anlatmak istediğimi 5 dakikada anlattım. Minimalist sanat bu.  

Birçok kısa filmi var
Doğu Kürdistan’ın Bane şehrinde 1973 yılında dünyaya gelen Hiwa Aminnejad, yönetmenlik deneyimlerini Tebriz’deki Genç Sinema Kulübü’nde aldı. 1998-2001 yılları arasında fotoğrafçılık yapan Aminnejad, 2001 yılında “Parazit” adlı kısa bir film çekti. Aminnejad, daha sonra 2003’te ‘Kibritteki Ateş’ adlı kısa filmiyle İsfahan Genç Film Festivali’nde en iyi sinematografi ödülünü aldı. Yönetmen ayrıca 2004 yapımı ‘Efsun’, 2005 yapımı ‘Diktatöre Kına Yakmak’ ve 2007 yapımı ‘Kerkük İçin Dört Dua’ adlı filmlere imza attı.


ÖNDER ELALDI