ROJBÎN EKİN
Başûr Kürdistan, 30 Eylül’de sandık başına gitti. Siyasi, ekonomik ve toplumsal krizin gölgesinde gerçekleşen seçimlerin halkın beklentilerine umut olduğunu söylemek zor. Parti liderleri halkın iradesinden söz etse de, halk ülkelerine bir türlü gelmeyen demokrasiye, özgürlüğe ve eşitliğe hasret. Oysa Başûr halkı kendini yönetebilmek için ne çok bedel verdi. Başur’un her karış toprağında Enfal ve Halepçe’nin üzerlerine sinen izleri silemedi.
Halepçe’nin kayıp çocukları “bir gün birileri gelip beni bulur” umuduyla büyüyor. Yarım, eksik öylece bir eşikte duruyor. Enfal’in yaralarını saramayan kadınlar hala suskun. Yaşadıklarını, onlara yaşatılanları anlatırlarsa insanlık utanır diye dillerine mühür vurmuş gibiler…
Başûr Kürdistan halkının BAAS rejimine karşı direnişini takip eden, yakından tanıklık eden ve okuyan herkes bilir bunu. Zincirlere vurulmuş bir hayattan azade olma tutkusuyla, her şeyi göze olarak direniş.
Günümüzde ise Başûr’a baktığımızda halk ödediği bedellerin karşılığında siyasi parti liderlerinin dar çıkarcı politikalarıyla, özgürlüğe ihanet edenlere karşı öfkeli. Bunu da seçimlerde sandığa gitmeyerek gösterdi. 30 Eylül günü gerçekleşen seçimlerde katılım oranı, halkın siyasi parti liderlerinden, iktidar elitlerine rağmen hareket etme kararı aldığını gösteriyor. Seçim günü Başûr Kürdistan’da yayın yapan bir TV kanalının Silêmanî’de sandık başına gitmeyenlere yönelttiği “neden oy kullanmadınız?” sorusuna verdikleri cevap çok açıklayıcı ve hiçbir yoruma yer bırakmıyor.
İçlerinden birinin aklımda kalan sözleri şu şekildeydi: “Neden ve kim için oy vermeye gideyim? 25 yıldır oy verdiklerimizin bize nasıl bir gelecek tesis ettiklerini gördük. 700 aday var, ama her 700 kişi de aynı akılla hareket ediyor ve geldikleri yer aynı. İçlerinden bana umut veren bir tek kişi bile yok. O yüzden oy kullanmayacağım, bu ülkede bir şeylerin düzelmeye başladığını görmeden kimseye oyumu vermeyeceğim.”
Halkın büyük bir kesimi böyle düşünüyor ve bu sözleri sarf etmekten artık çekinmiyor. Hiçbir korku bağlamıyor onları. Çünkü artık bir şeylerin değiştiğini görmek istiyor. Kuşkusuz bu değişim gücünün mevcut partiler ve iktidar güçleriyle de olacağına da inanmıyor. Değişim talebinde bulunurken, kendisine dönüyor ve değişim rüzgarını Başûr Kürdistan halkının kendi öz iradesiyle gerçekleştirebileceğine işaret ediyor.
Seçimlerden çıkan sonuç ve son 4 yıldır yaşanan siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz, Başur Kürdistan açısından demokratik bir değişimin artık kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Partisel, ailesel ve aşiretsel çıkarlar yerine halkın taleplerine dikkat edilip bu temelde bir birlik sağlanırsa Başûr Kürdistan büyük bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu kazanımları koruyabilir. Aksi durum hem içeriden hem de dışarıdan daha fazla saldırılara açık hale getirir ve mevcut kazanımları da kaybetmesine yol açar.
Başûr Kürdistan’ı daha kritik bir süreç bekliyor. Mevcut krizlerin aşılmasında birlik, dayanışma ve demokrasi kültürünün geliştirilmesi, kalıcı bir sisteme dönüştürülmesi kaçınılmaz artık.