Irak ordusunun Haşdi Şabi milisleriyle bir kaç saat içinde Kürdistan’ın bir bölümünü yeniden ele geçirmesi tüm dikkatleri üstüne çeken bir gelişme oldu. Bunu hemen herkes İran ve Irak’ın zaferi, Kürtlerin kaybı olarak yorumladı. “Türk gardaşlarımızın” Kürt ilişkilerinden sorumlu aklı bir incir çekirdeğini ancak doldurur. Onlar sadece Kürt anasını görmesini bilir. Bu son gelişme Kürdistan’daki ayaklarını kestiği halde onlarda zafer ilan etti. Gerçekte kazananın ve kaybedenin kim olduğunu tabii ki Kürt halkının tutumu ve mücadelesi belirleyecektir. 

Başur neden birkaç saat içinde değişiverdi? Ellerinde onca silah, peşmerge, para varken neden böyle oldu? Aile, aşiret çıkarlarını milliyetçi söylemle dilendirenler, halka güvenmek yerine düşmanlarıyla işbirliği yapmayı siyaset sanan Kürtlere göre “ne yapalım düşmanlarımız birleşti, silahları da çoktu, diğer aile hainlik etti, ABD’de destek vermeyince böyle oldu.”  Bunlara göre siyaset dış destekle devlet olmaktır. Bunlar her şeyi bildiklerini, Kürtlerin tek savunucusu ve önderleri olduklarını sanır. Bunlar kendilerine yapılan en ufak eleştiriye Kürt davasına karşıtlık derler. Bunların zengin ulus olmaktan anladıkları ev ve araba almak, milyar dolarları Türk ve Avrupa bankalarına yatırmaktır. Çağdaşlaşma denilince de anladıkları “Mall” yani AVM yapmaktır. İşte yaşanan bu son kaybın gerçek nedenleri halen dahi tartışılmıyorsa sebebi bu anti demokratik akıldır. 

Kimse pek dillendirmiyor fakat Başur en az on yıldır zaten Kürtlerin elinden çıkmıştı. Hewler-Duhok TC’nin, Silemanî İran’ın olmuş, genel siyasi hava ise Irak devleti lehinde esiyordu. Bu tespitin bir kanıtı daha var ki duymamış Kürtlerin çok tuhafına gidecektir; Başur halkı içinde “Saddam katildi ama kanunları vardı, Saddam rejimi daha iyiydi” diyenlerin sayısı her geçen gün daha da artmaktadır. Bunun nedenini halk yıllardır “gendeli, bertil û wasıta” yani yozlaşma, rüşvet ve adam kayırma olarak dilendirip durmaktadır. 

Başur’da Irak Kürtler haricindeki diğer tek hakim güç olacak gibi. Irak hükümetinin son hamlesinden sonra Başur halkında adil ve kardeşlik içinde kalmak şartıyla bir beklenti oluşmuştur. Şayet Irak mali ve ekonomik olarak Kürdistan bölgesinde yeni adımlar atarsa çok daha fazla şey değişecek gibi görünüyor. Ayrıca Irak Başur’da TC ve Erdoğan ailesi ile kanun dışı ticari ilişkilere girmiş kimi siyasetçi, aile ve kişileri “hırsızlık ve yolsuzluktan” soruşturursa, Başur halkı içinde Irak lehinde durum çok ama çok değişecektir. Halk içinde böyle bir söylenti ve beklenti dilendirilmeye başlandı bile. Bu adımlar Irak devletinin Kürt halkına uyguladığı soykırım ve saldırılarının özeleştirisini içerecek politikalarla beslenirse bunun Kürtler içindeki karşılığı daha farklı olacaktır.

Referanduma katılımın beklenen ve istenenin çok altında olduğunu bilmek gerekir. Irak devleti Kürdistan’a saldırı cesaretini Başur halkının yerel hükümete tepkisinden almıştır. Referanduma katılım yüksek olsaydı saldırı olmaya bilirdi. ‘Tüm dünya istememiş buna rağmen Barzani referanduma gitmiş ondan böyle oldu’ tespit ve değerlendirmeleri tümden olmasa da önemli oranda yanlıştır. Gerçek olan Kürdistan halkının referandum istememesiydi. Dünyaya rağmen değil halka rağmen referanduma gidilmiş olması yaşananların en önemli sebebidir. Başur halkı demokratik birlikten yanadır. Başur’da siyaset ve siyasi partiler çok zayıf oldukları için halkın bu talebi dillendirilemedi. Muhalif olanlar hainlikle suçlanınca referanduma karşı çıkmak isteyenlerde sustu. 

Dünyanın beli başlı siyasi merkezlerinin ve bölge ülkelerinin referanduma karşıtlığı KDP ve liderliğinin üçüncü dünya savaşı denilen günümüz gelişmelerini doğru okumaması, elde etiklerinin aslında konjonktürel durumdan kaynaklandığını anlamamasından doğmuştur. Irak’ı Kürtlerle dize getirme dönemi kapanmıştır. Barzani bunu görememektedir. Barzaniye duyulan güvensizliğin belki de en önemli sebebi Barzani ailesi ve KDP’lilerin, TC-Erdoğan ailesi ile ilişkilerinden kaynaklanmıştır. Ortadoğu’da aile, aşiret odaklı devlet ve siyasi yapılar aşılıyorken, Erdoğan ve TC yönlendirmesiyle Başur’da tam tersi bir gelişme yaşandı: Parlamento, hükümet ve bölge başkanlığı adeta lağvedildi. Bir kaç Barzani ve etraflarındaki bazı mesuller her şeyi belirler oldu. adeta prenslik ilan edildi. Bu bölge ile ilgilenenlerde kuşku ve güvensizliklere neden oldu. Dar bir gurup kendi iktidar ve çıkar kavgasını halka Kürt ve Kürdistan davası olarak anlatı. 

Son gelişmelerde KDP ve YNK arasındaki eleştiri ve suçlamalar halkta “bu bir iktidar savaşıdır bunun halkın ve ülkenin çıkarları ile bir ilişkisi yoktur” düşüncesini oldukça geliştirmiştir. Bunun için halkın ezici bir çoğunluğunda “kim gelirse gelsin” duygu ve düşüncesine yol açmıştır. Dolayısıyla Kürtler için en büyük tehlike acı ve trajedi Irak ordusunun Haşdi Şabi ile ülkenin bir bölümünü işgal etmesi değil 1992’den itibaren Başur Kürdistan’ının önemli bir bölümünde hükümet olmuş ve 2003’den bu yana da federal bölgeye dönüşmüş Kürt idaresinin halk nazarında anlamsızlaşması, “böyle olacaksa Kürdistan hiç olmasın daha iyidir” noktasına gelinmiş olmasıdır. Kürt aydınlarının Başur değerlendirmeleri duygusal ve milliyetçilikten uzak olur Başur siyasetinden kaynaklanan bu noktalara odaklanırsa daha geliştirici ve kazandırıcı olacaktır. 

Başur’da yaşananlar Dört parçanın kaderinin birbirine bağlı olduğunu bir kez daha gösterdi. Ancak Başur siyaseti bunu hiç dilendirmiyor. Olup bitenler karşısında doğru değerlendirmelerin halen yapılamıyor olması, ulusal birliğin öneminin ifade edilmemesi yaşananların nereden ve kimden kaynaklandığını çok açık göstermektedir. 

Bundan sonra ya Kürt sorununu Irak’ın demokratik birliği içinde çözecek siyaset devreye girer ya da Kürt halkı kimliğini ve çıkarlarını “Kürt ve Kürdistan” diyerek halkı aldatanlar yerine doğrudan Irak devletiyle yürütmeyi seçecek gibidir. 

Asıl kaybın halkın Kürt siyasi yapılarına duyduğu güvensizlik olduğunu bir an bile olsa unutmamak gerekir. Bunun birinci derecede sorumlusu KDP çizgisi ve liderliğidir. Samimi bir özeleştiri ile bunu düzeltmek yerine diğer kesimleri tehdit etmek ve kendini görmez bir dil kullanmak sorunları daha da ağırlaştıracaktır. Ve nihai kayıp işte o zaman yaşanacaktır.