Başur’da bağımsızlık referandumunun tarihi açıklanalı neredeyse 20 gün oldu, ancak halk içinde büyük heyecan ve coşku bekleyenler umdukları karşılığı şimdiye kadar pek bulamadı. Zira taksi şoföründen seyyar satıcısına, sokaktaki vatandaştan siyasetçisine kime referandumla ilgili fikri sorulsa konunun toplum içinde epey sorgulandığı anlaşılır. Sorgulanan, bağımsızlığın kendisi değil. Başur toplumu bu konudaki tutumunu zaten 2005 yılındaki halk oylamasında ortaya koymuştu. 2 milyon kişinin katılım sağladığı bu referandumda açıklanan sonuçlara göre yüzde 98.98 bağımsızlıktan yana oy kullanmıştı.
Peki öyleyse sorgulanan ya da halkın kafasında soru işareti yaratan nedir? Ya da toplum referandum meselesini nasıl tartışıyor? Demokratik Gelişim İçin Çalışma Enstitüsü (W.I.D.) tarafından önceki gün Süleymaniye’de düzenlenen panel bu konuda bazı fikirler sundu. W.I.D. Başkanı Aşitî Abdullah’ın yönettiği, gazeteci-aktivist Niyaz Abdullah ve Halepçe Üniversitesi öğretim görevlisi Ahmet Mîre konuşmacı olarak katıldığı tartışmada ifade edilen temel argüman, çelişki ve sorular şöyle:
* Yapılacak bir referandumun Kürdistan halkı için somut ve pozitif bir sonucu olmalı. Ancak yetkililerin açıklamalarına bakıldığında kısa vadede referandumun halk nezdinde bir etkisi olmayacaktır.
* Referandum kararı verilirken Başur’un ekonomik, siyasi ve güvenlik koşulları ne düzeyde hesaba katılmış? Referandumun ekonomi, siyaset ve güvenlik üzerindeki etkisi ne olacak?
* Referandum neden Başkanlık ve Parlamento seçimlerinden önce yapılmak isteniyor?
* KDP lideri Barzani 2013’te Başkanlık süresinin iki yıl uzatılmasına gerekçe olarak çözülmesi gereken acil sorunları öne sürmüştü. Ancak aradan geçen dört yılda bunlar çözülmedi. Ne Şengal ne Kerkük sorunu ne de Bağdat’la ilişkiler çözüldü.
* Barzani son dönemde dış yayınlara referandumla ilgili röportajlar verirken, şimdiye kadar konuyla ilgili hiçbir Kürt yayınına konuşmadı. Bunun sebebi nedir?
* KDP referandumla ilgili ya ciddi değil ya da dış güçlerin yaklaşımını okuyamıyor. Diplomatik dil ile siyasi tutum arasında fark var. Son bir yılda sözde bağımsızlık için uluslararası düzeyde o kadar lobi yapıldı, sözde bütün dış güçler bu konuda destek verdi. Oysa şimdi sırasıyla önde gelen tüm dış güçler karşıt açıklamalar yapıyor.
* Federe Kürdistan Bölgesi’nin lobisi yok. Partilerin lobisi var, o da maddi güce bağlıdır.
* 2005’te yapılan referandumda Başur’un ekonomik durumu, güvenliği, siyasi istikrarı, Bağdat ile ilişkileri ve dış desteği daha iyi durumdayken bağımsızlık için o zaman neden somut adımlar atılmadı? Bu konularda durum her zamankinden daha kötü iken neden şimdi referandum kararı alındı?
* Kürdistan Bölgesi Seçim Komisyonu referandum için hala Bağdat’a başvurmamış, seçmen kayıtları oluşturulmamış. Bu, referandum konusunda ciddi olunmadığının işareti olarak okunuyor.
* Referanduma gidilse ve halktan büyük destek alınsa bile bağımsızlık için adımlar atılacak mı? Bundan kuşkulu çoğu kes.
*Referandum kararını alan bileşen yasal ve meşru değil. Kararı alanların tümü erkekti ve halkı temsil etmiyorlar.
*Referandum kararını alanlar hala töhmet altındalar: 1996 iç savaşı, 31 Ağustos katliamı, gazeteciler üzerindeki terör, siyasi cinayetler vb. konularda hala bir hesaplaşma ve yüzleşme yaşanmamıştır. Kadınlar, gazeteciler hala katledilirken nasıl referandum kararı alınabilir?
* Halkın bir kısmı ciddi kaygı ve kuşkular yaşıyor. Bunlar görmezlikten geliniyor. Oysa özellikle medya bu konuda rolünü oynayıp halkın sesini yansıtmalı.
*Halk muhatap değil. Referandum, halkın meselesi olarak ele alınmıyor. Bir grup siyasinin meselesi olarak ele alınıyor.
Gazeteci, aktivist, öğrenci ve aydınların konuyla ilgili temel soru işaretleri böyle. Üstüne yorum yapmadan noktalı bir virgül koyuyorum. Haftaya sokağın bu konudaki düşüncelerini aktarmaya çalışacağım.