Mazlum MAMXURÎ
Başlamadan önce yazımız itibariyle Hakan Yaman’dan "soysuz edebiyatı" üzerine kısa bir kesit ile başlayalım.
"Bir köke bağlanmayan, temelsiz, dayanaksız, geldiği ve gittiği istikâmet belirsiz her meseleye ‘soysuz’ damgası vurulsa yeridir. Soysuz felsefe, soysuz ideoloji, soysuz tarih, soysuz iktidar, soysuz muhalefet, soysuz edebiyat ve tabii soysuz insan…
Bugünün edebiyatı soysuzdur. Çünkü edebiyatın kökleri insan ruhunun derinliklerindedir. İnsanı bütün sıcaklığı ile duymanın, bütün realitesiyle yaşamanın yolu edebiyattan geçer. Edebiyat, insan ruhunun derinliklerinden aldığını yeni bir terkip içinde ona iade eder ve şahsiyeti beslemenin, insanı tanımanın ve zenginleştirmenin başlıca unsurlarından birisi olur. Soylu, halis edebiyat budur.
Gerçek edebiyat laf kalabalığı değil, ‘güzellik usulüyle’ mesele konuşmanın ilmidir. İnsanın her meselesi edebiyatın meselesidir.
İnsana değer vermeyen, onun maddi manevi meselelerine sırt çeviren, orijinal bir kafa ve köklü bir kültüre dayanmayan, inanmadığı değer ve hissetmediği duyguların ticaretiyle beslenen edebiyat ‘SOYSUZ’ edebiyattır ve ulûfeyle, bahşişle yaşayan besleme yazarlara ancak böylesi yakışır…"
Şu an tüm insanlığın gündemi Covid-19 virüsü. Ancak Kürt halkının en temel gündemi ise hastalıktan çok Türk devletinin Kürt düşmanlığıdır. Tabi Kürdistanlıların bu faşizme karşı geliştirdiği mücadeledir. Virüsün yaygın olduğu bu süreçte TC’nin Kürt düşmanlığını temel haline getirmesi artık tedavi edilemez bir hastalık haline gelmiştir. Kürdistan tarihinde Türk düşmanlığı hiç olmadığı kadar cumhuriyet ve sonrasında bu coğrafyada kendisini bariz hissettirmiş ve göstermiştir. Açıkça kendisini Kürt düşmanlığı üzerinden şekillendiren bir Türk tiplemesiyle karşı karşıya olduğumuz geçmiş, güncellik itibariyle somutluk kazanan bir realitedir. Gelişen tüm imha inkar asimilasyon v.b saldırı ve yönetimlerin tarihsel intikamıdır Kürdistan Özgürlük Hareketi.
Kürt düşmanlığına karşı mücadelenin bilinç ve yolunun, halk ve direniş gerçekliklerinin bir sentezidir PKK ve Önderliği. Bundandır ki gerek faşist Türk devleti gerekse de uluslararası güçler Kürt ve Kürdistan düşmanlığını tarihte olamadığı kadar zirve düzeyine çıkarıp en kirli yol ve yöntemler mücadelenin önüne ket vurmaya çalışmaktadır. TC devletinin tarihsel düşmanlığı her zaman ve her an güncelliğini koruyarak devam etmiştir. Pozisyon ve konumu biçim değiştirmiş ise de, özü hep aynı tempoda ve aynı düzeyde kalmıştır kalmaktadır.
Soylu denilen ucube, ne idüğü belirsiz, sokak soytarısı adında bir içişleri bakanı var. Her gün ağzında salyalar akıtıp halkımızın tüm değerleri ve değerlilerine dil uzatma peşinde. Sadece halkımıza yönelik değil, Türkiye halklarına da fütursuzca saldırmaktadır. Türkiye tarihinde gelmiş geçmiş en düzeysiz, karaktersiz bakanı olmasından kaynaklanıyor. Düşmüşlüğün ve acizliğin göstergesi olarak bu halkın evlatları olan Kürdistan özgürlük güçlerinin cenazelerinin fotoğraflarını teşhir etmekle tehdit ediyor. Bu dil bizlere bir kez daha gösterdi ki TC devleti ve onun faşist iktidarının Kürdistan özgürlük güçleri karşısında ne denli yenilmiş olduğunun açık bir göstergesidir. Yine bu bakan Kürdistan Özgürlük Hareketini bitirme takvimi oluşturuyordu ne hikmetse bu takvim de unutuldu.
Konumuz itibariyle aydınlatıcı olması açısından açıklamasını aynen burada olduğu gibi paylaşmak gerekirdi, ama duyulması dahi insanın midesi kaldırmıyor olması nedeniyle yazma gereği duymuyorum. Tarihsel düşmanlık öyle bir düzeye gelmiştir ki artık kirli pratiklerini kamuoyundan saklama gayretinde dahi bulunma zahmetine girmiyorlar ve ne hikmetse yaptıkları herşey alkış almaktadır. Zira toplumun önemli bir bölümüne faşizm ve düşmanlık kodlaması yapılmıştır. Bu nedenle de T.C devleti bir devlet ve cumhuriyet olmaktan çıkmış bir kontrgerilla örgütü hâlini almıştır. Buna uluslararası örtülü veya örtüsüz destek de eklenince kim tutar yağlı pehlivanları. Sonuç itibariyle Türkiye'de kodlanmış ve biyolojik hale gelmiş Kürt ve Kürdistan ırkçılığı ve düşmanlığı söz konusu.
Sorunun sadece Kürt halkı ile sınırlı kalmadığını belirtmekte fayda var, zira TC devleti, Türkiye halklarını köleci ve feodal çağ arasında sıkıştırılmıştır. Türkiye halklarının son kertede yapması gereken bu gerçeklikten kurtuluş yoludur ve bunda da tek yol demokratik değerlerin Türkiye özgülüğünde canlı tutulup yaşatılmasıdır. Bu anlamda nihai kurtuluşum yolu açılabilir.
Türkiye gündeminde bugünlerde ceza indirimi diye bir gündem oturmuş bulunmakta. Hatırlanacağı üzere 15 Temmuz 2016'da malûm darbe(!) girişimi denilen bir karmaşalar dizisi oldu ve akabinde faşist Erdoğan bu girişimi ‘Allah'ın lütfu’ diye tanımlayıp bununla beraber MHP Ergenekon v.b ortaklarıyla yeni sürece adım atmıştı. O süreçten müthiş bir tıkanma ve zorlanma yaşayan iktidarının nefes almasını sağlamak için bu durumu kendisine Hızır misali bir fırsata çevirip başta Kürt halkı olmak üzere tüm kesim ve demokrasi çevrelerine karşı şuursuzca saldırma aracına dönüştürdü. Bu geçmiş konuyu uzatmadan gelelim asıl konumuza yani adına yargı(!) paketi denen şeye. Kendisi ve ortağı MHP-Ergenekon ile cezaevlerindeki mafya çete yapılanmaları v.b için kendi aralarında yasa çıkarıp serbest bırakma çabasındalar. Koydukları ucube bir paket hazırlayıp bu veya buna benzer kesimleri toplum içerisine katıp aynı şekilde kendi kimi amaçları doğrultusunda kullanmak için nasıl kurtarabilirim hesabı içerisine girmişlerdir.
Tarih gerçekten esas alındığında iktidar kavramı yalanlar üzerine kurulmuş bir yapılanma olduğu açığa çıkacaktır, gerçeklerin ters yüz edilmesi üzerinde inşa edilen sahte bir yapılanma hem de. Tarih ve günümüz iktidar gerçekliği üzerine örnekler ile doludur. Faşist AKP rejimi ve onun ortakları bu hastalığı yine ‘Allah'ın bir lütfu’ olarak görüp, yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı fırsat bu fırsat deyip el çabukluğu ile bu ucube yasayı nasıl çıkarabilirim hesabındalar. Daha önce faşist şef Erdoğan, "biz devlete karşı işlenen suçları affedebiliriz" demiştir. Bu nedenle topluma karşı işlenen suçları affetme yetkisini kendinde bulamadığı için bu ucubeye "af" diyemiyorlar. Açık ve nettir ki bu ucubenin adı aftır başka da bir anlam taşımamaktadır. Aftan kastımız mafya, çete yapılanmalarını, tecavüzcüleri v.s toplumda suç işleyen kişileri affetmektir. "Amacımız budur" diyemedikleri için adına "ceza indirimi", "infaz yasası" tabirler kullanıyorlar. Zindanda bulunan binlerce siyasi ve devrimci tutsağı kapsam dışı bırakıp toplum ile alay edercesine bu paketi çıkarmadım derdine düşmüşlerdir.
Türkiye halklarının önünde ciddi tehlikeler ve aynı şekilde fırsatlar da bulunmaktadır. Toplumsal değerlerin yaşatılıp, bir avuç iktidar elitine kurban edilmesi istenilmiyorsa önünde tek yolun bu iktidar ve toplumun sırtında kamburlaşmış muhalefet! Anlayışından kurtuluş yolundan geçtiğini bilmek gerekiyor. Bu anlamda mücadele yol yöntemleri nettir ve ortadadır. Faşist şefin "dostum arkadaşım" dediği Sudan eski Devlet Başkanı Ömer el Beşir'in ülkesinde halk bu iktidara baş kaldırmış ve akabinde halkın gücü ile devrilmekten kurtulamamıştır. Bundan dolayıdır ki hiçbir güç ve iktidar halkın direnen muazzam gücü karşısında tek kaderi vardır o da çözülüp tarihin çöp sepetine atılmasıdır.