İktidar tarihlerine tarih denmez
Evrensel tarihten kültür aktarımları tek taraflı olmayıp karşılıklı bağımlılık temeline hep olagelmiştir. Uygarlık dönemlerindeki tahakküme dayalı yayılımlar sanıldığından daha fazla sınırlıdır. Tarih de her şey değildir. Resmi tarihlerin propagandasını tarih olarak alamayız. İktidar kökenli uygarlık yayılımları evrensel tarihin sınırlı bir parçasını oluşturur. Dipte asıl rol oynayan ise kabile ve halklardan örülmüş toplumsal tarihtir. İktidar tarihlerine tarih bile demek zordur. Asıl tarihi, toplumsal bağlamada izlemek, evrensel tarihin özünü verecektir.
Ege Denizi’nin her iki yakasında gelişen kentleşme (M.Ö. 700-500) ve ona dayalı kültür ve uygarlık hareketi, evrensel tarih açısından yeni bir moment ve sentezi ifade eder. Batı Avrupa uygarlığının oluşumunda bu sentez ve moment orijinal çıkış olarak değerlendiriliyor. Dünyaya tüm bakış açılarında başlangıç olarak el alınır. Avrupa merkezi uygarlık, bu konuda tüm bilimsel, hatta felsefi idealarına rağmen ağırlıklı olarak mitolojik yaklaşım sergilemekte, bunu yaparken evrensel tarihe ilişkin büyük çarpıtmalara başvurmaktadır.
Ege kıyılarında gelişen kültür; dönemine kadar süren tüm Ortadoğu kökenli kültürlerin yüzlerce, hatta binlerce yıl süren aktarımları sonucu oluşan çok önemli bir sentezdir. Çok ötelere gitmeye gerek yok. Yalnız Pers-Hellen ilişkilerinin oluşturduğu sentez M.Ö. 600’lerden (Medleri de dâhil edersek) Batı Roma’nın yıkılışına, yani M.S. 500’lere kadar süren ilişkilerin sonucuna tanıklık etmekte ve bu gerçeği kanıtlamaktadır. Sadece Adıyaman Nemrut Dağı’ndaki tanrılar pantheonuna bir göz atmak bile bu gerçeği kavramak için yeterlidir.
Grek kentleşme hareketi
Greklerin kentleşme hareketi başarılı bir sentez ve üstün bir aşamadır. Yol açtığı kültürel ortamda mitolojik kökeni ağır basan dinsel ideolojileri çözmüş felsefe ve bilimin ağırlık kazanmasına çok ciddi bir katkı da bulunmuştur. Bilim ve felsefeyi temellendirmede bu katkının rolü belirleyici olmuştur. Dolayısıyla evrensel tarihe de ciddi bir ivme kazandırmıştır. Fizik, Kimya ve Biyoloji biliminin önü açılmış tarih ve toplum felsefesinin temelleri de daha bilimsel ölçütlere kavuşturulmuştur. Sanatta da özellikle kent mimarisi, heykelcilik, tiyatro ve destan anlatımında görkemli örnekler sergilemiştir. İskender’in büyük zaferlerinin arkasında şüphesiz bu kültürel üstünlük yatmaktadır. Roma’nın askeri ve siyasi hegemonyasını doğuran da yine bu kültürel üstünlüktür. Roma gerek Cumhuriyet, gerekse İmparatorluk aşamasında Grek kültürünün siyasi ve askeri alana taşırılmasını ifade eder. Yaklaşık 1000 yıllık (M.Ö. 508-M.S. 495) Roma’nın hegemonik serüveni Atina’nın niyet ettiklerinin hem doğrulanması hem gerçekleştirilmesidir. Dolayısıyla ayrı bir sentez veya orijinal saymak olası değildir. Roma hegemonyası evrenselliği ve evrensel tarihi oldukça zorlamıştır. Fakat ağırlıklı olarak Ortadoğu kültür sahasında bu rolü oynadığı unutulmamalıdır. Doğu Roma (Bizans İmparatorluğu) örneği bu gerçeği açıkça ifade etmektedir. Batılı olmaya, Avrupa uygarlığına erişmeye çaba harcamıştır.
* Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır.
Batı Avrupa uygarlığı doğu-batı sentezidir
Tarihte hegemonik gücün, Hellen uygarlığına ve onu temsilen Greko-Romen güçlerin eline kayması, Doğu’dan Batı’ya doğru ilk ciddi güç kaymasıdır. Ege kıyılarındaki İon kent kültürüne (M.Ö 600-M.S.500) dayalı Greko-Romen uygarlığı evrensel tarihte ikinci büyük kentleşme dalgasına yol açmıştır. Bu kent uygarlığının başlıca güç kaynakları belki de yüzlerce yıl süren özümsemeyle devralınan Mısır, Babil, Hitit, Girit ve Med-Pers maddi ve manevi kültür birikimleridir. Mısır, Babil ve Pers saraylarını gezmeyen, kültürlerini yoğun gözleme tabi tutmayan önde gelen (Solon, Thales, Pisagor) İon bilgeleri yok gibidir. Şüphesiz uygarlığa Greko-Romen katkıları da çok yönlü olmuştur. Önemli olan uygarlıkların zincirleme etkilenmesidir.