Hezar Gölü kimi kaynaklara göre 20, kimilerine göre ise 22 km uzunluğunda tektonik hareketler sonrası oluşmuş bir göl. Üzerinde Kilise Adası, Batık Kent ve Adatepe olmak üzere 3 adet ada bulunan gölün altında ise batık bir şehir olması, gölü daha farklı kılıyor. Şehir neden sular altında kaldığına dair öyküler ise türlü türlü…
Eylül ARAM
Hepimizin çocukluğunda suyun başka bir yeri vardır. Yazın sıcağı bir yana arkadaşlarınla eğlenmek, oynamak için su eşsiz anlar yaratır. Çocukluğumuzdaki gibi büyük bir heyecanla suyu karşılayamasak da o yıllarda anlatılan hikayeleri unutmayacağımız da kesin. Yıllar sonra anlatılan o hikayeleri düşündüğümüzde, geçmişte farketmediğimiz derin yaraların, izlerin etkisini bugün daha iyi anlama şansına sahip oluyoruz.
Kuyuya düşüp boğulan çocuğun hikayesi. Suya girip bir daha çıkmayan çocuğun hikayesi. Göle açılan ve bir daha geri dönemeyen çocuğun hikayesi. Çocuk olduğumuzdan belki de annemizin bize anlattığı buna benzer birçok hikaye. Bizleri biraz daha kontrol altında tutmak için belki de. Bizler o hikayelerin lanetinden kurtulsak da yakalananlar da vardı. Aslan Kobra’nın oğlu da böyle bir hikayeydi.
Çocuğu Hezar Gölü’ne açıldıktan sonra bir daha gören olmamış. Aramışlar, taramışlar gölün her tarafını. Günlerce suyun üstünde, altında dolanmış baba Aslan ama oğluna ulaşamamış. En sonunda da cansız bedenini çıkarmışlar sudan. O acıyla kendini suya atan baba gölün bir ucundan diğerine yüzüp geri gelmiş. O günden sonra da ne zaman suyun bir ucundan diğerine yüzmekle ilgili bir konu konuşulsa, bu hikaye hemen anlatılır. Aslan Kobra denilen kişiye neden böyle seslendikleri, isminin mi böyle olduğunu yoksa takılanın bir lakap mı olduğunu hiç bilemedim. Dahası onu da hiç görmedim. Ama hep anlatılır. Belki de gölün kenarına gidenin, karşıya ulaşma isteğinin hep olması, gölün bunu yaratmasıyla ilgilidir. Hepimiz birgün karşı kıyıya ulaşacağız...
Şehri sular altında bırakan beddua
Hezar Gölü kimi kaynaklara göre 20, kimilerine göre ise 22 km uzunluğunda tektonik hareketler sonrası oluşmuş bir göl. Altında batık bir şehir olması, diğer göllerden daha farklı kılıyor.
Şehrin neden sular altında kaldığına dair aklımızdaki kitabeler… Lut kavminin helakı… Envai çeşit kötülüğün yeryüzünden suyla silinebileceğine dair tarihi anlatılar… Ve işte ne kadar kötülük işlenmişse hepsi sulara karışsın diye batık şehirler… Batık şehirlerin lanetinin yüzlerce, binlerce yıl boyunca anlatılan hikayeleri… Ama en bilindik hikayesi, şehrin hamile bir kadını günlerce aç susuz bırakan insanlarla dolu olması… Ve hamile kadının ettiği beddua… “Bu şehir sular altında kalsın da ben de taş olayım” deyişi… Şehrin sular altında kalması ve sonrasında kadının bir tepede taşa dönüşmesi… Hezar Gölü’ne hemen tepeden bakan Hezar Baba dağındaki hamile kadın görünümündeki taşın bu efsaneye ilham verdiği belirtiliyor. Anlatılan bu efsane kulaktan kulağa yayıldıkça şekil değiştiriyor, dönüşüyor. Ama hep hamile bir kadına yapılan zulümle bağdaştırılarak anlatılır.
Efsaneler rivayetlere, rivayetler efsanelere karışır. Bir rivayete göre de Hz. Hızır yardıma muhtaç bir insan kılığında bu şehre gelir ve bir evden ekmek ister. Hz. Hızır’a ekmek vermezler ve o da şehrin sular altında kalması için beddua eder. Bu bedduası kabul olur ve şehir sular altında kalır.
Bu iki anlatı arasında anlatılan Batık Şehir hikayeleri bugün de kulaktan kulağa yayılmaya devam ediyor.
Bir bedduanın, ahın şekillendirdiği coğrafya, bitki örtüsü… Her ağacın altında oynayan gölgeler, her suyun altında yüzen masallar, efsaneler… Her defasında kendini yenileyen, yenilenen efsaneler...
Masallar, efsaneler, anlatılanlar çok eskiden bahsediyor olsa da Hezar Gölü’nün bulunduğu havzanın tamamen sularla dolması 1830’lu yıllarda suların yükselmesiyle gerçekleşiyor.
Sular altında yapılan arkeolojik kazılarda şehrin 11. yüzyıla ait çok sayıda kalıntıya rastlansa da, 4 bin yıl öncesine dair de izlere rastlanıyor. Şehrin tam olarak hangi tarihlerde oluştuğu bilinmese de tektonik çökmeler sonucu oluştuğu ifade ediliyor. Gölün güneybatısında yer alan ve “Kilise Adası” olarak bilinen noktadan batık şehrin su yüzüne çıkan kalıntılarını görmek mümkün. Göl tabanında bulunan batık yapıların eski saray ve manastır kalıntıları olduğu sanılıyor. “Hezar Sulama Projesi” için santrale gölden su pompalanması nedeniyle göl seviyesinde ciddi bir düşüş yaşanmış ve kalıntıları su yüzeyine çıkmıştı. Su çekilmesinden dolayı ekosistemin bozulacağı tespit edilince su çekimine ara verildi ama Batık Şehrin izlerini görmek mümkün.
Anlatılarda Batık Şehir
Ermeni yazar Urfalı Mateos’un kaleme aldığı Vekayiname adlı eser, bu şehirden bahseder. 1025 yılında şehre “Dzok” ve “Dzovk” adı verildiğini belirten tarihçi, Hıristiyan olan şehrin içinde manastır bulunduğunu ifade ediyor. 1608 yılında bölgeyi ziyaret eden Polonyalı Simeon da bir kayıkla, bahsedilen “Kilise Adası”na gittiklerini ve orada ibadet ettiklerini dile getiriyor. Simeon şunları kaydediyor:
“Dağlardan ve çam ormanlarından geçerek iki gün sonra Gölcük’e vardık. Gölün içindeki Surp Nişan adını taşıyan kâgir bir kilise ile bir Ermeni köyü vardı. Karada çam ağaçları ile örtülü dağın eteğinde bulunan bir handa konakladık. Atımı ve eşyamı handa bırakarak, bir sandalla adadaki köye giderek henüz akşam ayini yapılmakta olan kiliseye girdik. Kilisede mahfuz bulunup birçok mucize yaratmış olan mukaddes haçı ricamız üzerine bize gösterdiler. Haçın önünde kemal-i tazim ile secde ederek gerek bizim ve gerek ölülerimizin günahlarının affını niyaz eyledik.” Andreasyan, Polonyalı Simeon’un Seyahatnâmesi (1608-1619)
Batık Şehir’de mumyalama
Hezar Gölü’nü ve Batık Şehri seyahatnamelerinde işleyen bir diğer isim ise Evliya Çelebi olur. Evliya Çelebi seyahatnamesinde şehirde yaşayanların gayrimüslim olduklarını ve kiliselerinde mumyalanmış bir eşeğin olduğunu belirtiyor. Mumyalamanın o bölgede ne zamandan bu yana kullanıldığına dair başka herhangi bir emare bulunmazken, Elazığ’da yer alan ve ziyarete açık olan Arap Baba Türbesi’nde mumyalanmış birinin bedeni sergilenmektedir. Kim olduğuna dair net bir bilgi bulunmamasına rağmen Arap Baba’nın Harput velilerinden olduğu belirtilmektedir. Evliya Çelebi’nin anlatılarından ve Arap Baba türbesindeki mumyadan anlaşıldığı üzere mumyalama bu bölgede kullanılan bir yöntem.
Hezar Gölü özellikleri
Uzunluğu 20-22 km, genişliği 5–6 km civarında olan Hezar Gölü kabaca elips şeklindedir. Kürdistan’ın en derin göllerinden biridir. En derin kısım kuzeydoğu ucunda yaklaşık 213 metredir. Göl derinliği hakkında belirsizlik var. Gölde araştırma yapan E. Huntington, derinliği 213 metre olarak ölçmüştür. 1987’de yapılan araştırmada ise en derin yeri 80 metre olarak tespit edilmiştir. Kürk Çayı, Zıkkım Deresi ve pek çok küçük akarsu göle önemli miktarda su boşaltır. 36 m³/sn’lik debiye sahip Kavak Çayı, 1957 yılında göle kanalize edilmiştir. Gölde sazan, karabalık ve aynalı sazan avlanır. Balıklar daha çok Kürk Çayı’nın göle karıştığı alanda yaşarlar. Gölde konaklayan en yaygın kuş topluluklarını batağanlar ve sakarmekeler oluşturmaktadır. Ayrıca göl üzerinde Kilise Adası, Batık Kent ve Adatepe olmak üzere üç ada bulunmaktadır. Adatepe’de yıllar önce bırakılan bir çift tavşanın üremesiyle tavşanların istila ettiği belirtilmektedir.
Hezar Gölü deniz seviyesinden 1248 metre yüksekliktedir. Derinliği ise tam olarak bilinmemekle birlikte 80 ila 300 m arasında değişen değerler arasında olduğu düşünülmektedir. Hezar Gölü’nün 1957 yılına kadar Kuzeydoğu köşesinde Dicle Nehri’ni besleyen bir akışı varken, günümüzde göl seviyesinin düşmesi ile alüvyon örtü altında killi birimler ortaya çıktığından Dicle’yi beslemesi imkansız hale gelmiş ve kapalı bir havzaya dönüşmüştür.
Hezar Gölü, içinde bulunduğu bölgenin tipik iklimsel özelliklerinin yanı sıra kendine özgü farklılıklar göstermektedir. Hezar Gölü’nde batıdan doğuya doğru karasal iklim özellikleri artarken, farklı mikro klima etkisi gösteren alanların sayısı da buna paralel olarak artmaktadır. Hezar Gölü, yazları çevresine göre serin ve nemli, kışları ise yağışlı ve soğuktur. En yağışlı dönemler kış ve ilkbahardır. Havzada dört farklı büyük toprak grubu yer almakta ve en yaygın toprak tipini kırmızı kahverengi topraklar oluşturmaktadır. Kalkersiz kahverengi topraklar, havzanın güneybatı bölümündedir.
Göl’ün güneybatı ve kuzeydoğu kıyılarına yakın, Kürk Çayı ve Zıkkım Deresi vadi tabanı ile deltalar üzerinde alüvyal topraklar oluşmuştur. Kolüvyal topraklar ise havzanın farklı bölümlerinde dağınık halde bulunmaktadır. Toprak kireç yönünden fakirdir. Ayrıca toprak örtüsünden yoksun bazı arazi tipleri de görülmektedir. Hezar Gölü, çevresinde yeralan Hezar Baba ve Mastar Dağlarından gelen derelerle beslenmektedir. Doğu Anadolu fay hattının kaynağından çıkan sular da gölde toplanmaktadır. Topografyada belirgin olan üç dere vardır, bunlar Kürksuyu, Zıkkım ve Savsak dereleridir.
Hezar Gölü habitatı
Göl çevresinde 111 karasal böcek türü tespit edilmiştir. Özellikle kuş, sürüngen, amfibi, yarasa ve memeli türleri için besin kaynağını teşkil etmektedir.
Hezar Gölü’nde 3 familyaya ait 5 balık türü tespit edilmiştir. Bunlardan Aphanius asquamatus (Dişli Sazancık) ve Alburnus heckeli (Hezar İnci Balığı) Hezar Gölü’nün endemik iki türdür ve dünyada yalnız Hezar Gölü’nde yaşamaktadır.
Bu açıdan büyük önem taşımaktadırlar. Hezar Gölü Havzası’nda yapılan arazi çalışmaları sonucunda alanda 3 kurbağa türü ve sürüngenlere ait 9 tür gözlenmiştir. Alanda toplam 66 kuş türü vardır.
Hezar Gölü Havzası’nda bulunan adalarda özellikle doğu martısına ait (Larus armenicus) üç büyük üreme kolonisi bulunmaktadır. Alanda 21 memeli türü tespit edilmiştir.
Hezar Gölü Havzası’nda tohumlu bitkilerin sistematik olarak değerlendirilmesiyle, 47 familya 159 cins ve 226 tür ve tür altı takson saptanmıştır. Belirlenen 226 tür ve tür altı taksondan 14’ü endemiktir. Endemik taksonların kategorileri incelendiğinde 11 türün LR (lc), 1 türün LR (nt), 1 türün LR (cd) ve 1 türün de VU kategorisinde yer almakta olduğu görülmektedir.
Göl kenarında kurulan şehirler
Hezar Gölü kenarında neredeyse bütün kıyılardan giriş yapmak mümkün iken ağırlıklı olarak Sivrice tarafı ve Gezin taraflarından yüzme amacıyla girilebilmektedir. Son yıllarda yapılan birçok tesis ile kumsal kıyılar yapılmış ve tesisler oluşturulmuş durumdadır. Gölde zaman geçirmek için gelen en önemli kitle de Amed’den gelmektedir. Gölün Gezin taraflarına denk gelen yerde kurulan Kamp21 ağırlıklı olarak Amed’den gelenlere ev sahipliği yapmaktadır.
Yaz aylarında bölgede yaşanan yüksek sıcaklar nedeniyle göle yoğun bir akış yaşanması nedeniyle birçok tesis de kurulmaya, yapılaşma artmaya başlamıştır. Artan bu yapılaşma bölgedeki ekosistem açısından büyük tehlike arzetmektedir. Yine aynı şekilde bölgedeki tesislerin durağan olan suyu sürekli olarak kirletmesi nedeniyle su gittikçe kirlenmektedir. Göl kenarında 20’den fazla tesis kurulmuş durumdadır. Bu tesislerin denetiminin yeterince yapılmadığı, bu nedenle de göle akıttıkları çöplerin gölde yaşayan balık türlerini ve habitatını önümüzdeki yıllarda tehlikeye sokacağı belirtilmektedir.