AKP iktidarı, devlet terörünü meşrulaştıran yasanın gereği olarak "puşi" taktıkları için tutuklama yapmaya başladı. Buna paralel olarak Türkiye’de sokakta, üniversitelerde "linç" olayları tırmanışa geçti. HDP’ye ve Kürt kurumlarına yönelik ırkçı saldırılar yeniden başladı.
TC’nin malum darbe(ler) anayasası; "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür" diyerek daha başlarken hatalı bir tanıma gitmiştir.
Bu hatanın düzeltilmesi için nice mücadeleler verilmiş, binlerce can yitip gitmiş ancak bu utanç hala yerli yerinde durmaktadır. Bu tanım "Türk olmayan" halklara asimilasyon, inkar ve katliam şeklinde yansırken, Türk halkı da bu faşist tanımdan başka biçimde nasiplendi. Bu temelde "Türk olmayanlara" devlet terörü ve sivil güruhların linç ve saldırıları mubah görüldü.
Türk toplumu ve bireyi, "temeli sakat" bu doktrinle şekillen(diril)di. Anayasanın retçi, inkarcı, katliamcı, asimilasyoncu zihniyeti her Türk bireyine yedirildi. Alevisi ve Sünnisiyle Türk ve Türkleştirilmiş birey için fenomen olan Türklük, mutlak ve tartışılmaz bir imge olarak zihinlere kazındı.
"Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür" ve Türkiye Türklerindir" doktrini, Türklüğün tabusu hala. Kürtlerin, Ermenilerin kabulü ise Türk’ün ve Türklüğün yıkıma uğramasıyla eş görülüyor.
Halbuki Türkiye; Edirne’den Hakkari’ye, bağrında taşıdığı inançlar ve etnik kimliklerle Türkiye’dir. Bu zenginliğe tek tipliği dayatmak, zenginliğini yok saymak, inkar etmek; Türkiye’yi Türkiye yapan değerlere en büyük saygısızlık, faşizm değil de nedir?
Türkiye olmak, Türkiye’yi bütün kimlikleriyle tanımak, bu kimlikleri asli unsurlar olarak kabul etmektir. Kim ki bu coğrafyanın değerlerini, kimliklerini, kültürlerini yok sayıyorsa, inkar ediyorsa, imha etme düşüncesi taşıyorsa; Türkiye olma ruhuna ihanet ediyor demektir.
Yeri geldiğinde "Kurtuluş savaşını birlikte verdik" diye övünenlerin, "Kürtçe bu ülkeyi böler" demesi ne kadar Türkiyelilik ruhuyla özdeştir?
Örneğin, "Bu sefer doğudan da olsa acı haber geldi" diyerek binlerce insanın can verdiği Van depremi haberini veren "Türk" spiker gerçekten "Türkiyeli" midir?
Kürtler, kurşunlanırken, faili meçhullere kurban giderken; "Onlar terörist, hak ediyorlar" diyenler Türkiyeli olabilir mi?
"Anadil Türkiye’yi böler" diyen Kılıçdaroğlu, Bahçeli Türkiyelileşmiş mi oluyor?
"Tek"leyip duran AKP zihniyeti, Türkiye partisi mi olmuş oluyor?
Ermeni Soykırımı "yalandır" diyenler mi Türkiyeli?
"Kürt etnisitesini Türk ulusçuluğuyla eş değer göremezsiniz" diyen zihniyetin sahipleri mi Türkiyeli?
Bu söylemlerin hangisinde halkların eşitliği, kardeşliği ve birliği var?
Türkiyelileşme konusunda en sorunlu topluluğun Türkler olduğunu söylemek gerekiyor. Çünkü Türk bireyi kendisini bu ülkenin sahibi sayıyor. Türkiye’yi Türklerin vatanı, ana yurdu olarak görüyor. Diğer toplumları, halkları ise "Türkleştikleri" oranda "Türkiyeli" sayıyor.
Türkiye üst kimliği konusunda Türk halkının bir algı düzelt(il)mesine ihtiyacı var. Bedeli ağır olan bir mücadele süreciyle "Kürtler vardır" noktasına geldik ancak Türk halkında Kürdü, Türkü, Ermenisi ile ''biz birlikte Türkiyeyiz" algısı gelişmedi hala. Onun için barışa hala uzağız.
Sayın Öcalan’ın 2013 yılı Newroz'unda başlattığı diyalog süreci, Gezi eylemleri ve Kobanê direnişi Türkiye toplumunda ötekilerle "empati" yapma imkanı sağladı. Türkiye toplumunun yüzde sekseninin çözüm ve barış istemi bu empatinin sonucu olarak gelişti. Bu olumlu gelişmeyi cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde de gördük. Son günlerde ise Kürtlere yönelik ırkçı saldırılarda ciddi bir artış var. Toplumsal ve kültürel değişim elbette ki birden bire olmayacak çünkü yüz yıllık bir şekillenme söz konusudur.
Özcesi; Türkiyelileş(eme)menin temel bir nedeni olan Türk halkının muhafazakar, kavmiyetçi ve üstten bakan duruşu aşılmak durumundadır. Türk toplumunda ve bireyinde bu bakış, kabulleniş ve algı zayıflatıldığı/değiştiği oranda kin, nefret, savaş değil; barış ve kardeşlik hakim olur Türkiye’ye…
7 Haziran bu bakımdan Türkler açısından önemli bir seçim olacak çünkü kullanılan her oy ya savaşa ya da barışa verilmiş olacak.