Son bir kaç ay İkinci Dünya savaşından sonra İngiltere’nin en zor zamanları olarak görülüyor. Arada büyük bir fark var ama. Sokaktaki insanlara göre İkinci Dünya Savaşından sonra insanlarda her şeyin daha güzel olacağına dair bir umut vardı. Şimdi ise ülkenin sürüklendiği felakette geleceğe dair hiç umut yok. Theresa May’in Avrupa Birliği (AB) ile yaptığı anlaşma bu hafta üçüncü kez mecliste ret edildi ve May’in çözüm için bir başka bir planı yok.

Theresa May’e tepkiler yığılıyor. Ülkeyi büyük bir kaosa sürüklemekle, hükümet üzerinde gücünü kaybetmekle suçlanıyor. Başbakanlıkta son günlerini yaşadığına dair inanç gittikçe artıyor. Hükümet içerisinde Başbakanı saf dışı bırakmak için planlar yapıldığı söylentileri var. Yerine halkı dinleyen bir politikacı gelmediği sürece Başbakanı değiştirmek çözüm olmayacaktır. Pazartesi günü farklı çözüm yöntemleri farklı gruplar tarafından meclise sunulacak. Çözüm önerileri arasında Norveç modeli, Gümrük Birliği’nde kalıp diğer anlaşmalardan çıkmak var. Anlaşmasız çıkmakta büyük destek alıyor meclis tarafından. Anlaşmasız çıkmak gittikçe güçlü bir ihtimal olması durumunda erken genel seçimleri de beraberinde getirecek.

AB’de çıkış sürecinin durdurulmasına dair başlatılan imza kampanyasına destek 4.5 milyonu buldu. Bugüne dek en büyük imza almış kampanya bu. Aynı şekilde İkinci bir referandum için Cumartesi günü Londra’da büyük bir protesto düzenlendi. Yüzbinlerce kişi sokaklara indi. Yaklaşık bir milyon kişi katıldığı tahmin ediliyor. İngiliz tarihinin en büyük protestosu oldu. Bundan önce diğer büyük olan protesto ise 2003’te Irak’a askeri müdahaleye karşı olandı. Ama sokağa dökülenleri dinleyen yok. 2003’te halkın büyük itirazına rağmen İngiltere Irak’a girdi ve o dönemki hükümet hala yargı karşısında yargılanıyor. Şimdi ki protesto içinde aynı şey geçerli. Bir milyon kişi başkentte ikinci referandum diye bağırıyor. Onları dinleyen yok. Protestocuların büyük bir çoğunluğu İşçi Partiliydi. İşçi Partisi lideri Jeremy Cobyn bile Gümrük Birliği’nde ve Ortak Pazar’da kalarak yumuşak çıkısı destekliyor. Yani ikinci referanduma sıcak bakmıyor.

Meclisin çoğunluğu ikinci referandumun gereksiz olduğuna inanıyorlar ki ikinci bir referandumda AB’de kalınması için oybirliği çıkacağına emin oldukları halde. Demek ki tüm bu ekonomik kaosa ve belirsizliğe rağmen hangi parti olduğu fark emeksizin sağ ve milliyetçi fraksiyonu güçlü kısım çoğunlukta. Bu çoğunluk İngiltere’nin diğer Avrupa ülkelerinden kopuk tek başına bir ada olmasını istiyor. Meclistekiler halkın istediklerini savunmak için mecliste değillerse ne için oradalar? İste tam da bu noktada Batı demokrasisinin nasıl da halk bazında işlevsiz bir yönetim şekli olduğunu görüyoruz. Demokrasiyi kendilerini mecliste tutmak için istedikleri gibi yontuyorlar.