Hala 12 Eylül anayasası, yasaları, kurumları egemendir. Siyasi partiler ve seçim yasaları, seçim barajları sürmektedir. Bunları eleştirince AKP lideri rahatlıkla “Bunları biz mi getirdik, bunlar bizden önce de vardı” demektedir. Bu faşist sistemle bütünleşen AKP, bu sistemi sürdürmekte inat etmektedir. AKP Hükümeti, vesayete karşıyız diyor ama vesayet sistemini aynen sürdürüyor. Bu nedenle çözüm derken de tasfiyeyi amaçlıyor ve dayatıyor. Yoksa, hiçbir kalıcı adım atmadan, “PKK silah bıraksın” demek ne anlama gelebilir?
Gündeme gelen seçimler de siyasi ortamı kızıştırıyor. Art arda yapılacak olan yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler sonrasında yeni bir dönem açılabilir mi?
AKP’nin politikası bu seçimleri kazanarak iktidarını güçlendirerek sürdürmektir. Ama iktidarı sürdürmek sadece seçim kazanmakla olmuyor. Ayrıca seçimleri kazanmak için de halkı memnun etmek şarttır. Ülkenin temel sorunlarına çözüm bulmak zorundadır. Bu nedenle AKP, sahte çözüm paketleriyle halkı oyalarken, muhalefeti tasfiye etmek istiyor. Bu amaçla her yola ve yönteme başvuruyor. Bunların başında ise psikolojik savaş denen “sinir harbi” geliyor. AKP’nin derdi çözüm değil, oyalamalarla çözümü geciktirip sistemi sürdürmektir.
Son dönemde, AKP sözcüleri ve yandaşları ile onlarla işbirliği yapan medyadaki tetikçileri yeniden saldırıya geçmiş bulunuyor. Bunlar her gün yalan yanlış haberlerle yeni bir saldırıda bulunuyorlar. Öcalan-PKK-Kandil-BDP arasında kırk çeşit grup yaratıp kırk çeşit yalan üretiyorlar. Şimdi, yeni hedefleri olarak HDK-HDP ve bu akıma yakın olan herkes de eklenmiş bulunuyor. Böylece sisteme yönelik temel muhalefet dinamiklerini zayıflatmak ve saf dışı etmek istiyorlar. Bu nedenle sistemin temel muhalefet güçleri olan sola, Kürt özgürlük hareketine, Alevi halka, ezilenlerin direniş mücadelesine karşı saldırıya geçiyorlar.
Solun yükseliş dönemi olan 1960’lı yıllarda, TİP 15 milletvekiliyle TBMM’ye girmişti. Türkiye tarihinde ilk defa sol bir parti meclise giriyor ve o zamanlar 10 olan sınırı aşarak grup kurabiliyordu. TİP’e paralel olarak, 68 kuşağını yaratacak ve DEV-GENÇ’e dönüşecek olan gençlik hareketi de yükseliyordu. Devrimci muhalefetin yükselişini durdurmak için bir yandan önder kadrolara yönelik cinayetler işlenirken, bir yandan da psikolojik savaş başlatıldı. O günlerde Fethullah Gülen vb. ne kurdurulan Komünizmle Mücadele Dernekleri harekete geçti. Gazetelerinde her gün “Rusya’dan komünistlere gönderilen 3 bavul ruble yakalandı” vb. haberler çıkıyordu. 1 dolar ya da 1 Mark bulundurmanın bile yasak olduğu, kaçakçılık sayıldığı o günlerde bu rubleler hangi bankada bozdurulup harcanacaktı? Bunu bile düşünmeden uydururlardı.
Yakın geçmişte, 28 Şubat sürecinde Şemdin Sakık’ın ifadeleri denilerek böyle birçok palavra büyük medyada manşetten yayınlandı. Bunun sonucu olarak Akın Birdal’a suikast yapıldı. Birçok muhalif ve yazar susturuldu. Ahmet Kaya linç edildi. Dönemin Hürriyet başyazarı Ertuğrul Özkök gibileri yıllar sonra utançlarından insan içine çıkamıyor.
Bunlar gibileri film-tiyatro senaryosu yazsalar açlıktan ölürlerdi ama şimdi öldürüyorlar-öldürtüyorlar ve bir de geçici olarak büyük gazeteci sayılıyorlar.
Türkiye siyaseti için maalesef “Aynı hamam, aynı tas, sadece tellaklar değişmiş” denebilir.
Bu dönemde de AKP devleti adına özel savaşı sürdüren gazeteci kılığındaki provokatörler geçmişten hiç ders almıyorlar mı?
Onlara dayanarak özel savaşı tırmandıran AKP kurmayları ve medyadaki tetikçileri bir gün hesap vermek zorunda kalacaklarını hiç düşünmüyorlar mı?
Süreç için “Bu mücadelenin bitmesi değil, yeni bir mücadele sürecinin başlamasıdır” denilmişti. Yeni mücadele süreci her alanda, şiddetlenerek sürüyor ve sürecek. Halklar özgürleşene kadar. Bu daha başlangıç!
Bavulla ruble
Demokratik çözüm sürecinin gidişatı gündemdeki önemini koruyor. Hatta gündemin birinci maddesi olarak kalıyor. Aslında demokratik çözümü isteyen de, sürdüren de, esas olarak Kürdistan Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçleridir. AKP Hükümeti ve devlet demokratik çözümü kabul ediyor görünmüştür. Ama bugüne kadarki gelişmelere bakarsak adım atmakta pek de hevesli değillerdir. AKP çözümden yana görünmekte, demokrasi paketleri açmakta, büyük ve parlak sözler etmektedir. Ama sonuçta temel konularda hiçbir şey değişmemektedir.