İnsanların el içi kadar mayolarla denize girdikleri yaz kamplarında da girişler, sanki askeri kışla nizamiyesi gibidirler; çatılmış iki süngü gibi taklar, bayraklar, kalpaklı Mustafa Kemal posterleri...
Dansöz, manken, şarkıcı, türkücü bayrak sallar sahnede, “sanatseverler” de marşlarla eşlik ederler onlara...
Polisten dayak yiyen grevci işçi de bayrak sallıyor, jandarma dipçiğiyle kovalanan köylü de...
Dolandıran da bayraklı, dolandırılan da dünden razı bayraklı...
Ben Ayvalık’ta şahit oldum: Birdenbire herkes ayağa dikildi, merkezdeki meydana bayrak çekildi ve İstiklal Marşı okundu. Turistlerin şaşkınlıkla karışık paniğini görmeliydiniz.
Ankara’da bir gün taksi beklerken önümde bütün kaportası bayrak şekli verilmiş kıpkırmızı bir araba durdu. Binmeyince de anladı ve kızdı sürücü, bağırdı camı açıp “beğenmedin mi” diye. “Beğenmedim, sen tank mısın nesin savaşa gidiyorsun. Ben kendi halimde evime gidiyorum” dedim. Anladı ama neyse ki işlek bir caddedeydik, pompalıyla dışarı fırlamadı, gaza hırsla bastı, çekti gitti...
Bayrak sevdasını Türkün yabancılar da anlamış. Ben Almanya’daki dükkan ve marketlerde gözlerimle gördüm, fotoğraflarını çektim: Bayraklı anahtarlık, şemsiye, alışveriş torbası, tişört... Sadece Türk Bayrağı ama. Yetmişiki milletin yaşadığı Almanya’da başkası yok...
Bayrak fetişizmi...Yerde bayrak, gökte bayrak, dağda taşta, her yerde bayrak...
Kahveci çırağının önlüğünde, aşçının külahında, büfecinin giysisinde, öğrencinin kepinde, evlerin pencerelerinde, salonların baş köşesinde, arabaların camında bayrak...
Benim gençliğimde bayraklı rozet takan Amerikalılarla “taşralı” diye alay edilirdi. Şimdi insanlar pırlantadan bayrak rozetleri takıyorlar. Amerikalının bayrak sapıklığını anlamak kolay; doğası gereği militarist emperyalizmin zorunluluğu.
Bizdekiler neyin nesi?..
Amerika’yı taklit ya da krize sosyal tepki, hatta Kürt Savaşı’nın sonucu veya basit bir aşağılık duygusunun dışa vurumu, devlet manipülasyonu, milliyetçi kışkırtmanın sonucu diye geçiştirebilir miyiz bu durumu?
Tesadüf müdür, moda mı ya da modern zamanlara özgü bir milliyetçi dalga patlaması mı?..
Bütün bunlar belirtiler kuşkusuz. Görüntünün tasviri...
Yoksa derinlerde başka, esasa ilişkin yapısal bir şeyler mi yatıyor?
Hastalığın bünyedeki tahribatından kesitler mi?
Sahiplik duygusundaki yapısal bir zaafa tepki, Anadolu’nun yerlisini yok sayan fethinin her an yeniden üretilmesini gerektiren derin duyguların bir yansıması olmasın sakın?
Hastalıklı görüntülerden hareketle, Türkiye’nin ve Türk toplumunun bunalımını işlemeye devam edeceğiz...
BAYRAK!
Önce “dağa taşa bayrak”la başladı. Azınlıkların, Kürtlerin yerleşim yerlerine geldi sonra sıra. Kıbrıs da 1974 sonrasına nasibini aldı bayrak tufanından. Ardından şehirler, kasabalar bayraklarla donatıldı. “En büyük bayrak” yarışmaları başladı. Öyle marjinal meczuplar falan da değillerdi başı çekenler. Bakın, “en büyük bayrağı ben yaptırdım” diye böbürlenen Sinan Aygün, Ankara Ticaret Odası Başkanıydı. Şimdi de CHP’nin Başkent’ten seçilmiş Parlamento üyesi.