Çoğunlukla dini bir terim olarak kullanılsa da seküler yaşamda kendini sürekli üreten bir kavramdır 'kutsallık'.

 En genel tanımı ile 'bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen' olgu olarak ele alınmaktadır. Seküler kutsallık toplumsal farklılıklara göre değişim gösterir. Fakat toplumların ortaklaştıkları kutsallıklarda vardır. Bunlardan biri de 'aile'dir. Zaman zaman toplumsal algılarda yaşanan değişime göre farklılıklar gösterse de sürekli kendini üretmesinin koşulları hep yaratılmıştır.
Acaba aile neden kutsaldır?
Neden hemen her dönem yeniden üretilmesine bu denli yardımcı olunmaktadır?
Aile kime ve kimlere faydalıdır?
Kutsallığın esasını kan bağı mı oluşturuyor?
Aile fertleri aynı anlamlar ifade ediyor mu bu 'kutsallık' içerisinde?
Bu soruları çoğaltabiliriz aslında. Ama sorunların çoğaltılmasından ziyade kutsallığının neden bu denli güncellendiğini sorgulamak daha doğru olur belki.
Aile olgusu 'özel yaşam' olarak ele alındığından en az sorgulanan, sorgulandığında da 'özel'e müdahale olarak görülen bir kurum olma özelliğine sahiptir.
Kadının aile içerisinde ki konumu irdelendiğinde, sorgulamaya kapalı olan yanın aile içerisindeki iktidar ve mülkiyet ilişkisine dayandığı artık kabul gören bir olgudur. Kadın; aile içerisinde bütün sınıf ve toplumlarda- bazı küçük değişimler olmakla birlikte genel durum değişmemiştir- ikincildir. Hizmete dayalı bir statüsü vardır. Maddi açıdan bütün emeğine rağmen bağımlıdır. Sosyal açıdan ölçüleri zaten belirlenmiştir. Sıkça siyaset konusu olan çocuk doğurma olayı artık hükümetlerce belirlenmektedir. Kutsal ailede şiddetin kutsal yargıda karşılığı yoktur. Çünkü kocaların, babaların, abilerin, patronların vb vesayeti altındadır kadın.
Yani kutsal olan erkek, yani güç, yani iktidarı elinde tutandır.
Esasta aileyi kutsal kılan mülktür. Bu mülk sadece maddi bir anlamdan ibaret değildir. Kadın ve çocuklarda erkeğin mülküdür. Mülke dayalı bir ilişki de şiddet sıradan bir vakadır. Çünkü bütün yapılar buna açıktır. Devlet, toplum, yargı, siyaset, iktidar kendisini aynı olgu ve algı üzerine şekillendirmiştir.
'Kimi kime şikayet edelim' kadınların ve ezilenlerin dilinden düşürmedikleri bir çaresizliktir. Oysa o ezilen kesimler içerisinde de kadının konumu aynıdır. Orada da ikincil ve talidir.
Her gün onlarca kadının katledilmesine; çok az yüreği yanan veya bilinçli kesimlerin cılız sesleri dışında seyirci kalınması bu gerçeği ifade eder.
Erkek olmak kadına hakim olmaktan geçer. Kadına hükmetmekle pekişir. Kedisine bağımlı kılmak veya benzetmek başarısı ve gücünü kanıtlar.
'Kutsal aile'nin sürekli üretildiği bir coğrafyanın kadınları olarak bazı şeyleri hafızamızda, yüreğimizde ve yaşamımızda sürekli canlı ve diri tutmakta fayda var.
Evet 'özel olan politiktir'. 2. Dalga feministlerin onlarca yıl mücadelesini sürdürdüğü, çok önemli kazanımlara dönüştürdüğü bu tespit, henüz miadını doldurmamıştır. Özel ve kutsal arasında ki bu bağ, kadın etrafında sürekli bir şiddet çemberi oluşturmaktadır.
Burada sorun olan aile değil, aile kurumunu belirleyen ilişkilerin kendini şekillendirdiği zihniyettir. Toplumun yapı taşı olan aile kurumu, şekillendirdiği kadın ve erkeklerle bu egemenlik ilişkisini süreklileştirmektedir. Dolayısı ile egemen sistemler ne zaman zihniyet olarak aşınsa aile kurumunu ayakta tutacak, cazip hale getirecek yasal düzenlemeler yapar.
Oysa bu kurumda yaşanan katliam ve cinayetler savaş meydanlarında yaşananlardan kat be kat daha ağır. El Kaide'nin gerek Rojava'da, gerekse başka coğrafyalarda gerçekleştirdiği 'kafa kesme' olayları hepimizi çok etkiliyor ve de etkiledi. Bu insanlık dışı katliamlara dünyanın her yerinden şu veya bu düzeyde tepkiler gelişiyor. Gelişen tepkiler yerindeydi. İnsan olma gereği idi. Ama kaç kadın; kafası kesilerek, bedeni parçalanarak, traktörlerin altıda ezildi. Ve bu katliamlar karşısında kimseden ciddi bir tepki gelişmedi. Hatta katliama kurban olanlar sorgulandı. İnsani duyarlılıklarımız sadece siyasal olgular karşısında diriliyorsa insanlığımızda bir sorun var demektir. Eksiktir. Neden eksiktir acaba? Ya da neden - az da olsa - sadece kadınların çığlığı duyulur?
25 Kasım kadına yönelik şiddete karşı kadınlar sokaklara çıkarken erkeklerinde bu zihniyeti sorgulama zamanı gelmedi mi?