Başlık bu. Başka bir başlık da olabilirdi: “BDP’de sabır taşı ne zaman çatlar” biçiminde bir başlık da yazıya uygun düşebilirdi. Ama sorun yazı başlığı değil. Sorun, bir halkın kaderi. Sorun, onbinlerce kadronun, yüzbinlerce aktivistin emeği. Sorun, son raunda, son anına gelinmiş olan bir maçın, bir müsabakanın, bir mücadelenin kazanılıp kazanılmayacağı, tarafların ne yapıp yapmayacağı.
BDP devletin bentlerini aşa aşa, zincirleri kıra kıra parlamentoya girmeyi başardı. Hem de tüm hilelere rağmen temsil sayısını yüzde elli arttırarak. BDP’li vekiller mobil yaşıyorlar ve 24 saat görev başındalar. Bir gün Colemerg’de ertesi gün ise Almanya’daki bir toplantıdalar. Onların gösterdiği bu performans diğer partilerden 200-300 vekilinkine tekabül eder. Ve buna bir de karşı karşıya bulundukları tehdit ve tehlikeleri, saldırı ve ablukaları da eklemeyi unutmamalı. Zaten böyle olduğu içindir ki BDP üç yıldır felç edilmek isteniyor.
AKP rejimi 2009 yılı Nisan ayından buyana BDP’nin en az 7000 aktif kadrosunu KCK operasyonları adı altında zındanlara topladı. Bunlardan altısı yüzbinlerce Kürt seçmenin oylarıyla seçilmiş parlamenter. Parti yöneticileri, belediye başkanları, gazeteciler, avukatlar, bilim insanları, sendikacılar, kadın ve gençlik örgütü temsilcilerinden oluşan sivil ve legal Kürt hareketinin temsilcileri zındanda. En son olarak da Wan il ve ilçelerinin Belediye Başkanları tutuklandı. Böylelikle 100 belediye başkanından 40’ı bugün itibarı ile içerde. Başka bir deyişle yarısı rehin alınmış durumda. Osman Baydamir’in ise ayağına üç yıldır pranga vurulmuş, dış dünyayla irtibatı yasaklanmış. Aynı uygulama birkaç gündür Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak için de geçerli. Ve bu durum artık normal bir uygulamaymış gibi algılanır olmuş. Karşılık bulmayan bir-iki açıklamanın dışında fazlaca bir reaksiyon, bir tepki ne yazık ki yok.
Teşhis yanlış, tedavi yöntemi yanlış, ama hasta da durumundan fazlaca rahatsız değil görüntüsü içinde. Serum ve damardan şırınga edilen ağrı kesicilerin, kortizonların etkisiyle hergün vucüdundan bir parça koparılan BDP, “nasıl olsa aklım yerinde, düşünme yetisini kaybetmedim, kol ve bacak olmasa da, mide ve böbrek çalışmasa da yaşıyorum” rehaveti içinde.
Birilerinin BDP’ye teşhisin de, tedavi yöntemlerinin de yanlış olduğunu, bunun alıştıra alıştıra, yavaş yavaş ölüme yol açtığını anlatması gerekir.
Evet, bizi, tümümüzü alıştırdılar. Hangi uzvu parçalayıp alırlarsa alsınlar, vücut fazlaca bir reaksiyon, bir tepki göstermiyor artık. Ve “cerrah” da bunu fırsat bilerek saldırdıkça saldırıyor, kestikçe kesiyor.
Önce itiraz ettik. Altı parlamenterin vekillikleri ellerinden alındığında sesimizi yükselttik, üç ay meclise dönmeyerek ameliyat masasına yatmayı boykot ettik. Ardından teşhis ve tedavi yönteminde hiçbir değişiklik olmamasına rağmen nefesi amaliyat masasında, dializ makinesinde, seruma bağlanmakta aldık. Bir yıl geçti. Ne değişti? “Tedavi” ne sonuç verdi?
Verdiği sonuç ortada. Ölümü gösterip bizi sıtmaya, zamana yayılmış ölüme razı ettiler. Ve bunu koklayan Cemil Çiçek “tutuklu vekiller için yapacağımız birşey yok” diyerek resti çekti, kapıyı gösterdi. Yargıtay Kemal Aktaş hakkındaki kararı onayladı. Tüm vekiller hakkında binlerce yıla varan davalar açıldı. Sekizinin ise dokunulmazlığının kaldırılması için fezlekeler hazırlandı. Leyla Zana’ya daha dün on yıl ceza biçildi. Ve ardındansa Wan il ve ilçe Belediye Başkanlarının tutuklanması geldi.
Anayasa mı? Geçiniz onu. BDP’ye öngörülen yeni türdeş ve ırkçı anayasada incir yaprağı rolüdür. Dış dünyaya ise verilen mesaj, “Kürtler ve hakları mı dediniz? Buyrun yüce meclisimizde Kürt muhalefetin de yeri vardır” biçiminde oldu.
BDP ve Kürt vekiller önemli işler yaptılar, önemli görevler üstlendiler. Bugün itibarı ile ama, mecliste muhatap alınmıyorsanız, yaptığınız tüm öneriler kulak ardı ediliyorsa, devletin de, parlamentosunun da Kürt sorununu çözme niyeti yoksa ve herşey zaman kazanmaya odaklanmışsa, o mecliste olmanızın fazlaca bir anlamı yok.
Evet, BDP kendisini felce götüren bu operasyon masasından bir an önce kalkmalı, serumla yaşamayı redetmelidir. Ve meclis çalışmalarını bir takvim de belirleyerek şarta bağlamalı, operasyonların durdurulması ve tüm tutuklu arkadaşlarının özgürlüğüne kadar meclis tatil etmelidir. Takvim sonunda deklarasyonda dile getirilen taleplerin gerçekleşmemesi halinde ise meclisten tümden çekilmelidir.
2012 yılında 20 milyon Kürdün temsilcilerinin yer almadığı bir meclisin meşruluğunu varsın onlar izaha çalışsınlar. Sonrasını mı? Varsın onu da “hekimler heyeti” düşünsün! Ara seçimler mi? Bırakın onun derdine AKP düşsün! Kürtler mi? Özerkliği hangi gün için ilan ettik?
msahin1@web.de
BDP’de bardak ne zaman taşacak?