Başbakan BDP’nin bölünmesini o kadar önemli görmektedir ki, ta Meksikalardan ‘BDP içinde tasfiyeler olacaktır’ kehanetinde bulunmuştur; daha doğrusu arzusunu ortaya koymuştur.
AKP bir özel savaş Hükümeti olduğu gibi, Başbakan da bir psikolojik savaşçıdır. Başbakan’ın hitabetinden, belagatinden söz edilirken buna Başbakan’ın psikolojik savaş yürütme kapasitesi demek daha doğrudur. Yani toplumu aldatma ve yanlış yönlendirme sanatında yetkinleşmiştir. Zaten toplumu aldatma yeteneği nedeniyle iç ve dış odaklar AKP’yi iktidarda tutmaktadırlar.
Erdoğan öyle bir psikolojik savaş kişiliği ki, kendini psikolojik savaş uzmanı sanan İlker Başbuğ, Erdoğan’ın yürüttüğü psikolojik harekat gereği kendisini zindanda bulmuştur. Kendini demokrat ve askeri vesayeti kaldıran olarak göstermek için çok eleştirildiği bir dönemde İlker Başbuğ’u içeri aldırmıştır. Yıllardır beraber çalıştığı Genelkurmay Başkanının içeri alınmasından sonra bu tür tutuklamalara hiçbir pratik değeri olmayan eleştiriler yaparak zevahiri kurtarmaya çalışmıştır. Herhalde İlker Başbuğ bu sözlerin de psikolojik savaş gereği söylendiğini düşünmüştür.
Başbakan sadece bir psikolojik savaşçı değil, aynı zamanda çakal politikası izleyen politik figürdür. Çakal politikası denildiğinde akla İtalyan diplomasisi gelir. Diplomatik tarzları ve izledikleri politikalar nedeniyle İtalyanlara ‘çakal politikacılar’, ‘çakal diplomatlar’ denir. Şimdi bunun Ortadoğu’daki uygulayıcısı Tayyip Erdoğan’dır. Bu çakal tarzına şark kurnazlığını da eklemiştir.
Çakal politikası; zayıf olduğunda geri çekilmek, zayıf bulduğunda ise acımasızca saldırmaktır. Güçlü karşısında kırk takla atmak, güçsüzü bulduğunda ise acımasızca çullanmaktır. Zayıf pozisyonda yumuşak davranmak, alttan almak, fırsatını bulduğunda ise en acımasız sertlikle hareket etmektir. Erdoğan’ın şu andaki siyaset tarzı budur. Bu siyaset tarzında ilke, ahlak, ölçü ve değer yoktur. Tek ilke, ahlak, ölçü ve değer, tüm baskıcı ve sömürücülerde olduğu gibi kendi çıkarıdır. Başka topluluklar, insanlar ve halkların bu zihniyet için hiçbir anlamı yoktur. AKP Başbakan şahsında bu politikanın ibretlik örneklerini sunmaktadır.
Tayyip Erdoğan’ın bu çakal politikasının para ettiğini, ucuz başarılar getirdiğini gören kimi Kürtler de bu çakal politikasının taklitçisi olmaya soyunmuşlardır. AKP içinde Hüseyin Çelik ve Galip Ensarioğlu bu çakallığa örnek teşkil etmektedirler. Ancak tarihte taklitlerin her zaman trajikomik olduğu söylenir. Bu taklitler de gerçekten de trajikomik şaklabanlar olarak arz-ı endam etmektedirler. İnsanlar bunları izlediğinde kişilikten yoksun, suni yapım bir Tayyip Erdoğan şakşakçası görmektedirler.
Başbakan psikolojik savaşçı karakterini “BDP içinde tasfiye olacak” diyerek bir daha göstermiştir. Zaten her kürsüye çıktığında tam bir psikolojik savaş elemanı gibi konuşmaktadır. Siyasi nezaket, bir Başbakan’da bulunması gereken ağır başlılık bu konuşmalarda yoktur. Bu konuşmalar, psikolojik savaş etkisine göre ayarlanmış ve düzenlenmiştir. Bu karakteriyle gerçekten de Türkiye tarihinde ilktir. Dünya tarihinde ise bir zamanların faşist liderleri ve onların propaganda bakanlarıyla kıyaslanabilir.
Yıllardır AKP BDP’yi bölme çabası yürütmektedir. Şahin-Güvercin ayırımı yapmaya çalışmıştır. Bunun için bütün psikolojik savaş oyunlarını ve araçlarını devreye koymuştur. Ama bunda başarılı olamamıştır. Eğer bölselerdi BDP’yi marjinal hale getirecekler ve toplumsal tabanını zayıflatmış olacaklardı.
Bu başarılmayınca faşist politikalarının üstünü örtmek için 1990’lı yıllarda çok kullanılan halkı PKK baskısından kurtarma söylemine sarılmışlardır. Bilindiği gibi 1990’lı yıllarda “halkı PKK’den kurtarma” politikası doğrultusunda binlerce faili meçhul cinayet işlendi; binlerce insan zindanlara atıldı, binlercesi de metropollere ve Avrupa’ya kaçırtıldı. 1990’lı yıllarda halkı “PKK’nin tasallutundan kurtarma” böyle gerçekleştiriliyordu. Şimdi öldürme yerine sekiz bin civarında BDP’liyi zindana atarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Yüzlerce BDP’linin de bu siyasi soykırım operasyonlarından kurtulmak için Türkiye dışına çıktığı bilinmektedir. Kemal Burkay’ı çağırıp siyaset alanına sürerken kendisine muhalif yüzlerce Kürt siyasetçisini ise dışarı kaçırtıyor, BDP’yi özgürleştirmek için bu operasyonları yaptıklarını söylüyorlar. Bu operasyonlar sonrası AKP’nin akıl hocaları ve danışmanları “halk PKK’nin baskısından kurtarıldı” propagandası yapmaya başladı. Hatta bazılarının hoşlarına giden konuşmalarını siyasi soykırım operasyonlarının PKK’nin baskısını azaltılmasına bağladılar.
Bu siyasi soykırım operasyonlarıyla BDP’nin bitirilmek istendiği açıktır. Hedef BDP’yi etkisizleştirmek ve tasfiye etmektir. BDP’yi birkaç milletvekilinin olduğu içi boş bir kabuk haline sokmaktır. BDP ağır bir siyasi soykırım operasyonu altında tasfiye edilmek istenirken BDP içinde tasfiyelerden söz edilmesi gerçekten de utanmazca bir pişkinliktir. Pişkinliğin tarihsel örnek haline getirilmesidir.  BDP’nin esası içeridedir. BDP’yi BDP yapan il-ilçe başkanları, yönetici ve üyeleri, belediye başkanları ve meclis üyeleridir. Öyle ki BDP’de tasfiye edilecek kimse bile bırakılmadı, zinanda atıldı.
BDP’yi tasfiye etmek için yapmadığın hiçbir şey kalmayacak, ondan sonra BDP içinde tasfiye görüyorum diyeceksin! Hem de bunu bir yıldır avukatlarıyla bile görüştürülmeyen Kürt Halk Önderine mal ederek. Bu bir psikolojik savaş harekatı değil de nedir? BDP içinde bir tasfiye varsa bunu da yapan sensin. Demokratik siyasete tahammül etmeyen, kendine muhalif olan tüm siyasetçileri saf dışı eden sensin. Öyle ki Kürtlerle ilgili bir politikan olmadığı için AKP içinde tabandaki baskı nedeniyle biraz Kürtlükten söz edenleri tasfiye ederek sadece ekonomik ve siyasi rant peşinde olan Kürtleri öne çıkaran sensin. Kendisi her gün birilerinin üstünü çizdiği için Kürt hareketini de böyle sanıyor.
Dünyada bu kadar açık böl-yönet politikası uygulayan başka bir ülke, başka bir siyasi güç görülmemiştir. Herhalde “Kürtler birbirlerini arkadan vurmaya alışıktır, Kürtlerde bu tür şeyler normalleşmiştir” diye düşünüyor. Kürtlere bundan daha büyük hakaret olabilir mi?  AKP o kadar kibirli hale gelmiş ki, her türlü zulmü açık yapıyor ve bunun kabul görmesini istiyor. Bir zamanlar ordu ve Ergenekoncu olarak bilinenler böyle pervasızca hareket ediyordu, ama şimdi ne hale düştükleri ortada. Ne diyelim sap döner keser döner gün gelir hesap da döner.