İnsanın kendisiyle ilk buluşması, kendisiyle ilk anlamdaşlık kurması bedeni üzerinden gerçekleşir. Bedensel anlamdaşlık ise kendini doğa içerisinde yani bir mekanda konumlandırmaya başlamasıyla bilinçli bir eyleme dönüşür. Mekan içinde bedenin konumlandırılması başlangıçta içgüdüseldir. Yani insanın, bilinçli olarak bedeninin farkına varmadan önce bedenin fiziksel varlığını korumaya dönük bir içgüdüsel motivasyonu vardır. Ancak doğada, yani içgüdüsel olarak içinde konumlanılan mekanda yaşanan çeşitli değişiklikler sonucunda bedenin doğa karşısında savunmasız kalması yahut savunmasının zayıflaması insanı bu değişiklikler karşısında tedbir almaya yani yeni pozisyonlar belirlemeye itmiştir. İşte bu yeni pozisyon arayışı insanın bedenini, bilinciyle keşfetmesinin önünü açmıştır.
İnsanın değişen doğa koşulları karşısında ilk pozisyon alışı, birlikte hareket etmeyi yani toplumsallığı yaratmıştır. İnsanın insanla birlikteliğine dayalı yaşam formu ile değişen mekan koşullarına karşı yeni pozisyonlar alma ve mekanın yeni koşullarına uyum sağlama yeteneği kültür dediğimiz maddi ve manevi tüm üretimlerin sebebi ve döl yatağıdır. Kapitalist modernitenin de tüm kültürel var oluş kodları mekan ve bedenle kurulan ilişki üzerinden tarif edilebilir.
Yemekten tutalım giyinmeye, seksten tutalım süslenmeye kadar tüm doğal bedensel ihtiyaçlar kapitalizm tarafından yeniden düzenlenerek kapitalizmin kar ihtiyacına uygun hale getirilmiştir. Yine insanın mekanla kurduğu ilişki yeniden düzenlenerek doğal barınma ihtiyacının çok dışında bir ilişki içine sokularak azami karın ihtiyacını karşılayacak bir forma sokulmuştur.
Oysa doğal yaşam evresinde insanın bedeni ve mekanla kurduğu ilişki; bedeni ve mekan üzerinde gerçekleştirdiği her değişiklik yaşamı korumaya ve doğaya uyum sağlamaya dönük bir motivasyonla gerçekleşir. Bedenin süslenmesinde kullanılan takılar, bedene yapılan dövmeler, saça verilen şekil, giyinme ve örtünme biçimleri, bunlarda kullanılan renkler tümüyle çevreyle fiziksel ve ruhsal uyum sağlama ve böylece yaşam formunu devam ettirme ihtiyacı üzerinden şekil almıştır. İnsan bilinci, bedeni ruh için, ruhla uyumlu bir mekana dönüştürürken bedeni de içinde yaşanan doğayla uyumlu bir hale getirerek travmatik ve depresif sonuçların ortaya çıkmasını engeller, bir denge sistemi kurar.
Kapitalizm, aşırı kar hırsıyla bu dengeyi alt üst etmiş, insan bedenini insan ruhu için bir hapishaneye, doğayı insan bedeni için bir cehenneme çevirmiştir. Kapitalist motivasyon kodlarıyla inşa edilen ve kapitalizmin ihtiyaçlarına göre düzenlenen yaşam formu insanı kendi bedenine ve doğaya yabancılaştırmış, bilinç ve ruh, tüm derinliğini yitirmiştir. Moda ve yenilik adıyla insanın bedeni ve çevresi üzerinde insan yaşam formuyla zerre kadar ilişkisi olmayan dehşetengiz değişiklikler yadırganmayan olağan bir durum haline getirilmiştir. Oysa ne beden ne de doğa kendisiyle uyumlu olmayan hiçbir değişikliği kabul etmez, bu değişiklikleri kusmanın bir yolunu bulur. Bugün doğa üzerinde yapılan değişikliklerin doğa tarafından deprem, sel, iklim değişikliği ve kuraklık gibi kusma yöntemleriyle bu vahşi değişikliğe yaptığı yıkıcı itirazların benzeri insan bedeni üzerinde yapılan değişikliklerde de çeşitli biçimlerde yaşanmaktadır.
Doğayla uyumlu olmayan, doğal yaşama uyum sağlama ihtiyacı dışında geliştirilen beden ve bedene giydirilen giysiler üzerindeki değişiklikler kanser ve benzeri bin bir çeşit ölümcül hastalıkla bedeni vururken, bu değişikliklere en kuvvetli itiraz insan ruhundan gelmektedir. Bugün kanser ve benzeri hastalıklardan çok daha ölümcül olan ve insan olma durumunu ortadan kaldıran şey bu insan bedeni ve bedenin ihtiyaçları üzerinde gerçekleştirilen değişiklikler sonucu insanın yalnızlaşması yani toplumsallığını yitirmesidir. İnsan türü tarihinin hiç bir döneminde bugünkü kadar stres ve ruhsal travmaya maruz kalmamıştır.