Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 141 kişiyle birlikte tecride karşı açlık grevinde olan Gazeteci Nedim Türfent, tecride, açlık grevlerine ve yaşanan ölümlere sessiz kalındığı eleştirisini yaparak, “Bedenlerimizle haber yapmak istiyoruz. Bedeli ne olursa olsun, bu insanların sesi ve nefesi olmaktan imtina etmeyeceğiz” dedi.
Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) tutuklu muhabiri Nedim Türfent, 13 Mayıs 2016’dan beri Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuluyor. Türfent, aynı cezaevinden 141 kişiyle birlikte 36 gündür açlık grevinde. Gönderdiği mektupla, tecride, açlık grevi eylemlerine ve cezaevlerinde yaşanan ölümlere sessiz kalındığı eleştirisini yapan Türfent, “Bir gıdım kalan canların etrafında el ele tutuşma vaktidir. Hayata uzatılan bu eli havada bırakmak bir utanç olacaktır” sözleriyle başta sivil toplum örgütleri olmak üzere kamuoyuna çağrı yaptı.
Gazeteci Türfent’in mektubu şöyle: “Ülke gündemi ile az çok bile ilgileniyorsanız haberiniz vardır. Ben altını çize çize bir kez daha dile getirmek istiyorum. Leyla Güven 149 gündür açlık grevinde. Cezaevinde binlerce insan bedenlerini açlığa, yani ölüme yatırmış durumda. Siz bu hakikati benden bir kez daha duyarken, yanı başımda hemen bu zindanda 5 insanın eylemi 100 günü geçti. Ne yazık ki dile bile kolay değil. Hele gözlere hiç mi hiç kolay değil. Zira hiç kimse eriyen insan bedenini seyredemez.
Hep beraber gocunalım
Düşünsenize bir beden, içinde bir can, bir ruh taşıyan sizinki, benimki gibi bir insan bedeni eriyecek ve siz bunu seyredeceksiniz! Mümkün değil, hiç kimse seyirci kalamaz. Hatta, seyirci kalabilen vicdansızdır diyebiliriz değil mi? O zaman hep beraber gocunalım, zira hepimiz gün gün, saat saat ölüme yaklaşan bedenleri seyrediyoruz.
Suskunluk sarmalının pençelerinde
Toplum olarak, ülke olarak, her rengi, her sesi, her inancı kapsamına alacak minvalde kamuoyu olarak nasıl bu kadar vicdansız olduk? Farkında değil miyiz, her gün biraz daha körelmekte insani, ahlaki ve vicdani olan yanlarımız. Hep beraber başta yaşam hakkı olmak üzere ortak değerlerimizi korumamız gerekirken, bizler bir suskunluk sarmalının pençelerinde çırpınıp duruyoruz. İktidar ve faşizmi kurumsallaştırıp hortlatmak isteyenler bir korku imparatorluğu inşa etmeye çalışırken, demokrasi ve özgürlük, hak ve hukuk savunucuları olması gereken toplumsal güçler deyimin en sahici anlamıyla iktidarın ekmeğine yağ sürmekte. Ülkenin kendi anayasası ve hukukuna alenen aykırı olan uygulamalara karşı çıkamamakta, verdiği sinik ve cılız taleplerin sonuç alıcılık bazında bir kıymeti harbiyesi olmamaktadır.
Temel sorun savaş politikasıdır
Suni ve sahte gündemlerle günü kurtarmaya ve yarını görmeyi düşünen muhalefet partileri, iktidarın gündeminde boğulmaktadır. Açıktır ki ülkemizin en temel sorunu savaş politikasıdır. Peyderpey kronik hale gelen ekonomik krizin de sebebi, ülkenin, yani yurttaşların emeğinin savaşa akıtılmasıdır. Dolayısıyla ülkemizin bu belalardan, bu krizlerden kurtulmasının yol ve yöntemi, reçetesi bellidir. Leyla Güven bunun görünebilmesi adına 4 aydır direniyor, biz seyrediyoruz.
Tecrit felaketin eşiğine getirdi
Tecrit, savaş politikalarının devamı, krizlerin git gide büyümesi demektir. Tecridin kaldırılması, barışa bir şans, bir fırsattır. Tecridin kaldırılması, yalnızca yasalarca teminat altına alınan avukat ve aile görüşlerinin sağlanması olarak okunamaz. Üstelik burada devlet kendi anayasa ve hukukunu da çiğnemektedir. Tecrit bu ülkeyi birkaç yılda felaketin eşiğine getirdi. Düzlüğe çıkmanın yolu bu uygulamaya son verilmesidir. Tecrit bu ülkeye gözyaşı, kan, ölüm ve savaştan kaynaklanan ekonomik kriz getirdi. Tecride ‘dur’ demek savaşa ‘dur’ demektir, ekonomik krizden vareste olmaktır. Tecrit savaşta ısrardır.
O el bizim elimizdir
Gerçek gündem budur. Bu gündem etrafında birleşmek ve Leylaların sesine ses ve eriyen bedenlerine nefes olmak durumundayız. Daha fazla can kaybı, daha büyük tahribatlar yaşanmadan, kamuoyu vicdanını bu dumurdan kurtarma günüdür. Her bir canın hayata tutunması, umudu toplumun ta kendisidir. Ne yazık ki sihirli bir el bu kör gidişata ‘dur’ demeyecektir. Zulmün saltanatını sonlandıracak el bizim elimizdir. Bir gıdım kalan canların etrafında el ele tutuşma vaktidir. Hayata uzatılan bu eli havada bırakmak, bir utanç olacaktır.
CPT ve AİHM harekete geçmeli
Gelinen aşama itibariyle başta CPT ve AİHM gibi kuruluşlar, kendi varoluş gerekçelerine aykırı bir şekilde hareket etmektedir. Tecrit, bir işkence türü olarak geçmektedir bu kuruluşların literatüründe. Adı ‘İşkenceyi Önleme Komitesi’ olan kuruluş, işkenceyi kabul etmiş görünmektedir, ya kendilerini feshetsinler ya misyonlarını ivedilikle yerine getirsinler. Yaşanan can kayıplarının mesuliyeti onların da omuzlarındadır. Yaşam hakkı, zamanın akışına bırakılmayacak en temel insan hakkıdır. Bu kuruluşları derhal harekete geçmeye ve samimi olmaya çağırıyoruz.
Gazetecilik yapıyorum
Bir gazetecinin en temel etik, ahlaki, vicdani görevi başta yaşam hakkı ihlali olmak üzere hak ihlallerini görünür kılmak olmalıdır. Sesi kısılmak istenenlerin, nefessiz bırakılmak istenenlerin can suyu olmak, bir gazetecinin toplumsal sorumluluğudur. Haber yapma koşullarımız elimizden alındığı için biz de bu insanlara, bedenlerimizle haber yapmak istiyoruz. Bedeli ne olursa olsun, bu insanların sesi ve nefesi olmaktan imtina etmeyeceğiz. Bu insanları yaşatmak istiyoruz, hepsi bu. Gün eriyen bedenlere can suyu verme günüdür.”