
Sanat yapıtını taahhütlü kılan zaman ve mekanda yarattığı yansıtmadır. Kimisinde zamanın ötesine, kimisinde de gerisinde gelerek kendini tanımlar. Dijital sürece gelene dek insanların bilgiyi ortak mekanlar üzerinden alma ilgisi, kendine özgü ortam, alışkanlık, stil ve arayış yarattı. Kütüphane, müze ve görsellik bu ortamların ilk ayağını oluşturur. Bugün bir sektör olarak dünyayı cezbetmesi bakımından müze, görsellik, ressam, müzeye değer görülen eser kategorisi biraz da bu ayağın izidir. Bu iz öyle sırçamalar üretti ki dünya, artık sanal ve sahici görsellik arasında yarışıyor.
Sahiciden sanala uzanan süreci anlamak için her zamankinden daha çok görselliğe ihtiyacımız var. Bir telefonla yaşamı temin ettiğimiz fırsatçılıktan sıyrılıp, görselliğin samimiyetine yeniden tahammül edebilecek kadar mevcudiyetimizi eleştirebiliyor muyuz? Etrafımıza ve envanterimize girmiş görsel harikaları doğal mekanlarında ve sahiplerinin mesleki derinliğiyle irdeleyebilecek kadar sabrımız canlı acaba?
Bir yatkınlıktır görsellik. Dört tane olmazdan biri. Görmek sadece bakmakla sınırlı olmayıp, görebilmenin de telaşını kapsar. Bu telaş duyanı, gideni, geleni, kalanı ve kırılanını bir oluş tavrında kavurmayı gerektiriyor. Hal böyle iken müze ve ressam deyince insanın etrafını dikkatle süzmesi gerekiyor.
Rönesanstan sonra dünya pek çok görsel teknik ve temsilin gelişimine sahne oldu. Birçok ressam, ekol ve eser çıktı. Manet, Mone, Delacroix, Boticelli, Vermer, Francesca, Renoir, David, Cezzane’ın olduğu bir mevkide dünya başka ufuklara doğru yol aldı. Bugün dünyanın başını döndüren onlarca eser sessiz sedasız tasarlandı, çizildi ya vaktinde ya da sonradan aydınlığa çıkarak karşılığını buldu. Kırmızı çizgiyi geçen her eser salonları doldurdu, kitleleri cezbetti ve yaratıcısının gücüyle milyonlara akmaktan hiç geri durmadı. Jack Louis David, Delacroix ve Van Gogh’un geçtiği dünyada ressam olmak hiç de kolay birşey değil. Bunca netleşmiş yetenek içinde var olmak, bir mucize kadar istisnadır. Ve istisna bu defa kaideden ziyade bir kadının kendine özgü sanatında yer bulacaktı. O özgünlük Magdalena Frida Carmen Kahlo Calderón, medyatik adıyla Frida Kahlo’da fazlasıyla bozulacaktı.
Kahlo, bugün için fazlasıyla popüler. Kıta Amerikasından dünyanın pek çok ülkesine popüler bir ikon olarak sunulurken, Kahlo’nun yaratıcı yanı daha çok pazarın nabzına göre görselleştiriliyor. Ne var ki bütün bunlar Kahlo’nun ressamlığını görmemize engel değildir. Hastalığı, ilişkileri, politik varyantları, ülkesine dair sevgisi, giyimi ve ispatladığı ressam yeteneği ile hala çok konuşulan kişilerden biridir.
Doğrusu bunu hak edecek kadar yaratıcı bir kadındır. Hastalığının şartlarından fazlasıyla sıyrılabilmiş ve kendini güce dönüştürmüş, kendine dair çok inançlı bir Kahlo’yu görmek zorundayız. Yaşamının bir parçası olan aynadan dünyayı izlemek ve sadece kendi yüzüne bakarak ressamlığa adım atmak asla sıradan bir sanat tutumuna sığmaz. Frida Kahlo, diğer pek çok çağdaşının yaptığı zihini zorlama, zihinsel sınırı kesme riskini resminde uygulamaya başlaması onun sanatsal çapını yeterince açıklar türden. Üstelik doğa, mekan ve nesne çoğulluğundan epey soyut olarak sadece insan yüzüyle yüzleşerek senelerce resim çizmek apayrı bir yorum gerektiriyor. Kahlo’nun yüzüyle ve bedeniyle kaza nesnesi üzerinden oynaması kimilerine bir acı havası gibi gelse de Kahlo’nun bu acı ya da çaresizlik klasiğine fazlada takılmadığını görebiliyoruz. Zira ülkesi ve dışındaki politik ve sanatsal konularda yaptığı ve yaşadığı başarı grafiği onun kendine güvenen ve güçlü olmaktan hiç vazgeçmeyen yanının tipik belirtisidir.
Üstelik sanatta bile salonların, rafların, kütüphanelerin, meclislerin, kadına çok az olanak ve saygı duyduğu süreçte onun Amerika ve Avrupa başkentlerinde kendine açtığı yer, bıraktığı eserler, diğer çağdaşlarından fazlada ilgiyle izlenmiştir.
Bugün hala resimden, sinemaya, reklamcılıktan, yayım dünyasına dek Kahlo’nun inceleniyor olmasının altında onun resimde kendi stilini ve sözünü açıkça diyebilmesinin eseridir. Kanımca Kahlo’ya yüksek bir başarı değeri veren de onun her zaman kendi stilinde kalabilme iradesidir.