Cizre direnişinde iki kardeş şehit düştü. Şehitlerden birisi Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’tu. Diğeri de onun kardeşi Orhan Tunç.
Mehmet Tunç bir evin bodrumunda yaralıların başındayken defalarca Türk ve Kürt kamuoyuna ve Kürt diline sağır dünya kamuoyuna seslendi. Kendisi için yardım istemedi. Yaralılar için yardım istedi. Ne yardım geldi, ne ses, ne nefes. Halkın Meclisinin başkanı bodrumda sivil ve silahsız bir destan yarattı. Şehit düştü.
Kardeşi Orhan Tunç da "seslendi".
Bir hastanede doğum yapmak üzere olan hayat arkadaşına seslendi.
"Kızımız mı, oğlumuz mu olacak?"
Doğacak bebek oğlandı.
Bodrumun havan toplarıyla bombalandığı anda eşi oğlunu doğurmak üzereydi.
Orhan Tunç "oğlumuzun adı Bêkes olsun" dedi dışarıdan duyulan makinalı tüfek tarakaları ve bomba sesleri, etraflarını çeviren tank homurtuları, çetelerin naraları arasında. Bu onun son seslenmesi oldu.
Med Nuçe’de Ferda Çetin bana Orhan Tunç’un Cizre savaşı sırasında doğan çocuğunun resmini gösterdi.
"Bêkes Kürtçe’de ‘Kimsesiz’ demektir" dedi.
Orhan Tunç şehit düşeceğini ve bebeğinin "babasız" kalacağını biliyordu. Şunu da: Kürt insanı "kimsesizdi". İki ayı aşkın bir zaman dilimi içinde işlenen akıl almaz cinayetlere insanlığın kulakları kapalıydı.
Bodrumda onlarca sivil, yaralı, çocuk ve yaşlı "kimsesizdi".
Faysal Sarıyıldız da Med Nuçe’deydi.
"O bodrumda şehit olanların yakınları, cenazelerini torba kömür olarak aldılar" dedi.
Faysal Sarıyıldız, Mehmet Tunç’un yerine TBMM’de bundan böyle Cizre Halk Meclisi’nin vekili olarak "kimsesizlerin kimsesi" olacak…
Bêkes’in, babasının ve annesinin ve tüm Cizre halkının adına…
Bêkes’in resmine uzun uzun bakın.
Gülen bebeklerin resimlerine alışmış olmalısınız. Bêkes gülmüyor.
Bize, hepimizin yüzüne bütün kimsesizlerin hüzünlü gözleriyle bakıyor.
Ben "kimsesizlerin" sesini duymayan herkese sesleniyorum.
Siz de ona bakın.
Sanki bir ilahi dokunuşla, ellerinin aldığı şekle gözlerinizi dikin. Anlamaya çalışın. Bêkes’in minik elinin yumruk halini almasından, diğer elinin milyonların mitinglerde havaya kalkan ellerindeki "zafer" işareti haline gelmesinden yalın bir sonuç çıkarın.
Bu direnenler için "umut" olacak.
Cizre’yi yakanlar, şimdi de Sur’da "Bêkesleri" yakmak üzere son hazırlıklarını yapanlar içinse, Bêkes’in bakışı ve minicik elleri onların rüyalarını kabusa çevirecek…
Özgür medyanın kahraman savaş muhabirleri şu sıralar kameralarıyla Kürdistan’ın kanlı tarihini belgeliyorlar. Yarın yargılanacak olanların her biri bu belgelerle yüzleşmek zorunda kalacak.
Şehit düşen, yaralanan bu kahramanların ölümsüz kıldığı, halkın hafızasına silinmezcesine yerleşen pek çok resim gördüm.
Bunlardan birisi de, gözüne gelen bir mermiyle yaralanmış annenin ve bebeğinin resmiydi. Anne yerde yatıyor, gözünden kanlar akıyor ve acıyla kıvranırken bebeğini emziriyor.
8 Mart’ın eşiğinde, Cizre’de iki "kimsesiz" kadın, bebeklerini büyütüyor.
Hayata tutunmuş bu bebekler büyüyecek…
Benden size söylemesi; Allahtan korkmuyorsunuz, kuldan korkmuyorsunuz. Anladık.
Bebeklerden korkun. Gelecek Bêkeslerin çünkü…