
AKP Türkiye’nin ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik imkanlarını sadece ve sadece kendi iktidarını güçlendirmek için kullanıyor. Türkiye toplumunun yararı için değil, kendi etrafında toplanmış çıkar topluluğunun isteğiyle hareket ediyor. Bunun için de Türkiye’yi içeride ve dışarıda maceralar içine sürüklüyor. Türkiye içeride ve dışarıda tehdit ve şantaj politikası yürütüyor. Böylece sonuç alacağını düşünüyor. Hiçbir konuda yaratıcı ve çözümleyici politika izlemediği için tehdit ve şantaj politikasını bir tarz haline getirmiştir. Bunun da medyanın gücü ve demagojiyle gerçekleştirileceğini sanıyor.
Bu politikasını Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununa uygulayınca Türkiye’yi çıkmaza sokan durumlar ortaya çıkıyor. Kürt Halk Önderi açlık grevlerine son vererek Türkiye’ye Kürt sorununu çözmesi konusunda yeniden adım atma fırsatı tanımıştır. Ne var ki, AKP Hükümeti kendine tanınan her fırsata çıkarcı yaklaştığı gibi, bu fırsatı da nalıncı keseri gibi kendine yontmaya çalışmaktadır. Açlık grevinde yaşadığı sıkışmayı, ileri sürülen taleplerin toplumca kabul görmesini tersine çevirmek için kendine göre bir psikolojik harekat başlatmıştır. Böylece yalancı, sahtekar, sadece toplumu oyalayan gerçeğini bir daha gözler önüne sermiştir.
Herkes Kürt Halk Önderi üzerindeki tecridin kaldırılmasını beklerken işbirlikçi Hüseyin Çelik, “İmralı’yla avukat görüşmesi olmayacak” diyor. Başbakan da “silahlarını bırakırlarsa başka ülkelere gidebilirler” vaazında bulunuyor. Bu gerçek AKP Hükümetine karşı mücadeleden başka hiçbir yolun Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda sonuç alıcı olmayacağını gösteriyor. AKP için her fırsat sadece ve sadece kendi hükümetinin ömrünü uzatmak için vardır. Bu açıdan tanınan fırsatlar ve yaşanacak bir yumuşama AKP açısından çözüm için bir anlam ifade etmiyor. Zaten “biz adımlar attık, sorun çözülmüştür, Kürt sorunu kalmamıştır” değerlendirmesi AKP’den çözüm için artık bir şey beklenmeyeceğini ortaya koymaktadır. Kürt Halk Önderinin son savunmalarında AKP’nin diğer iktidarlardan daha tehlikeli olduğunu söylemesi gerçeği bu yaklaşımlarla bir daha doğrulanmaktadır. Her gün onlarca Kürt siyasetçisini tutuklayan, dışarıda bilinçli Kürt bırakmamada ısrarlı olan, Batı Kürdistan’da Kürtlere saldıran, silahlı çeteleri destekleyen bir hükümetten başka bir şey beklemek de gaflet olur.
Başbakanın “silahları bırakırlarsa başka bir ülkeye gidebilirler” sözü zaten hiçbir çözüm politikası olmayan bir hükümetin işi çıkmaza sokmasından başka bir anlam ifade etmiyor. Bunun aklı başında olan her insan ipe un sermek anlamına geldiğini bilir. En son konuşulacak şeyleri dile getirmesi bu hükümetle hiçbir şey konuşulamayacağını ortaya koyuyor.
Sanki gerilla yolunu şaşırmış dağa çıkmış! Dağa çıkarken bir amacı yokmuş! Bu nedenle başbakan söyledi diye silahlarını bırakıp başka bir ülkeye gideceklermiş! Başbakan herhalde bunu bir lütuf olarak görüyor. Kendisi para, tüketim ve modernist yaşam peşinde koşan bir çevre yaratmış, herkes bunun için etrafında fır dönüyor. Herhalde gerillaları da böyle sanıyor. Eğer gerillayı yolunu şaşırmış dağa çıkmış olarak görüyorsa kendisi dağa gitsin, Kandil’e gitsin gerillaya kendi yandaşlarının hayal ettiği ülkelerin yolunu göstersin. Başbakanın söylediklerinin değeri işte bu kadardır.
Kürt halkı ve Kürt gerillası ülkeleri ve Önderlikleri özgürleşmeyene kadar bu mücadeleyi bırakmayacaktır. On yıllardır verilen bedeli başka bir ülkeye gitmek için vermediler. Gerilla başbakanın sözlerine sadece gülmektedir. Kürt halkıysa böyle bir şeye herkesten önce karşı çıkar. Başbakanın zihniyeti ve dili egemenlikçi ve soykırımcı bir dildir. Kürt’ü irade görmeyen ve aşağılayan bir dildir. Bu zihniyet ve dile karşı sadece mücadele yükseltilir.
Bazıları Kürt Halk Önderi açlık grevleri son bulsun deyince bunu yanlış anladılar. Kürt Halk Önderi açlık grevlerinin yarattığı sonuçları başarılı ve yeterli görmüş; ortaya çıkan olumlu zeminin dışarıda mücadeleyle geliştirilmesini istemiştir. Bu zindan direnişçilerinin yarattığı ortamın dışarıda yürütülecek mücadeleyle sonuca götürülmesini istemiştir. Bu mücadelenin en önemli hedeflerinden birinin de “zindanlardaki tutsakların serbest bırakılmasını sağlama olmalıdır” demiştir.
Kürt Halk Önderinin tutumunu bazı çevreler yumuşama oldu, müzakere gelişir, çözüm olabilir gibi safça yorumlamışlardır. Böyle yorumlamak AKP gerçeğini tanımamaktır. Kürt Halk Önderi “mücadeleyi yükseltin, ancak dışarıda mücadele yükseltilerek bu hedefe ulaşılabilir” demesine rağmen AKP’den beklentili olmak psikolojik savaştan etkilenmektir. Sağlıklı düşünme durumunda olmamaktır.
AKP Hükümeti her sıkıştığında Kürt halkının kendisine karşı yürüteceği mücadeleyi gevşetecek söylemlerde bulunmaktadır. Nitekim AKP kongresi öncesi başbakan ve yardımcıları televizyon televizyon dolaşıp “ailesiyle görüşebilir” deyip bin bir oyunla aileyi İmralı’ya götürmesi de bu ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Kongre döneminde kongreyi zor duruma sokacak ve başarısız kılacak eylemlerin gelişmesini engellemek istemiştir. Bunun için de Kürt Halk Önderi’nin yaşamı konusunda kaygı duyulacak haberler yaymıştır. Şimdi de başka bir üslupla yine kafaları karıştırmaya ve beklenti yaratmaya çalışıyor. BDP’ye her türlü hakareti yaparken İmralı’yla görüşülebilir diyor. Hüseyin Çelik ise avukat görüşmesinin olmayacağını söylüyor. Bu tür söylemler bile AKP’nin hiçbir samimiyeti olmadığını, başbakanından bakanına kadar psikolojik savaş yürüttüklerini kanıtlar.
Siyasi durumun ne olup olmadığını en iyi PKK ve PAJK bilir; KCK bilir. Bunlar da açlık grevlerinin bitmesi sonrasında sadece mücadelenin yükseltilmesi çağrısı yapmışlardır. Açlık grevlerinin bıraktırılmasının dışarıda daha fazla mücadelenin yükseltilmesi gerektiği anlamına geldiğini açıklamışlardır. Buna rağmen AKP’nin psikolojik harekatından etkilenmek, bir şeyler olacağı beklentisinde olmak kendini kandırmaktır.
KCK yetkilileri ateşkes ya da benzeri hiçbir durum olmadığını, bunun sadece AKP’nin psikolojik savaş harekatının yarattığı sanal şeyler olduğunu söylemesine rağmen hala bazılarının bu tür şeylerden söz etmesi sadece ve sadece kafa karıştırıp halkın mücadelesini önlemeye dönüktür. Artık Kürt kamuoyunun ve demokrasi güçlerinin bu tür söylemlere kulak tıkaması gerekir.
Kürt Halk Önderi özgürleşmeden, KCK tutukluları serbest bırakılmadan, Demokratik Özerklik ve anadilde eğitimin kabul edileceği ortaya konmadan AKP’nin hiçbir söylemine inanılmamalıdır. Kürt Özgürlük Hareketi “Önderliğe özgürlük, Kürdistan’a statü” demiştir. Kürt sorununun çözümü de bu taleplerin yerine getirilmesinden geçmektedir. Bu iki hedef birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Her biri konusunda olumlu gelişme olmadan bir diğerinin gerçekleşmesi düşünülemez.