Dışarıdan bakanlar gibi, içeride yaşayan halkın da kafasını karıştıracak pek çok olay yaşanıyor Türkiye’de. AKP’nin dediği gibi ilerleme mi demeli, yoksa bir adım ileri iki adım geri mi demeli, yoksa sadece gerileme mi demeli bu olanlara? Aslına bakarsanız bu soruları ben sormuyorum, bunlar halkın kafasında beliren sorular. Ve bu sorulardan ilk ikisine olumlu cevap verenlerin büyük kısmı, Roboskî katliamı ile ilgili ortaya çıkan son gelişmelere, tutuklu vekiller sorununa ve memur maaşlarına yapılacak komik zamma rağmen demokrasi ve adaleti, bir kısmı da Müslüman adetlerle kapitalizmin yenilmesini, derviş sabrıyla beklemeye devam ediyor.
Ve elbette AKP çalışıyor. Halkı kandırmak ve sessiz bekleyişini sürdürmesini sağlamak için yarattığı “ilerleme” illüzyonunun araçları olarak kullandığı anayasa komisyonu, darbe komisyonu, insan hakları komisyonu, gözaltında kayıpları araştırma komisyonu ve benzeri komisyonlar faaliyette. 12 Eylül darbecileri “yargılanıyor”, Jitem davaları, Ergenekon, Balyoz davaları, 28 Şubat, eğitim sistemindeki değişiklikler...
Anayasa komisyonu yeni anayasayı yazmaya başladı, büyük gelişme! Komisyon kırmızı çizgileri yani anayasanın değiştirilemez maddelerini, Türkiye vatandaşlığı, anadilde eğitim, yerel özerklik, inanç özgürlüğü konularındaki maddeleri, namı diğer “tartışmalı” ve öte yandan gerideliğimizin sembolü konuların yazımını en sona bırakmış, ne gam!..
İllüzyonun hedefinde Müslümanlığı yaşam biçimi olarak görmek isteyenler de var. Camisine zaten gidebilenler için önemli olan bu değerleri devlet katında görmek elbette. Ve nitekim cumhurbaşkanlığı, meclisi bir yan koyun emniyetinden, adliyesine, valiliğine nereye gitseniz egemen ideolojinin söylem ve eylemleri ile karşılanıyorsunuz. Cuma namazı fetişizmi yaşanıyor her bir yanda. Resmi görüşmelerde dini kavramlarla yapılan örneklemeler gırla. 28 Şubat operasyonları Müslümanların içini soğuttu. Diyanet Tv ile devlet dinini bir kez daha ilan etti. Bu kadar maneviyat içinde açlık, yoksulluk, işsizlik, maaş zammı lafı edilirse ayıp olur artık…
Büyük insanlık bekleyedursun, AKP Kemalistleri etkisiz hale getirdiğine inandığından onları bir yana bırakıp sosyalistleri zayıflatma sevdasına düştü yeniden. Kaç kiloydu ki zayıflasın zaten demeyin. Mesele sayı meselesi değil mesele etki meselesi. Son Newroz ve 1 Mayıs kutlamalarının coşkusu ve toplumun tüm kesimlerini alana çekmesi, öte yandan bu gün birçok açıdan tartışılabilecek olsa da antikapitalist Müslümanların sahaya inmesi ve hatta kendilerine zaman zaman Müslüman sosyalist denmesine itiraz etmemeleri, sosyalizmin halen korkulası bir güç olduğunu gösteriyor. AKP nin sosyalistleri de Kürtlerle beraber imha edip kurtulmak istediğini biliyoruz ama Müslüman tabanındaki bu hareketi şiddetle mi baskılar, sevgisiyle mi eritir onu birlikte göreceğiz.
Sözün kısası; geleceğimizi tehdit eden onca sorunumuz varken CHP sola mı yaklaşıyor, 77 1 Mayıs katliamının sorumlusu kimdi, AKP ilerletiyor mu geriletiyor mu diye tartışmak dervişin beklemesinden farksız. Bu yüzden bırakalım lüzumsuz tartışmaları önce dilimize, ruhumuza yerleşen şu “bekleme” meselesini bir tartışalım. Düşünün; en önemli sorunlarımız “çözülmeyi bekliyor”. Biz sorunlarımızın “çözülmesini bekliyoruz”. Toplumsal kültürümüzde beklemek ata tavsiyesi zaten. Ne demiş atalar “bekleyen derviş muradına ermiş”. Bunun pek de doğru olmadığını tecrübe eden halk ne demiş “bekleyen derviş sabrından gebermiş”, bir de “hak verilmez alınır” demiş. Ben halkın sözüne itibar etmekten yanayım, siz?
Bekleyen dervişin başına gelenler