Beklerken, diğer haberleri okumaya devam ediyorum: Gerilla güçleri bir Karakol inşaatını bastı, inşaatı kökten havaya uçurdu ve iki işçiyi teslim aldı ve sonra özgür bıraktı… Kürt sorununun çözümünü de hedeflediği söylenilen paket üzerine Kürt Halk Önderi Öcalan ile hükümet temsilcileri arasında resmi görüşme yapıldığına dair iddialar yemin billah yalanlandı… Yasa değişikliği ile polisin "şüphelilere” yönelik silah kullanabilmesi için izin çıktı… Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin birçok kentinde sürmekte olan protestolara yönelik biber ya da portakal gazı isimli kimyasal silahın kullanılmasına devam ediliyor. Polis bütün gösterilere saldırıyor… Zonguldak’ta yine bir maden çöküğü olayı yaşandı… Bir kentte devlet okulunda okuyan öğrenciler, okullarında inşaat olduğu gerekçesiyle imam hatip okullarına yönlendirildi... Japon turist kadınların katilleri aranıyor…
Ve Türkiye gerçeğini bütün derinliğiyle anlatan bir haber başlığı: Müzik dünyasının derin devleti, "hem İmparator hem Ameli” İbrahim Tatlıses’in son albümü sabırsızlıkla bekleniyor… 37 yıl önce uzaya fırlatılan, saniyede 17 Km. yol kat eden Gezgin-1 isimli uydu yaklaşık 21 milyar Km, yolu aştıktan sonra Güneş Sistemi’nden çıkarak başka yıldız sistemlerine doğru yolculuğunun ikinci aşamasına başladı…
***
Hayır, karıştırmadım, bu sonuncu haber Türkiye’ye ait değil. Yeşillik olsun diye ekledim. Türkiye kökenli haberlerin Tatlıses’e ilişkin olan sonuncusu, bugünkü Türkiye’nin tablosunu çizebilmek için gerçek bir özet: Hem İmparator, hem Amele. Bizde imparatorluk özentisi, kökleri derin olan bir davranış kültürü. Vehbi Koç, kendi otobiyografisi olan İmparator adlı kitabı yazdırmıştı Erol Toy’a. Çok tanıdık bir "egemenler her şeye kadirdir” propagandasını zerk eder 12 Mart'lı yılların demokrat kamuoyuna. 15-16 Haziran olayları dahil her şeyi aslında İmparator Fehmi Çokzade düzenlemiştir. Yani sosyalistlerin ve işçi sınıfının çabaları bir şey üretmemiş, ipler hep burjuvazinin elinde olmuştur imajı…
Mafya ile çatışan halkımızdan bir hemşireye aşık olan İmparator Kadir Akın da kötü mafyaya karşı mücadele eden iyi mafyayı oynar aynı adlı filmde. Kişisel intikam için mafya şefini öldüren mafyacı Kadir, elinde silahıyla öteki mafya şefi Erol Taş’ın önüne dikilince, silahı gören Taş "Bağışla ben, İmparator sensin!” diye ilan eder "Kral öldü yaşasın kral” efsanesini bir kez daha. Türk halkının büyük isteklerine yanıt olur film… "Ben bilmem, başbakanım bilir” diyen milletin vekili İmparator Hakan Şükür, güç sahibi egemenlere kullukta kusur etmeme kültürünün kolonladığı tipik bir örnek değil midir?.. Zaten Türkiye’de Silivri dolusu Ergenekon’lara rağmen henüz aydınlatılmamış 20 bine yakın faili meçhulün ve halklara karşı sınır tanımaz bir savaşın kirli eli Mehmet Ağar’ın sevgili kardeşi Fatih Terim de İmparator değil midir?
***
Ne amaleden imparator, ne de imparatordan amele olmaz, bunu biliyoruz elbette. Tarih kolektif yönetimler biçiminde Komün’de de, ilk dönem Sovyet’lerinde de işçiden, emekçiden oluşan devlet yönetimlerinin tanığı olmuştur. Ama imparatorlardan halk hizmetkarlarının olduğuna ilişkin kayıtlar sadece masal kitaplarında yer alır. Bu nedenle günümüzün Taksim-Gezi’de bolca örneğini gördüğümüz çocuklar, prens ya da imparator masallarına inanmadıkları için gerçeği aramaya çıkmış serüvencidirler. Zengin kız fakir oğlan masallarını süslemek için kullanılan "işçisin sen işçi kal” sözü, toplumsal çerçevede bir aşağılama değil, "yaşamı üretenlerin içinde ol” anlamında bir çağrıdır, bir övgüdür bence.
Başbakan Erdoğan da, önce "ayaktan baş olmaz” diyerek yerini tanımlayıp, "ayakların baş olmasını” engelleyebilmek için Taksim-Gezi genetikli bütün Türkiye serhildanlarını bastırmaya çalışırken, Hitler’in propaganda bakanı Göbels’in öğrencisi, olarak halk karşısında "yalan ve yalanın tekrarı ilkesini” uygulayarak sürekli olarak "ben sizin hizmetkarınızım” demiyor mu? Fethullah Gülen hareketi de kendisini "Hizmet Hareketi” olarak adlandırıyor. Hizmeti sunarken, yaklaşık 70 milyar Dolarlık bir etkileme alanına sahip olan 25 Milyar Dolara ulaşan kişisel servetini Amerikan bankalarında tutmaya da özen gösteriyor kerata. O da halkın hizmetkarı.
Türkiye’de devlet politikası bir Tatlıses arabeski.
***
Çok bir şey beklememekle birlikte Paket’ten ne çıkacak bekledik, artık göreceğiz. Ama Anadolu-Mezopotamya halklarının bütününü özgürleştirmeyen; düşünce, düşüncenin ilanı ve düşüncenin örgütlenmesi haklarının önündeki bütün yasal ya da idari engelleri kaldırmayan; seçme-seçilme süreçlerini belirleyen seçim ve siyasi partiler yasası, baraj vb alanlarda hakkaniyetle tavır alıp seçimlerin gerçekten "dimokratik” olması için alan temizliği yapmayan; anadilde eğitimi bütün diller için anayasal güvenceye bağlamayan bir paket, sorunları çözen değil, iyice karmaşıklaştıran bir paket olacaktır. Çünkü umutsuzluğun yaygın olduğu bir ülkede umut yaratmak bedel karşılığında olmaktadır. Bedel ödenerek yaratılabilen umutlar ise hayal kırıklıklarına karşı çok sert tepki verirler.
Bekliyoruz..!
Bu yazının yazılmaya başladığı saatlerde Türkiye’de henüz "Demokratikleşme Paketi’ne son şeklini verecek olan Bakanlar Kurulu toplantısı başlamamıştı. Başbakan sonuca ilişkin açıklamanın önümüzdeki hafta yapılacağını söyledi…