• SWR’nin araştırmasına göre, belediyelerin yüzde 95’i dengeli bir bütçe oluşturamayacak.

 

Almanya’daki belediyelerin durumu şu anda hiç olmadığı kadar dramatik. Belediyelerin kendi tahminlerine göre yüzde 95’i 2026’da dengeli bir bütçe sunamayacak. SWR’nin, Almanya’daki 50 bin fazla nüfusa sahip 196 belediye üzerinde yaptığı araştırma bunu ortaya koydu. 2022’de sadece yüzde 25’i açık veren belediyelerin oranı, 2024’te yüzde 75’e yükseldi. Karlsruhe’de vatandaşların yüzde 90’ı, Kiel’de ise yüzde 66’sı tasarruf tedbirlerinden olumsuz etkilendiğini belirtiyor. Yönetim bilimci René Geißler'e (TU Wildau) göre; bir yandan federal ve belediye çalışanlarının toplu sözleşme zamları belediye kasalarını zorluyor, diğer yandan sosyal harcamalar son yıllarda büyük ölçüde arttı. Bunun temel nedeni, federal düzeyde çıkarılan ve belediyelerin finanse etmek zorunda kaldığı yasalardır. Aynı zamanda mevcut ekonomik durum ve enflasyon nedeniyle gelirler düşüyor.

Tasarruflar vatandaşı zorluyor

Şehirler büyük tasarrufa zorlanıyor. Bu durum özellikle vatandaşları etkiliyor: Bozuk yollar, yükselen kreş ücretleri, çökme riski taşıyan spor salonları, hayvanat bahçelerine giriş ücretlerindeki artış ve yüzme havuzlarında daha düşük su sıcaklıkları… Kültürel tesisler kapatılıyor, sosyal projeler iptal ediliyor; bazı yerlerde park bankları ve köpek dışkısı poşetleri bile tasarruf listesine giriyor.

Her iki şehirde de ankete katılanların yüzde 90’ından fazlası, mali durumun daha da kötüleşeceğinden endişe ediyor. Katılımcıların yarısı, belediyelerin mevcut finansal krizinden Federal Hükümet’i ve genel olarak politikacıları sorumlu tutuyor. SWR'den Katharina Singer'e konuşan Başbakanlık Müsteşarı Thorsten Frei (CDU) belediyelerin finansal krizinin demokrasi üzerinde etkisi olduğunu belirterek, “Belediyeler temelde devletin en doğrudan hissedilen yüzüdür. Bu nedenle dikkatli olmak gerekir. Bu, devlete ve demokrasiye bakışımızı etkiliyor” dedi.

Schleswig-Holstein SPD Eyalet Başkanı ve 2027 Eyalet Seçimi baş adayı Ulf Kämpfer de krizi “demokrasiyi tehlikeye atma potansiyeline sahip” olarak nitelendirdi. Politik radikalizmin yükseldiği şehirlere bakıldığında, bunların genellikle uzun yıllardır mali sıkıntı yaşayan şehirler olduğuna işaret eden Ulf Kämpfer, “Yüksek yoksulluk oranları, kapalı yüzme havuzları, insanların ‘Benim şehrim, benim devletim artık çalışmıyor’ hissine kapıldığı yerler” diye konuştu.

Yönetim bilimci René Geißler'e (TU Wildau) göre; bir yandan federal ve belediye çalışanlarının toplu sözleşme zamları belediye kasalarını zorluyor, diğer yandan sosyal harcamalar son yıllarda büyük ölçüde arttı. Bunun temel nedeni, federal düzeyde çıkarılan ve belediyelerin finanse etmek zorunda kaldığı yasalardır. Aynı zamanda mevcut ekonomik durum ve enflasyon nedeniyle gelirler düşüyor.

Federal Hükümet’e eleştiri

Karlsruhe Belediye Başkanı Frank Mentrup (SPD), şu eleştiriyi yaptı: “Belediyeler tüm görevlerin yüzde 25’ini yerine getiriyor, ancak vergi gelirlerinin yalnızca yüzde 14’ünü alıyor. Bu da özellikle Federal Hükümet ve eyaletlerin bize yüklediği asli görevleri gereken kalitede yerine getiremememize yol açıyor.”

Belediyeler, özellikle sosyal harcamalar alanında federal yasaların yarattığı yük nedeniyle Federal Hükümet’ten daha fazla mali destek talep ediyor. Başbakanlık Müsteşarı Frei, SWR’ye verdiği yanıtta şöyle dedi: “Yasalar, eyalet politikasına ve belediye politikasına hareket alanı bırakacak şekilde düzenlenmiştir. İşler farklı şekillerde yapılabilir. Bu nedenle mevcut hareket alanları vardır. Belirli hizmetlerin daha farklı, daha verimli ve daha az bürokratik şekilde sunulup sunulamayacağının tartışılması gerekir."

Yönetim bilimci Geißler’e göre; ülke çapındaki krizin kısa vadede sona ereceğine dair bir işaret yok. Belediye başkanları, Federal Hükümet, eyaletler ve belediyeler arasındaki mali akışların yeniden düzenlenmesini ve hızlı bir çözüm bulunmasını talep ediyor.

***

Kira freni çözüm mü?

Son on yılda birçok yerde yeni kiralamalarda kira fiyatları yaklaşık yüzde 50 arttı; Berlin’de ise neredeyse ikiye katlandı. Giderek daha fazla belediye kira frenleri getirmeyi düşünüyor ama iktisatçı Prof. Felix Fuders, ABD deneyimlerini hatırlatarak, bunun çözüm olmayacağını savundu.

Prof. Felix Fuders, Frankfurter Rundschau'daki yazısında, bir ders kitabında kira freninin, fiyatların gerçekten regüle edilemeyeceğinin klasik örneği olarak ele alındığını; 1970’lerde ABD’de yaşanan olumsuz deneyimlere atıfta bulunarak “Kira Fiyat Tavanı ya da bir şehri etkili şekilde yok etmenin yolu” başlığı taşıdığını hatırlattı. Prof. Fuders, şöyle devam etti: "Gayrimenkuller düzenli olarak bakım ve onarım gerektirir. Bir ev sahibi olarak, yatırımımın karşılığını almamı sağlayacak kirayı tahsil edemiyorsam bakımdan vazgeçerim. Birkaç yıl içinde binalar eskiyip dökülür. Konutların kalitesi fiyatına uyum sağlar ve böylece regüle edilen düşük fiyat, yeniden gerçek piyasa fiyatı haline gelir. Olumsuz sonuç ise şudur: Maddi durumu iyi olan kiracılar, kira freni olmayan ve daha güzel konutların bulunduğu semtlere taşınmayı tercih eder. Geride ise daha az ödeme gücüne sahip kişiler kalır.

Yüksek kiraların suçu

Fiyatları regüle etmek yerine, fahiş kira fiyatlarının asıl nedenini ortadan kaldırmalıyız. Kiralar bu kadar yüksek, çünkü gayrimenkuller çok pahalı. Bu da konut yetersizliğinden kaynaklanmıyor. Gayrimenkuller pahalı, çünkü piyasada yatırım arayan çok fazla para var. Sorun, bizim para sistemimizde yatıyor; bu sistem sürekli ve özellikle 'üstel' olarak artan bir para miktarı yaratıyor ve bu para, esnek olmayan (sabit) bir arazi arzıyla karşılaşıyor. Herkes bunu kolayca kontrol edebilir. Wikipedia’da “Money Supply” (Para Arzı) maddesine bakarsanız, farklı ülkelerin para miktarı istatistiklerini görürsünüz. Tüm ülkelerde para arzı 'üstel' (eksponansiyel/katlanarak) olarak büyüyor. Dünyada hâkim olan mevcut para sisteminde bunu engellemek mümkün değil. Banka hesapları ve menkul kıymetler, faiz ve bileşik faiz (faizin faizi) sayesinde 'üstel' olarak artıyor.

Oysa finans teorisyeni Silvio Gesell, 100 yılı aşkın süre önce, faizin “tasarruf etmeme primi” ya da “likidite primi” olarak işlev görmediği bir para sistemi önermişti. Ne yazık ki yazıları ekonomi biliminde bugüne kadar yeterince tartışılmadı.

***

Almanya'nın nüfusu geriledi

Almanya’da nüfus geçen yıl hafif bir düşüş gösterdi; göç, artık doğum açığını karşılayamıyor.

Federal İstatistik Dairesi’nin verilerine göre; Almanya'nın nüfusu, az da olsa küçülüyor. 2025 yılı sonunda nüfus 83,5 milyona geriledi. Bu rakam, önceki yıla kıyasla yüzde 0,1’lik bir düşüş anlamına geliyor. İstatistikçiler, 2011’den beri (sadece Kovid yılı 2020 hariç) nüfusun sürekli arttığını, ancak 2025’te ilk kez yeniden gerileme yaşandığını bildirdi.

Neden olarak şu ileri sürülüyor; net göç, doğum açığını telafi edemiyor. 2025'te Almanya’da ölümler doğumlardan 352 bin fazla gerçekleşti. Ayrıca ülkeye gelenlerle gidenler arasındaki fark (net göç) 430 binden belirgin şekilde 235 bine düştü.

Nüfus azalması, doğu eyaletlerinde yüzde 0,5’lik oranla batı eyaletlerine göre daha belirgin oldu. Sadece Berlin, Hamburg ve Bremen nüfus artışı kaydederken, diğer geniş alanlı eyaletlerde nüfus ya geriledi ya da yaklaşık olarak sabit kaldı.

Tek büyüyen yaş grubu ise 60-79 yaş arası oldu. Bunun nedeni, doğum oranının yüksek olduğu nesillerin, bu yaş aralığına girmesi. Yabancı nüfustaki artış ise yüzde 0,3 ile son 15 yılın oldukça altında kaldı.