BİRCAN DEÐİRMENCİ/AMED

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) “Demokratik Ekolojik Katılımcı Kadın Özgürlükçü Yerel Yönetim Modeli ve Bir Gasp Aracı olarak Kayyum Uygulamaları” başlığıyla bir rapor hazırladı. DBP’li belediyelerin kayyum atanana kadar yürüttükleri çalışmaları özetleyen raporda, belediyelere el konulmasından sonra kayyumların bir yıllık uygulamaları kamuoyuyla paylaşıldı.

Demir Otel’de gerçekleşen toplantıda açılış konuşmasını DBP Eşbaşkanı Mehmet Arslan yaptı. Raporun Hediye Karaaslan tarafından slayt gösterisiyle sunulduğu toplantıya DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, HDP Eşbaşkanı Serpil Kemalbay, HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu, HDP milletvekilleri, KESK, İHD, TMMOB ve TTB temsilcileri katıldı. 

AKP iktidarı tarafından 30 Ekim 2014’te 'Çöktürme Planı' kapsamında savaş kararı alındığı; bu dönemde Şırnak, Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin, Gever, İdil başta olmak üzere birçok kent ve köyün ağır silahlarla yıkıldığı hatırlatılan raporda, aralarında 368 sivil insanın bulunduğu 2 bin 360 kişinin hayatını kaybettiği , bu sürede 400 binin üzerinde insanın yerinden edildiği kaydedildi. 

Raporda, merkezi devlet yapılanmasının, Kürt sorununun çözümünde savaş politikalarını sürdürmekteki ısrarının sistemsel krizin derinleşmesini beraberinde getirdiği ve darbe mekaniği kapsamında 19 Temmuz’da Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilerek, demokratik normların askıya alındığı, Meclis işlevsizleştirilerek Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetilmeye başlandığı hatırlatıldı.  


KHK’lerin kısa bilançosu

Rapora göre; yayımlanan KHK’larla 110 bin 971 kamu emekçisi ihraç edildi. Bunun en az yüzde 23’ünü (25 bin 523) kadınlar oluşturuyor. 25 bin 602 akademisyen ihraç edildi. 5 binin üzerinde dernek, vakıf, okul, dershane, sendika, üniversite ve medya organı gibi kurum ve kuruluşlar kapatılarak, mal varlıklarına el konuldu. 12 bin gözaltı ve 6 bin tutuklama oldu. Gözaltı ve tutuklamalar aralıksız devam ediyor. 


Gasp ve kayyum atanması

15 Temmuz’daki devlet içi çatışmanın hemen ardından ilan edilen OHAL’de, Cumhurbaşkanı’na, KHK’lar yolu ile Meclis’te herhangi bir tartışmaya gerek duyulmadan Bakanlar Kurulu onayıyla yasa değişiklikleri yapabilme yetkisinin verildiği anımsatılan raporda, 15 Ağustos 2016’da imzalanan 674 Sayılı KHK ile belediyelere kayyum atama yetkisinin, aynı zamanda belediyelerin taşınır mallarına el koyma ve çalışanlarını görevden uzaklaştırma yetkisinin de valilik/kaymakamlıklara verildiği hatırlatıldı. Bu KHK’ya dayandırılarak DBP’den seçilen belediyelere 11 Eylül 2016 itibariyle el konulmaya başlandı.


94 belediye gasp edildi

Kayyum atamalarıyla yurttaşların yönetime katılım hakkı gasp edildiği gibi, demokratik siyasete de darbe vurulduğunun altı çizilen raporda, 11 Eylül 2016’da başlayan kayyum atamaları, 3 büyükşehir belediyesi olmak üzere, 10 il, 72 ilçe ve 12 belde ile toplam 94 belediyede gerçekleştiği ve bu belediyelere devletin memurlarının atandığı belirtiliyor. 


93 eşbaşkan tutuklandı

Kayyum atamaları öncesinde de Yerel Yönetimler Komisyonu’nda çalışma yürüten Eşbaşkan Yardımcısı ve birçok Parti Meclisi üyesi de tutuklandı. Ağustos 2015’ten itibaren belediye eşbaşkanları, meclis üyeleri ve il genel meclis üyeleri mesnetsiz gerekçelerle gözaltına alındı. Bu operasyonlarda 93 belediye eşbaşkanı tutuklandı. 70 belediye eşbaşkanı halen cezaevinde. Belediye eşbaşkanlarının bir kısmının iddianamesi dahi ortada yokken, dayanaksız iddialarla yapılan yargılamalarda, başkanlara 1 yıl ile 13 yıl arasında değişen cezalar verildi.


Kayyumlar nasıl geldi

Raporda kayyumların gelişi şöyle anlatıldı: Kayyumlar, 11 Eylül itibariyle belediyelere gelmeye başladı. Belediye binalarına gelmeden önce genellikle, devletin “kolluk kuvvetleri” tarafından belediye binalarında yoğun aramalar yapıldı. Meclis üyeleri, çalışanlar binalardan zorla uzaklaştırıldı. Binaların önüne yüksek beton bloklar getirilip yerleştirildi. Panzer, TOMA, vb. polis araçlarıyla binalar karakola dönüştürüldü. Binaların içerisine hassas X-ray cihazları yerleştirildikten sonra atanan kayyumlar özel harekat polisleri ile binalara geldi. Bu hukuksuz uygulamalara itiraz edip demokratik tepkisini gösteren çalışanlar ve belediye meclis üyeleri darp edilip gözaltına alındı.


Kayyumların çalışma tarzı

Yerel yönetimler açısından belediye meclisleri hem karar organı hem de denetim organıdır. Belediyeye ilişkin çalışmalar mecliste tartışılıp karara bağlanır, yine çalışmalara ilişkin denetim de bu mecliste sağlanır. Öyle ki bütçe yapım zamanlarında meclislerin aralıksız 20 gün çalıştığı da olur. Bütçe, belediye meclislerinde onaylanmadan uygulamaya konulamaz. Yine meclis kendi içinde seçtiği “denetim komisyonu” ile eşbaşkanların ve idari yapının iş ve işlemlerini denetler. Ancak kayyumların atandığı hiçbir belediyede meclis toplantısı gerçekleştirilmedi. Halka ait olan belediye bütçeleri kayyumun keyfine ve isteğine göre yapılmakta.

Bütçelerin nereye harcandığı, nasıl harcandığı belli olmadığı gibi, doğru harcanıp harcanmadığını denetleyen bir mekanizma da bulunmamakta. Oysaki Anayasa’nın 127. maddesine göre “Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir. Mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.”

Dolayısıyla kayyumlar mevcut durumları ile Anayasa’ya aykırı davranmakta ve yasal olmayan faaliyetler yürütmektedirler.


Kültür sanata darbe

Kayyumlar atandıkları günden itibaren yerelin kültür ve sanat çalışmalarına müdahalede bulundu. Özellikle, BDP’li belediyelerin bulunduğu yerlerde yaşayan halkların konuştukları, başta Kürtçe olmak üzere Süryanice, Ermenice, Arapça, dillerinde yazılmış tabelaları kaldırıp, yerine tek dilli tabelaları astı. Yine toplumun ortak hafızası olan anıtları, park isimlerini, kültür merkezlerini, kütüphaneleri, tiyatroları, tüm kültürel değerleri yok etme, asimile etme yaklaşımı içine girerek uygulamaya koydu. Kayyumlar eliyle yapılan bir diğer uygulama ise toplumsal sembol ve değerlerin imha edilmesi oldu. Anıt ve heykelleri kaldırarak bir yandan devlet ve iktidarı tarafından gerçekleştirilen katliamları topluma hatırlatan sembolleri yok etmeyi amaçladı. 


Kreşler bile kapatıldı

Kayyum uygulamasıyla birlikte yasaklanan diğer bir faaliyet ise belediyeler bünyesinde çocuklara yönelik açılan ve Kürtçe eğitim veren kreşler. Milyonlarca Kürt’ün yaşadığı, ancak Kürtçe eğitim veren bir ilkokulun bile bulunmadığı Türkiye’de, Kürt çocuklarının anadillerini öğrenebildikleri kreşlerin bir kısmı Kuran kursuna dönüştürüldü. Madde bağımlıları için rehabilitasyon merkezi, dengbêj evi gibi birçok proje kayyum tarafından durduruldu. Batman Belediyesi tarafından 2006’da inşa edilen ve kayyum ataması sonrası kapısına kilit vurulduktan sonra şaibeli bir yangınla kül olan Yılmaz Güney Sineması tamamen yıkıldı. 


Kadın çalışmaları yok ediliyor

Kayyumlar görevlendirmeden önce ilk olarak belediye eşbaşkanları hukuksuzca cezaevine gönderildi. 27 kadın belediye eşbaşkanı tutuklanırken bunlardan 4’ü hüküm giydi.  DBP belediyelerinin kurumsallaştırmaya çalıştığı kadın çalışmaları yok edilmeye çalışıldı. Kadın merkezlerinin ve sığınaklarının kapatılması, Kadın Politikaları Müdürlüğü çalışanlarının işten çıkarılması ya da görev yerlerinin değiştirilmesi gibi kararlarla kadın mücadelesinin ve kazanımlarının yerel yönetimlerle ilişkisi doğrudan bitirilmek istendi. Bu kapsamda 43 kadın merkezinin bulundukları il ve ilçelerde kadına yönelik her türlü şiddetle mücadele çalışmaları, kayyumların ilk hedefi haline gelip, terörize edilerek durduruldu.

Kayyumların, AKP hükümetine olan sadakatinde kadın karşıtı politikalar bir ortak sözleşme niteliği taşımakta. 94 belediyeye atanan kayyumların uyguladıkları ortak kararlarda kadın düşmanı ve cinsiyetçi politikalarını görmek mümkün.


2 bin 13 kişi işten çıkartıldı

Rapora göre; toplam olarak kayyumlar tarafından işten çıkarılan kişi sayısı 2 bin 13.  Bunların bin 20’si ihraç edildi. 580 sözleşmeli çalışan ve kadrolu işçi ile bin 433 geçici işçi işten çıkartıldı. 


Emekçilere yaklaşımın özeti

Kayapınar Kayyumu, Belediye’de çok sayıda çalışanın işine son verildiğini şu cümlelerle ifade etmişti: “Bugün yine birçok kişinin iş akdini feshediyorum, sebebi de şu; tespit ettiğimiz yaklaşık 390 kişi var. Bunların tamamı, istisnasız, dağdaki insanların yakınları. Bunun yerine, tespit ettiğimiz şehit ailesi yakınları var, onların çocuklarını getirip işe koyuyoruz”. 

Bu söylem bile yalnız başına emekçilere yaklaşımın ve işten çıkarmaların ne kadar hukuka aykırı olduğunun göstergesidir. Belediyelere kayyum atamaları olmadan önce, kamu emekçilerinin bir kısmının görevine KHK ile son verilmiş, kayyum atamalarından sonra da güvencesiz çalışan emekçilerin işine son vermeler eklendi. Demokratik Bölgeler Partili 102 belediyede, OHAL ile ihraçlar olmadan önce toplam çalışan sayısı 26 bin 144 idi. İşten çıkarmaların yanında belediye çalışanlarının özellikle yapısının değiştirilmesi için polis ve emekli askerlerin belediyelerde görevlendirmeleri yapıldı. 


Anayasa hiçe sayıldı

Raporun sonuç kısmında şu ifadelere yer verildi: 19 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL ile birlikte KHK’lar ile yönetilmeye başlanması, başta yerel demokrasi olmak üzere birçok demokratik ilke ve işleyişi askıya aldı. Halkın iradesine el konuldu. Uluslararası anlaşmalar ve Anayasa hiçe sayıldı. Nitekim Avrupa Konseyi’nin uzmanlık organı olan Venedik Komisyonu’nun Ekim ayında yayınladığı raporda, Türkiye’nin hem kendi Anayasası’nı hem de uluslararası hukuku çiğnediği açık bir biçimde ifade edildi. Raporda, OHAL’in kaldırılıp, KHK’ların iptal edilmesinin demokrasi açısından önemi vurgulandı. DBP’li belediyeler bu darbe sürecinde ağır saldırı altında kaldı, halkın yüksek oylarla seçtiği belediyelere el konuldu. Atanan kayyumlar marifetiyle belediyelerimizin halkla birlikte inşa ettikleri, başta kültür ve kadın çalışmaları olmak üzere o “yer”e ait olan çalışmalar, ağır baskı altına alınıp, tahrip edildi.


Çözümsüzlükte ve savaşta ısrar

Demokraside önemli bir yere sahip olan yerel yönetimler, kayyum atamaları ve uygulamaları ile büyük darbe aldı, iradesi gasp edilen halk ile devlet arasındaki makas daha da açıldı. Merkezi devletin, yıllardır yürüttüğü ‘tekleştirme’ politikaları, halkta öfke yaratıyor, onarılması her geçen gün daha da zorlaşan sonuçlara sebebiyet veriyor. Güvenlikçi yaklaşımlarla soruna çözüm aramak, Kürtlerin açığa çıkardıkları örgütlü iradelerini gasp etmek, çözümsüzlükte ve savaş politikalarında ısrar etme anlamına gelmektedir. AKP iktidarının ve Türk devlet yapısının, yıllardır denediği ve sonuca ulaşamadığı savaşa dayalı politikalarından vazgeçip, eşit ve anayasal yurttaşlığa dayalı, demokratik yerinden yönetim temelli çözümü esas alması, içine girdikleri derin kaos ve krizden çıkmanın tek yoludur. Bunun için de öncelikle OHAL’in kaldırılıp bütün KHK’ların koşulsuz iptal edilerek, ülkenin normalleşmesinin önü açılmalıdır.



Eşit temsiliyet sistemi vardı

HADEP ile 1999’da başlayan “demokratik yerinden özgürlükçü” belediyecilik anlayışı DBP döneminde daha güçlendi. HADEP döneminde 3 kadın başkan ile başlayan kadınların siyasette aktif rol alma hamlesi, 2004'te 9 belediye başkanlığı, 2009'da ise 14 kadın belediye başkanı ile devam etti. 2014'te gelindiğinde ise 15 yıllık yerel yönetimler deneyimi beraberinde güçlü bir kadın yerel yönetim birikimi olarak kendini gösterdi. Bu süreçte seçilmişlere ve hizmet alanlarına geniş bir kadın kotası ayrıldı. Yereldeki kadınlara yönelik çalışmalar yapıldı. Cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığın artması için bir dizi faaliyet yürütüldü. Kadın özgürlüğü perspektifi; kadınlara yerelde karar alma ve uygulama süreçlerinde daha aktif olması gerekliliğini getirdiğinden dolayı 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde 1'i kadın 1'i erkek olmak üzere iki başkan seçileceği ve tüm yönetim kademelerinde eşit temsiliyetin uygulanacağı eşbaşkanlık sistemi hayata geçirildi. 2014 yerel seçimlerinde 102 belediyenin 96'sında eşbaşkanlık sistemine geçildi. 3 büyükşehir, 8 il ve 85 ilçe-beldede eşbaşkanlık sistemi uygulandı.


Kadının belediyedeki rolü arttırıldı

2014 yerel seçimlerinden sonra kadının belediyedeki karar süreçlerine daha etkin katılmasına yönelik getirilen faaliyetler doğrultusunda seçilmiş ve çalışanlardan oluşan belediye kadın meclisleri oluşturuldu. Meclisin pratik çalışmalarını yürütmesi için kadın kurulları ve kadın koordinasyonları oluşturuldu. Kadın meclisleşmesi ile birlikte belediyelerde yapılan tüm işler kadınlarca gündemleştirildi. Kadın bakışı ile kararlaşmalara gidildi. Yine kadın erkek seçilmişlerden oluşan kadın-erkek eşitlik komisyonları ile kadın grupları oluşturuldu.


43 kadın merkezi kuruldu

Kadın politikalarında önemli bir deneyim kazanan DBP'li belediyeler kendi bünyelerinde Kadın Politikalar Daire Başkanlıkları ve Kadın Politikaları Müdürlükleri kurdu. Büyükşehir belediyelerinde Kadın Politikaları Daire Başkanlıkları kurulurken bazı il ve ilçelerde ise müdürlükler oluşturuldu. Bu müdürlükler bünyesinde ise ekonomi, kadın eğitimi ve şiddet ile mücadele birimleri kurularak kadın çalışmalarında neredeyse bir ilke imza atıldı. Şiddet ile mücadele kapsamında Amed Büyükşehir, Van Büyükşehir, Bağlar ve Akdeniz belediyeleri bünyesinde Kadın Sığınma Evleri açıldı. Amed Büyükşehir Belediyesi'nde ayrıca İlk Adım İstasyonu ve Alo Şiddet Hattı kuruldu. Yine 43 belediyede Kadın Merkezi açıldı.


Karar süreçlerine katılım

Kadın Merkezleri açılarak kadınların yerel yönetimler ile bağının kurulması, mahallelerde kadınların yaşadıkları alanlara dair karar süreçlerine katılımları güçlendirildi ve toplumsal sorunların giderilmesi sağlandı. Kadın danışmanlık merkezleri de mahallelerde kadınların kolayca ulaşabilecekleri yerlerde açıldı. Kadınların rahatça ulaşabildikleri bu mekanlar kadın özgürlük alanları olarak ele alındı. Yine kadın merkezleri şiddete karşı etkin bir mücadelenin içine girdi. Mahallelerde şiddetle mücadele temelinde eğitimler gerçekleştirildi. Bilinçlendirme çalışmaları yapıldı. Kadın cinayetlerin durdurulması, erken yaşta evliliklerin sonlandırılması için etkin kampanyalar yürütüldü. Yine mahallelerde kadın merkezlerinde kadınların talepleri doğrultusunda kurslar açıldı. Birçok mahallede ve kadın merkezlerinde toplumsal cinsiyet, kadın sağlığı, erken yaşta zorla evlilik gibi konularda yapılan eğitim çalışmaları ile binlerce kadına ulaşıldı.


Kadın ekonomi alanları oluşturuldu

Kadın ekonomisinin geliştirilmesi kapsamında üretim atölyeleri kuruldu. Kadın emeğinin değerlendirme merkezleri, kadın semt pazarları ile kadınlara ürettiklerini pazara sunma imkanı yaratıldı. Çamaşırhaneler, halı yıkama alanları, kreşler, tandır evi mahallenin talebi doğrultusunda açılarak kadınların günlük ihtiyaçları karşılandı.

Yerel yönetime katılım ve yerellerde kadınlara ulaşma noktasında ‘ilklerin belediyeciliğini’ yapan eşbaşkanların siyasi çalışmaları ve onları belediyeye taşıyan halkın iradesi ‘Kürdistan’nın OHAL ile imtihanında’ ilk gasp edilen oldu.  


28 kadın eşbaşkan tutuklu

Kayyumların atandığı günden bu yana 35 kadın eşbaşkan tutuklandı, 28 kadın eşbaşkan ise hala cezaevinde.



Geldikleri gibi göndereceğiz

DBP’nin kayyum raporunu açıklaması ardından serbest kürsüde konuşan HDP Eşbaşkanı Serpil Kemalbay, iktidar ve kayyumlar için "Geldikleri gibi göndereceğiz" derken, HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ise "Hukuk dışı süreci avantaja çevirebiliriz" vurgusu yaptı. 

Raporun açıklanması ardından serbest kürsüde siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri söz aldı. 

Yerine kayyum atanan Yenişehir Belediyesi Eşbaşkanı Selim Kurbanoğlu, kayyum uygulamalarına dikkat çekerek, “Çift dilli belediyeyi ön görmüştük. Büyükşehir Belediyesi’nin tabelasında bulunan Amed’i sildiler, parktan Mervani ismini kaldırdılar, Kürt halkının aşarak dünyaya mal olmuş Mehmed Uzun Parkı’nın adını kaldırdılar, Hüsnü Abay ve Cihan Deniz Spor Kompleksi’nin ismini indirdiler. Kendilerinin yaptıklarına bir isim verse normal, bizim yaptıklarımızın isimleri değiştirildi. Belediyeler karakollara çevrildi. Belediyemize ikinci kaymakam atandı. Hukuken bunların isimleri başkan değil, vekildirler. Ancak halk seçmediği için vekil bile değiller” diye konuştu.

 

Esmer: Belediyeler bizimdir 

Yerine kayyum atanan Silopi Belediyesi Eşbaşkanı Emine Esmer, rapor ve sinevizyonda birçok noktaya dikkat çekildiğini belirterek, “Bütün belediye eşbaşkanlarımızın durumu aynı. Kayyum atamaları toplum ve kadınlara etkisini açıklamak gerekirse; belediyelerimiz halkın evi, kadınların evi, gençlerin ve çocukların eviydi. Kayyumlarda en büyük etkiyi kadınlar, çocuklar ve toplum gördü. Kayyum atandıktan sonra anneler bize moral verdi ve ‘Bu belediyeler bizimdir, bu süreç geçecektir, umutlarımız yaşıyor’ dedi. Bir kez daha moralimizin yüksek olduğunu dile getirerek, kadınlar kazanacaktır” şeklinde konuştu.

 

Kemalbay: Çürüdüler 

DBP’nin kayyum raporuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Serpil Kemalbay’ın konuşmasından satır başları ise şöyle: “Burada bizlere anlatılan, son iki yıldır karşı karşıya kaldığımız siyasi darbe sürecinin hikayesidir. Onlar savaş ve çatışma politikalarıyla bir şey kazanabildiler mi? Hayır. Kayyumlar burada kendilerini belediye başkanı sanıyorsa bu onların sorunu. Kayyum atamak, iktidarın kendi hukukunu çiğneyerek, hukuksuz bir şekilde sömürge ülkelerde yaşanır şekilde atama yapılması demektir. Kendilerini kayyum sanabilirler ama uygulamaları seçimle gideceklerini gösteriyorlar.

 OHAL ilan ederek, KHK’larla işlerinden attıkları akademisyenlerden, kamu emekçilerine, rehin aldıkları gazeteciler ve siyasetçilere kadar, hiç kimse kendi iradesinden vazgeçmiş değil. Bunun zorluğunu yaşıyorlar. Millete, bayrağa sarılıyorlar. Ne yaparsa yapsınlar, suçlarının üstünü örtemezler. Her yerde çürüdüklerinin belirtilerini görüyoruz. 

Dayanışma ve mücadelemizi yükselterek, geldikleri gibi göndereceğimizi ifade etmek istiyorum."

 

Güven: Faşizm yıkılacaktır

Ardından kürsüye gelen Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, şöyle konuştu: “Her şey gözler önünde yaşanıyor. Arkadaşlarımız AKP’nin faşizmini bir kez daha bizlere gösterdi. Kürdistan coğrafyası, birçok inanç ve dili kendi içinde yaşatmakta. Kürt siyaseti ile belediyeler halkın oldu. Burada Kürtlerin kazanımı olduğunu gördü, Kürtlerin yönetim biçimi açığa çıktı. Belediyelerimize el konuldu. Halk kolay bir şekilde iradesini kimseye bırakmaz. Kürdistan’ın dört parçası el ele vererek, birliği oluşturarak faşizmi yıkacaktır.”

 

Hamzaoğlu: Avantaja çevirebiliriz

Daha sonra söz alan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ise şunları söyledi: “Halklara karşı işlenmiş suçlardan küçük bir bölüm bile olsa kayıt altına alınıyor. Bunu hazırlayanlara Türkiye halkları adına teşekkür ediyorum. Türkiye’de faşizmi yaşıyoruz. Bundan 17 yıl önce bölge kentlerindeki evlerin yüzde 70’inde içme suyu yoktu, kanalizasyon yoktu. Park, sinema, kültür merkezleri yoktu. Bütün bunlar 17 yıl içinde belediyelerimiz tarafından halklarla birlikte gerçekleştirildi. Bugün yapılmak istenen bunların yok edilmesine yöneliktir. Hukuk dışı süreci kendimiz için avantaja çevirebiliriz. Faşizmi yendikten sonra neler yapmamızın hazırlığını şimdiden yapabiliriz.”

 Daha sonra DİSK Enerji-Sen Genel Başkanı Mehmet Şirin Gürbüz, TTB Merkez Yürütme Kurulu üyesi Şeyhmus Gökalp, Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt ve TMMOB İl Koordinasyon Kurulu’ndan Samet Uçamar, açıklanan rapor ve kayyum uygulamalarına ilişkin konuşmalar yaptı.

Konuşmalar ardından toplantı sonra erdi.