Bu satırlar yazıldığı sırada, 19 Aralık 2019 tarihinden bugüne kadar HDP’nin 31 belediyesine kayyum atandı. Herkesin dediği gibi seçilenlerin yerine atanmışların hiçbir hukuki karşılığı yoktur. Genel anlamda doğru bir belirleme olsa da pratik politikada herhangi bir karşılığı olmadığı biliniyor. Çünkü hem ülke olarak Türkiye hem de sistem olarak dünya geneline baktığımızda, içinde olduğumuz yüzyıl egemenlerin ve onlara karşı direnenlerin yüzyılı olma gerçeğini açığa çıkarmış durumdadır.

Bu genel gerçeklik yanında Türkiye’de erken seçim tartışmaları almış başını götürüyor. Olabilir veya olmayabilir. Ancak bilinmesi gereken esas konu; Türkiye’nin içinde olduğu kara faşizme karşı erken veya zamanında seçimler çözüm değil. Aksine bu doğru değerlendirilmediği zaman faşizme katkı sağlayan bir duruma gelebilir. Bundan kaynaklı bilinen yöntem ve arayışlarla çözüm veya mücadele etmek marjinalleşmeyi yaratmaktadır. HDP direniyor ama direnme yöntemi 2013-2014 dönemlerini çok aşan bir durumda değil. Binleri bulan yönetici ve çalışanın tutuklanması ise bu gerçeği değiştirmiyor. Çünkü AKP gibi faşist bir rejim bile kendi varlığını sürdürmek için sürekli değişim halini yaşıyorken, HDP’nin koşul, zaman ve yöntemler karşısında sadece söylemin bir kısmını değiştirmesi direnişini sonuç alıcılıktan uzak kılmaktadır.

İşte bu gerçeklik belediyelere kayyum atanması önünde herhangi bir değişimi yaratmamaktadır. İlk kayyum atanan üç büyükşehir belediyesine (Amed, Mêrdîn, Wan) karşı tepki ve karşı durma yöntemlerine bile baktığımızda, bunun devamının olacağını öngörmemek imkânsızdı. “Faşist bir rejim”, “hukuk yok”, “Erdoğan iktidarı her yolu deniyor” demekle yetinmek ise gafletin en açık ifadesidir. Doğru, bunların hepsi var ama unutulmaması gerekiyor ki faşizme karşı ne kadar faşist olduğunu tekrarlamak o rejimi değiştirmez; ona karşı mücadele yöntemlerini zengin kılmak ve öngörüleri buna göre planlamak gerekir.

“Neden belediyelere hızla kayyum atanıyor” sorusunu sormakla başlamak bile belki kimi yöntemleri geliştirebilir. Parlamentosu tümden işlevsiz kılınmış bir ülkede kendisine tehdit oluşturacak diğer kurumlara yönelmek en olağan durumdur. Bunun hak ve hukuk yoluyla yapılmasını beklemek ise o faşist rejimin gerçekliğini görmemekle alakalıdır. Türkiye gerçekliğinde ise belediyelerin işlevi ve yereldeki karşılığı önemli denebilecek bir içeriktedir. İster faşist olsun, ister demokrat veya komünist, yerellerde halkın en fazla alakadar olduğu, ilgi duyduğu, takip edip ona göre sonuca ulaştığı kurum, belediyeler olmaktadır. Ayrıca kimi yasal gereklilikler kadar mevcut gerçekliğinden kaynaklı belediyeler, mali anlamda istismara en açık kurumlardan. Bunu kılıfına uygun hale getirmek ise en kolay olanı. Bu anlamda AKP faşizmi karanlık pratiklerini gizlemek için en fazla belediyeleri kullanmıştır. Belediyeler ister küçük ister büyük olsun, o yerelin demokrasi ve ortak yönetim anlayışını geliştirmek için olduğu kadar kirli ve karanlık işlerin yapılacağı bir zemine de sahiptir.

İşte bu zemin üzerinde HDP belediye geleneğini demokrasi, şeffaflık, ortak yönetim ve eşit temsiliyet üzerinden geliştirirken, karanlık ve kirli yönün nasıl engelleneceğini de açığa çıkardı. Tüm bunlar yerellerde bulunan işbirlikçi ve karanlık faşizmin izdüşümleri için en büyük engeli de yaratmıştır. 1999 yılından bugüne bile baktığımızda, demokrasi geleneğine dayanan Kürt belediyeciliğine yönelik engel ve darbelerin temel nedenlerinden biri de bu olmuştur. Bu haliyle yerelde bulunan atanmış, ağa, işbirlikçi, tefeci, hırsız, dolandırıcı, yalancı, faşist vb. tüm anlayışlar ve kişilerin önünde ciddi engel olduğu biliniyor. Bu gerçekliğin yanında siyasi nedenleri elbette bulunmaktadır. Siyasi nedenleri çok fazla tartışıldığından buna değinmeyeceğim. Mevcut gerçeklik içinde halkın en fazla ilişkide olduğu, yaşamını en küçük ayrıntılarına kadar ilgilendirdiği ekonomik ve toplumsal yanı ise genel olarak görülmemektedir.

Neden HDP’nin ilk önce büyükşehir belediyelerine kayyum atandığını anlamak, haliyle zor değildir. 2017 yılında en son büyükşehir belediyelerine kayyum atandığı ise bu gerçekliği değiştirmiyor. Çünkü dönemlerin hatta süreçlerin mevcut gerçekliği politikayı belirleme ve günlük pratik siyaseti belirleyendir. O dönemde siyasi yönü en fazla etkileyen faktör iken, sonrasında gelişen süreçle birlikte ekonomik ve toplumsal olarak nasıl sonuçlar yarattığı üzerinden, bu dönem ilk kayyum atanan belediyelerin büyükşehir olmasını rejim açısından gerekli kılmıştır. Çünkü halk olabildiğince toplumsallıktan uzaklaştırılmaya çalışılırken, ekonomik kriz, yaşamın her ayrıntısında krizlerin oluşması, siyasi yanı ilk olmaktan çıkarmış, diğer nedenleri öncelemiştir.

Diğer bir neden ise AKP rejimi ne kadar baskı dozajını artırsa da toplumsal olarak belediye seçimlerinde kendi istediği sonuçları açığa çıkaramamaktadır. Bunun temel nedeni ise belediyelerin toplumsallık ve demokrasi için önemli bir zemin olduğu gerçekliğinin bilinmesidir. Bir rejim yerellerde gerilemeye başlamışsa merkezi olarak güçlü olmasının bir anlamı bulunmamaktadır. Pratik olarak sadece gerilemesinin uzatmalarını yaratabilir. Bu anlamda kendi karanlık ve kirli pratiklerini yerellerde gizleyemeyen rejimin, kayyumlarla bu süreci uzatması, kendisi için günlük bir rahatlamayı yaratmaktadır. İşte tüm bu gerçeklikler içinde erken seçimin olmasının hem demokrasi güçleri hem de faşizm için olumlu ve olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Hangi yöntemlerle seçime girileceği, içinde olunan koşullara ne kadar uygun bir pratik politikanın uygulanacağı ve stratejik olarak hedeflerin güncelliği önemlidir. İster erken olsun ister olmasın, halkın yerel öz gücünü ve ihtiyaçlarını tespit edebilen, bunun pratiğini açığa çıkarabilen ve örgütleyebilen kazanacaktır.

Sonuç olarak, HDP kayyumlara karşı gerçekliği açığa çıkarmak istiyorsa, her eve bu gerçeği götürerek işe başlayabilir. Kayyumların atanmasını kınamak ve kabul etmeyeceğini beyan eden açıklama ve demeçlerle yetinme ile değil, her eve, her insana ulaşan bir politika belirleyebilmelidir. Her eve, her insana ulaşmayan gerçeklik örgütlü olamaz ve toplumsallaştıramaz. Bunun için de mağduriyet dilini bir tarafa bırakıp, haklılığını, demokrasi geleneğini ve mücadele ruhunu her eve ve her insana taşıyarak, belediyelerin sadece siyasi değil, ekonomik, toplumsal ve sosyal gerçekliğini de gözeterek, demokratik belediyeciliği kalıcılaştırabilir.