Cumhurbaşkanlığı seçimi ile yerel seçimler öncesi, iktidar ve ana muhalefet partilerinin bir yığın demokratik hak vaatlerini duymaya hazır olalım.
Söylemde ağızlara sakız olmuş ‘yeni demokratik anayasanın’ hazırlanmasında henüz bir arpa boyu yol alınamadığından, ‘akıbetinin ne olacağı’ sorusu güncelliğinin korumaya devam ediyor.
AKP Hükümeti’nin seçmen oylarına ihtiyaç duyduğu her dönemde, azınlık milliyetler ve farklı inanç gruplarına göz kırpmayı alışkanlık haline getirdiğini biliyoruz.
İktidar Partisi’nin seçim meydanlarındaki, ötekileştirme ve asimilasyon politikalarının durdurulması vaatlerinin yanı sıra başta anadilde eğitim olmak üzere, kültürel ve inançsal özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırma taahhütlerini unutmadık.
Ancak halklar olarak, çeşitli iktidarların kendi çıkarları doğrultusunda çok cüretli söylemlerde bulunduğunu ve bu söylemlerin hep boş çıktığını da unutmadık.
Bunun için hak arama mücadelesinde ezilenler ve muhalifler olarak, sürekli kendi gücümüzü esas alıp, kendi mücadelemize güvenmeyi öğrendik.
Tıpkı bu sıralar Amed Büyükşehir Belediyesi’nden anadilde eğitime ilişkin gelen müjdeli haberde olduğu gibi.
Amed Büyükşehir Belediyesi’nin Eylül’de açacağını duyurduğu Kürtçe’de ders verecek olan ilk kreşler, anadili yaşatmada gösterilen ısrarın ve bu konuda inisiyatifi ele alma mücadelesinin somut bir örneği olarak yorumlanmalıdır.
Hiç şüphesiz ki ilköğretimden üniversiteye kadar, kesintisiz olarak bütün okul yaşamı boyunca anadilde öğrenim görme hakkı, tartışma konusu olmayacak kadar hayati bir öneme sahiptir.
TC sınırları dışında yaşayan Türklerin, bulundukları ülkelerde çocuklarına okullarda Türkçe ders okutulmasını tavizsiz savunmaları doğal bir haktır. Türkçe öğrenim görme hakkının, uluslararası anlaşma ve görüşmelerde, bizzat TC hükümetlerinin yetkilileri tarafından sürekli dillendirilmesi ise anadilde eğitimin öneminin, kendileri tarafından da kabul edildiği anlamını taşır.
Bu böyle iken; “ben her ortamda kendi anadilimi öğrenip yaşatayım, sen seninkini unut” demek, hiçbir demokratik eğilimle bağdaşmaz.
Dolayısıyla kendi anadilinde eğitim hakkını bu derece önemseyip savunan Türk Halkı’nın, yanı başındaki kardeş halkların kendi anadillerinde eğitim-öğrenim görme haklarını da tavizsiz savunmaları, insan olmanın bir gereği olarak görülmelidir.
Aksi takdirde, kendi ülkelerinde yerel dillerin tarihten silinmesine seyirci kalanlar, farklı bir coğrafyada kendi anadillerinin de yok olmasına onay vermiş olurlar.
Çünkü “üst kimlik” kavramının altını dolduran etmenlerden biri olan resmi dil, “üst dil- üstün dil” şeklinde algılanıp uygulandığı için egemen dile dönüşüp, yereldeki anadillerin yozlaşıp yok olmasını hızlandırır.
Özellikle bu duruma karşı duruş mücadelesi, kültürel kuşatma kıskacındaki azınlık halkaların bireysel çabalarına bırakılırsa, yerel dillerin zaman içerisinde kaybolup yok olması kaçınılmaz hale gelir.
Bu yüzden, bütün anadil ve yerel dillerin, resmi dil potasında eritilmesinin dayatılması yerine, bir ülkede konuşulan ve var olan bütün dillerin yaşatılıp, gelecek kuşaklara devredilmesini sağlamak, insani bir sorumluluktur.
Halklar arasındaki yaşam tarzı farklılıkları, bir ülkenin zenginliği ve kültürel harmoninin bir gereği olduğundan, anadillerini yaşatma çalışmaları bir devlet politikası olmak zorundadır.
Bu konuda bizlere düşen en büyük görev ise; resmi dillerin nasılsa okullarda öğretileceğini bilerek, anadilin yaşatılması ve yerel dillerin hayatta işlevsel kılınması adına, doğumundan itibaren bütün çocukların, anadilde büyütülüp eğitilmesinin bir zorunluluk olduğunu bir an bile unutmamaktır.
Bu zorunluluğun bilince çıkarılmasının adı ve tarihsel sayılabilecek ilk adımı olan Amed Büyükşehir Belediyesi’nin Kürtçe’de ders veren bu kreş uygulaması, selamlanması gereken bir uygulamadır.