DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması amacıyla sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin  84. gününde.

 

Eylemini evinde sürdüren DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, önceki gün kendisine sloganlar destek verenleri zafer işaretiyle selamlayarak, “Beni merak etmeyin, ben iyiyim. Sizin direnişinizi kutluyorum” dedi.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin sonlandırılması talebiyle sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi 84. gününde. 7 Kasım 2018’deki duruşması sırasında eylemini duyuran Güven, 25 Ocak’ta tahliye oldu. Eylemini evinde sürdüren Güven’in sağlık durumu gittikçe kötüleşiyor.

Güven, eyleminin 79. günün sağlık durumuyla ilgili şunları söylemişti: “Bugün grevimin 79. günü. 50. günden sonra yavaş yavaş enerjimi kaybetmeye başladım. Tansiyondaki ani çıkış ve inişler beni olumsuz etkiliyor. Örneğin sabah 7-5 olan tansiyon akşama 11-6 olabiliyor. Halsizlik, baş dönmeleri, mide krampları ve bulantısı, koku, ses ve ışığa karşı hassasiyet oluşuyor. Şekerli ve tuzlu su almada zorlanma var. Konuşmada ağırlaşma var, okumada zorluk çekiyorum. Yazı yazmakta zorlanıyorum. Gönderdiğiniz soruları cevaplarken yazım konusunda koğuştaki arkadaşlarım bana yardımcı oldu. Ben söyledim, onlar yazdılar.”

Kendisiyle dayanışmak amacıyla evinin önüne gelen yurttaşlar, bina önünde dakikalarca alkış ve zılgıtlar eşliğinde slogan attı. Güven, evinin balkonuna çıkarak zafer işaretleriyle selamladı. Güven, şunları söyledi: “Merhaba size merhaba. Öncelikle sizin direnişinizi selamlıyorum ve kutluyorum. Var olun arkadaşlar hoş geldiniz başım ve gözüm üstüne geldiniz. Ben çok iyiyim. Beni merak etmeyin. İyi akşamlar, hoşçakalın.”

Güven’in selamlamasının ardından yurttaşlar hep bir ağızdan “Leyla Guven rûmeta me ye”, “Leyla Güven onurumuzdur” ve “Bijî berxwedana zîndanan” sloganları eşliğinde evin önünden ayrıldı.

Henüz muayene edilmedi 

Diyarbakır Tabip Odası (DTO) Başkanı Mehmet Şerif Demir, kamuoyunun Güven’in sağlık durumuna ilişkin kaygıları üzerine heyet oluşturduklarını söyledi. Demir, avukatlarının talebi üzerine Güven’in sağlık durumunda oluşan etkilerin tespit edilmesi ve açlık grevi eylemi boyunca uzman bir heyet tarafından gözlem altında tutulması için çalışmalara başladıklarını belirtti. Demir, heyetin ziyaret ettiği Güven’in kendisini iyi hissetmemesinden dolayı muayenenin gerçekleştirilemediğini söyledi. Güven’in halsiz ve iştahının kapalı olduğunu, zaman zaman sıvı almakta zorlandığını ifade eden Demir, ciddi oranda kilo kaybı ve kas kitlesinde azalma olduğunu gözlemlediklerini dile getirdi. Demir, Güven’i muayene etmek üzere heyetin önümüzdeki günlerde tekrar bir ziyaret gerçekleştireceğini ifade etti.

      Dr. Halis Yerlikaya  

TTB de teyit etti

 Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Üyesi Dr. Halis Yerlikaya da hem TTB hem de bölgedeki tabip odaları olarak açlık grevlerine ilişkin çok ciddi tecrübelere sahip olduklarının altını çizerek, 1980’li yıllardan itibaren çeşitli açlık grevi eylemleriyle karşı karşıya kaldıklarını hatırlattı. Önceki açlık grevi eylemlerinin ölümler ve kalıcı engellere varan çok acı sonuçlarının olduğunu anımsatan Dr. Yerlikaya, 2000’li yıllardan sonra B1 vitaminin alınmasıyla bu süreçlerin daha uzadığını söyledi. Daha önceki deneyimlerine dayanarak açlık grevlerinin 40 ve 50’li günlerinden sonra yıkıcı bir takım sonuçlarıyla karşı karşıya kaldığını söyleyebildiklerini kaydeden Dr. Yerlikaya, şöyle devam etti: “Şimdi Sayın Leyla Güven’in de açlık grevi eylemi bugün (önceki gün) itibariyle 82. günü ve birkaç gün önce de tahliye edildiğini biliyoruz. Tahliye kararından sonra oda bünyesinde uzmanlardan oluşan bir heyet oluşturmuş durumdayız.”

Leyla Güven’in evine bir ziyaret gerçekleştirdiklerini aktaran Dr. Yerlikaya, bu ziyarette daha çok gözlem yapma şanslarının olduğunu söyleyerek, şunları paylaştı: “Sayın Leyla Güven sonuçta çok yorgun ve bitkin olduğunu, bu aşamada da çok halsizliğinden kaynaklı muayene talebimizi ertelemek zorunda kaldı. Muayeneyi gerçekleştirdiğimizde kimi laboratuvar testleri de yapacağız ve o zaman daha detaylı bir bilgilendirmede bulunacağız. Açlık grevinin çok ciddi ve yıkıcı bir takım etkileri var. Bütün vücut sistemleri üzerinde etkisi var ama özellikle bağışıklık sistemi üzerinde olan etkisi daha yakıcı oluyor. Bağışıklık sisteminin baskılanması sonucu, kişi enfeksiyona yatkın hale geliyor. Bu enfeksiyonların da ciddi sonuçları olabiliyor. Çoklu organ yetmezliği dediğimiz sonuca gidebilecek kadar yolunun olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla gerek cezaevi koşullarında gerekse de dışarıda olsun temas noktasında dikkat edilmesi gerekir. Enfeksiyona yatkın hale geldiği için dışarıdan çok fazla temasın olmaması gerekiyor. Tabi beklentimiz ve umudumuz o ki bu açlık grevlerinin bir an önce sonuçlanması.”

Kas yıkımı ve enerji

Güven’in konuşmaya zorlanması ve enerjisinin harcanmasına neden olacak girişimlerde bulunulmasının kendisine iyi gelmeyeceğini vurgulayan Dr. Yerlikaya, “Uzamış açlık metabolizma üzerinde yarattığı sonuçlarının olduğunu kimse gözardı etmemeli. Bunlarda özellikle kas yıkımı ve ciddi enerji azalmasıdır. Kişi eğer çok daha yorulursa ve enerji harcarsa, stres ve benzeri faktörler yaşanırsa bir takım hastalıklara yakalanmasına ve kişi üzerinde yıkıcı sonuçların artmasına neden olabilir. O yüzden de bu tür şeylere daha çok dikkat edilmesi lazım. Çok az enerji aldığı için bu enerjiyi olabildiğince tasarruflu kullanması gerekiyor. Kişinin yorulmasını sağlayacak her türlü girişimden uzak durulması gerekir” şeklinde konuştu.

Müdahale onaya bağlı

Açlık grevi eyleminde olanların bilinçlerinin kapanması durumunda hekim müdahalesinin kişilerin onayına bağlı olarak yapılması gerektiğinin şart olduğunu savunan Dr. Yerlikaya, şu değerlendirmelerde bulundu: “Ne yazık ki geçmiş yıllarda açlık grevleri eylemleri sonlanırken gerek zorla gerekse hastane koşullarında yapılan müdahalelerden kaynaklı kalıcı tahribatlar yaşandı. Saf dekstroz (bitkisel temelli şeker-glukoz) verildiği taktirde kalıcı hasarların meydana gelmesi söz konusu olabilir. O yüzden hekimlerin dekstrozu saf olarak değil, mutlaka ama mutlaka içine B1 ilave ederek vermeleri gerekir. Dekstroz dediğimiz bu şekerli sıvının doğrudan eylemcilere verilmesi nörolojik sakatlıkların oluşmasına zemin olabilir. TTB ve Diyarbakır Tabip Odası olarak hem web sayfamızda hem de cezaevi idarelerine gönderdiğimiz mektuplarda gereken bilgilendirmeleri çok ayrıntılı bir biçimde yaptık. Hem tıbbi hem de etik boyutuyla bu mektuplarımızda olması gerekenleri ilettik.”

Tekrar başvuru yapılacak

Son olarak açlık grevi eylemcilerinin durumlarını takip etmek için ilgili mercilere yaptıkları başvurunun reddine ilişkin bilgi veren Dr. Yerlikaya, şunları dile getirdi: “Hem toplumun duyduğu kaygıları gidermek hem de eylemcilerin sağlık durumlarını takip etmek amacıyla bir başvuruda bulunduk. Yaptığımız başvuru reddedildi. Başvurumuzu yeniden yapacağız. Türkiye’deki mevcut antidemokratik uygulamalardan kaynaklı başvurumuzun reddinede karar verildi. Bizler yaşam hakkının kutsallığına inanan hekimler olarak açlık grevi gibi eylemleri tasvip etmedik şimdiye kadar ama bu eylemlerin de takipçisi olduk. Çünkü eylemi yapanların sağlıklarını kaybetmemeleri için hekimliğin etik kurallarına uygun olarak hareket ediyoruz.”

İlk grup 46. günde 

Güven’in yanı sıra aynı taleple tutsakların 16 Aralık’ta başlattığı açlık grevi 46. gününde devam ediyor. 60 Türk cezaevinde 300’e yakın tutsak süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde. Tüm tutsaklar ise dönüşümlü olarak eşlik ediyor. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak da 15 Ocak’tan itibaren eylemde.

 

AMED

 
 

Güven’in direnci umut oldu

 

RONİ ARAM / ANF /  İSTANBUL

Devam eden açlık grevlerine destek veren sosyalist partiler, bu eylemin toplumsal mücadele üstündeki ölü toprağını attığını ve umut olduğunu söyledi. İçeride ve dışarıda açlık grevleri devam ederken sosyalist partiler de hem Leyla Güven’in eylemine destek veriyor hem de Öcalan üzerinden tüm topluma uygulanan tecridi ve anti- demokratik uygulamaları kınıyor.

Keyfiyet ve hukuksuzluk düzeni

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan Leyla Güven’in açlık grevini başlatma gerekçesi olan taleplerin ülkedeki siyasi rejimin anti demokratik özünü ortaya koyduğunu söyleyerek şunları ifade etti: “Tek adam yönetimine dayanan siyasi rejimde hukuk da yasa da tek kişinin talimatlarıyla işlemekte görüldüğü üzere. Keyfiyet ve hukuksuzluk düzenin en görünen özelliğidir. Erdoğan’ın verdiği mesajlar, yaptığı konuşmalardaki tehditleri yargı ve emniyet bürokrasisi tarafından talimat olarak alınarak uygulanmaktadır. Soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarda da tahliye ve ceza vermelerde de aynı süreç işlemektedir. Siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar, sanatçılar ve tüm muhalifler, hatta iktidar çevresinde yer alıp kimi politikaları eleştirenler dahi saldırı hedefine konmaktadır.”

Talepleri için adım atılmalı

Gürkan, Öcalan üzerinde sürdürülen tecridin de siyasi iktidarın Kürt sorununa yaklaşımından bağımsız olmadığını kaydederek, “Uygulanan tecrit tamamen keyfi ve hukuk dışıdır. Tutuklu ya da hükümlü hiç kimse tecrit uygulamasına maruz bırakılamaz, en azından mevcut yasalara göre. Leyla Güven ve diğer siyasi tutsakların başlattığı açlık grevine gerekçe olan talepler, esasında ülkenin demokratikleşmesinin göstergelerinden olacak özgürlükler ve haklardır. Emek Partisi olarak Kürt sorunun demokratik çözümü için adım atılması, demokratik haklar ve siyasal özgürlüklerin kazanılması için demokrasi mücadelesinin büyütülmesi gerektiğini düşünüyor ve bu yönde çaba sarf ediyoruz. Özellikle Leyla Güven’in sağlığı oldukça kritik bir aşamadadır, hükümet taleplerin gerçekleşmesi yönünde acilen adım atmalıdır.”

Öle toprağını attı

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkan Vekili Şahin Tümüklü de “Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin sadece İmralı eksenli değil, Kürt sorunu temelinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz” diyerek açlık grevleri eylemini temelinde de toplumda tecridin kırılması olarak ele aldıklarını söyledi. Tümüklü, şöyle konuştu: “Açlık grevleri bu dönem hem verdiği mesajlar hem de verdiği dersler itibariyle çok önemli sonuçlar ortaya çıkardı. Toplumsal hareketlerin üzerlerindeki ölü toprağını atması bakımından önemli bir hamleydi; aynı zamanda kendi içinde iki başarısıyla öncelikle Sayın Öcalan’ın ailesiyle görüşmesi sonrasında da Leyla Güven’in tahliye edilmesi süreci bir başarıydı. Leyla Güven’in hedefli ve kararlı iradesiyle süreç büyüyerek ilerliyor.”

Faşizme ‘dur’ deme aracı

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eşbaşkanı Canan Yüce ise Türkiye’de sanki her şey normalmış gibi seçimlere gidildiğini, faşizmin de dolu dizgin sürdüğünü belirterek, şunları ifade etti: “Açlık grevleri faşizme dur demenin bir aracı, çünkü cezaevlerinde uygulanan tecridin dışarıda uygulanın bir parçası olduğunu düşünüyoruz. Leyla Güven’in başlattığı, cezaevlerinde ses bulan ve dışarıdan da desteğin olduğu bu eylem, Türkiye’nin demokratikleşmesine dönük, tamamen toplumsal talepleri içermektedir. Bu anlamıyla desteklenmesi ve herkesin bu mücadeleni yanında olması gerekli diye düşünüyoruz. Bizler de dışarıda yürüttüğümüz bütün çalışma ve mücadelelerde Türkiye’nin demokratikleşmesi için yapıyoruz. Bu anlamda Leyla Güven’in açlık grevindeki direnişi ve dik duruşu bizlere umut oldu.”

 
 

Ateşi gürleştirelim

 

45 gündür açlık grevi eylemini sürdüren 3 tutsak, gönderdikleri mesajlarında, “Bugün zindanlarda tutsaklar tarafından özgür bir yaşam için yakılan mumun ateşini gürleştirelim” dedi.

Kandıra F Tipi 2 Nolu Kapalı Cezaevi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini sürdüren Sadettin Yaşar, Turan Günana ve Mesut Atış, aileleri aracılığıyla mesaj gönderdi. Öcalan’ın mazlum halkların iradesi olduğu ve 20 yıldır İmralı cehenneminde çarmığa gerildiği belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi: “Artık ne zamana kadar bu zulmü kabul edeceğiz? Önderlik; özgürlük isteyenlerin, benliğini arayan mücadeleci kadınların, doğal kalmış toplumun sesidir. Önderlik, insanlığın sesidir. Ekmeğe ve bir tas suya muhtaç kalan insanların sesidir. Özgürlük isteyenlerin sesidir. Çünkü emperyalist ve sömürgeci güçler Önderliği sessiz bırakmak istiyor. Önderliği İmralı cehenneminde boğmak istiyorlar. Yalnız şunu unutuyorlar ki Önderlik Kürdistan’ın ruhudur. Önderlik mücadeleci kadınların ruhudur. Önderlik çocukların yüzündeki gülüştür. Birlikte yaşamın ruhudur. Kalıcı ve onurlu bir barışın ruhudur. Kendini tanımamış ve sömürgeci güçlerle hareket edenler şunu ifade ediyorlar: ‘Bir kişi için insan ölüme gider mi?’ Bunu söyleyenler şunu iyi biliyorlar ki; bu soruyu sormak büyük bir ahlaksızlıktır. Biz de şunu soruyoruz: Beşeri olan bir insan, kalpsiz, ruhsuz, beyinsiz, hayasız yaşayabilir mi? Önderlik kendini, yaşamını, mücadele eden halklar için direnişin içinde eritmiştir. Bugün de bizim sıramızdır. Bugün de Önderliğe sahip çıkmak bizim görevimizdir.

Bedeli ne olursa olsun

Vermiş olduğumuz kararla şunu göstermek istiyoruz. Önderliğin sağlık ve özgür ortamı oluşmadan, Önderlik fiziki olarak özgür olmadan direnişimizi bir mum yapıp, özgürlüğü için damla damla eritip halkımızın yolunu aydınlatacağız. Bunun için her yerde mücadele, her yerde daha fazla direniş, her yerde daha fazla umut ve inanç içinde olacağız. Bedeli ne olursa olsun ya Önderliğin özgürlüğü ya Önderliğin özgürlüğü diyoruz. Bugün Önderliğimize sahip çıkma günüdür. Bugün bütün dünyaya Önderliksiz bir yaşamı kabul etmeyeceğimizi söyleme günüdür. Bugün ortak bir yaşama sahip çıkma günüdür. Bugün Kürt halkı ve özgürlük isteyen insanlar olarak sömürgecilere karşı direnmeyeceksek ne zaman özgürlüğümüz için direneceğiz? Biz ne zamana kadar cezaevlerinden korkacağız. Bugün varlık günüdür. Bugün Önderliğe sahip çıkma günüdür.

Çağrımız; bütün Kürt halkı, özgürlük isteyenler ve ailelerimizedir. Bugün zindanlarda tutsaklar tarafından özgür bir yaşam için yakılan mumun ateşini gürleştirelim. Gürleştirin ki O, ateşin aydınlığını bütün dünyaya versin. Ve bütün dünyayı aydınlatsın.”