
Benim adım Alan. Kutsal kitaplarda cennet olarak tasvir edilen, Dicle ve Fırat nehirlerinin aktığı kutsal topraklarda doğdum ve tekrar oraya dönüyorum. Doğduğum topraklar bereketli, suları pırıl pırıl, geceleri gökyüzü yıldızlarla kaplanırdı. Güneşi ısıtır, aydınlıktır ve yol gösterir. Kimsenin kimseden ayrısı gayrisi yoktu. Ninhursag ve İnanna tanrıçalarımızın diyarıydı. Âdem ile Havva anamızın Aden bahçeleriydi, insanlığa beşiklik etmişti. Bu topraklar açlık, ölüm, çirkinlik, yalnızlık nedir bilmezdi. Herkes duyarlı ve vicdanlıydı.
Benim adım Alan, Kobanêliyim. Duymadığınız, bilmediğiniz bir yer. Fakat talan ve ganimet için leş kargaları gibi üşüştünüz üzerimize. Bu kutsal toprakları ele geçirmek için defalarca katliamlar gerçekleştirdiniz. Kutsal mabetlerimizi, köylerimizi, evlerimizi yakıp yıktınız. Çocukları, anaları pazarlarda sattınız. Bir zamanların cennet toprakları kan revan, toz duman içinde. Varlığımızı, kimliğimizi inkar ettiniz. Kimine göre “Ayn el Arap”, kimine göre Suriye’nin kuzeyi… Kendimizden başka her şey sayıldık. Ta ki ağabeylerimiz, ablalarımız gelinceye kadar. O zaman anlamaya başladık, nasıl bölündüğümüzü, Kürdistan’ın bir parçası olduğumuzu.
Benim adım Alan, henüz üç yaşındayım. Bilmem tanıyor musunuz? Doğduğum toprakları gördünüz mü? Nereden tanıyıp göreceksiniz. Bizden çaldıklarınızla tatil yapıp sahillerde dolaştınız, en güzel okullarda okudunuz, oyunlar oynadınız. Bizler ise yıllardır sizin yaptığınız silahlarla öldürülüyor, bombalanıyoruz. Ana kucağında kimyasallarla zehirleniyoruz. Sizin için yaşam hakkımız servetlerinizden, evlerinizde beslediğiniz hayvanlardan daha önemsiz.
Benim adım Alan, kıyıya vuran sadece ben değilim. Cizre’de, Silopi’de, Şengal’de, Amed’de çocukları, kadınları öldüren gerçekliğiniz. Ben Bodrum kıyılarında, Filistin’de, Ukrayna’da tren altında, Afrika’da, Akdeniz kıyılarında her yerdeyim. Ben gözlerimi tank, top, bomba sesleri arasında açtım. Oysa doğmadan önce bunların cennet olduğunu söylüyorlardı. Yoksa yanlış bir yere mi geldim? Hani bahçeler içinde koşacak, tarlalarda başaklar arasında oyun oynayacaktık? Dicle ve Fırat’ta yüzecek, nar toplayıp herkesle paylaşacaktık? Şimdi sadece, ellerinde acayip makinelerle insanlara saldıran kara zebaniler var. Bir zamanlar Tanrıça olan anaların çığlıkları, feryatları, kulaklarımızı deliyor. Her yerde parçalanmış bedenler var. Her yer yanıyor. Buğday başakları yanıyor, gökyüzünün mavilikleri görünmüyor.
Benim adım Alan. Kulağıma eğilip sahte cennetinizden bahsediyorlar. Avrupa, insan hakları, özgür ve mutlu yaşam, güzel yerler. Uçak, tank ve bomba seslerinin duyulmadığı yerler... Sahte cennetinize ulaşmak için günlerce hazırlanıyorlar. Botlara tıklım tıklım bindiriliyoruz. Bot deliniyor, batıyor ve sulara gömülüyoruz. Sular bir süre sonra bedenlerimizi kıyıya bırakıyor. Vicdanı körelen tüm insanların yaşanan gerçekliği görmesi için. Bizi balıklara yem etmeye gönlü razı gelmemişti suların. Bedenlerimizle birlikte kıyıya vurulan sizin gerçekliğinizdir.
Benim adım Alan. 3 yaşındayım. Bodrum kıyılarında kumların üzerinde uzanıyorum. Tatil yapmıyor, oynamıyorum. Hiçbir şey hissetmiyor, duymuyor ve görmüyorum. Annemi, kardeşimi bulamıyorum. Burası bizlere yabancı. Bizden çaldıklarınızla eğlendiğiniz bir yer. Sizin, katillerin işgali altında. Şimdi görüyor musunuz beni? Yani kendi gerçekliğinizi, ölen, olmayan vicdanınızı, ikiyüzlülüğünüzü. Bedenimle birlikte kıyıya vuran gerçekliğinizi sahte birkaç söz ve davranıştan sonra tekrar gizleyip, görünmez kılacaksınız. Daha da çirkinleşip görüntümü sermayenizi arttırmanın bir aracı yapacaksınız.
Artık sizden hiçbir şey istemiyoruz. Varsın sizin olsun sahte cennetiniz. Yeter ki ülkemizde savaş, ölüm, katliam olmasın. Toprağımızdan göç etmeyi istemezdik. Körelmiş vicdanınız, doyumsuz açgözlülüğünüz yüzünden yollara düştük, denizlerde boğulduk, zamansız öldük. Ben Bodrum’da kıyıya vuran görmediğiniz, duymadığınız vicdanınızım, yani Kobanêli küçük Alan.
İskenderun M Tipi Cezaevi