Kürt Halk Önderinin Kürdistan dağlarına gönderdiği her gerilla grubuna söylediği bir sözdür bu: “benim de yerimi yapın, orada görüşürüz.”

Gerillalar yıllar boyu çalıştı, didindi, can verdi. Tarihten bugüne katliamla yüz yüze kalıp sırtını dağların ulaşılmaz yerlerine dayayıp barınaklar ve sığınaklar yapan halkımız gibi Gerilla da aynı geleneği günümüzde gerçekleştiriyor. Acımasız ve kural tanımaz katliam zihniyetine karşı Gerilla, dağların doruklarında halkların umudu ve teminatı olmaya devam ediyor.  

1973 yılı ilk grup aşamasıyla birlikte Kürdistan coğrafyasında özgürlük mücadelesine başlayan grup, bir süre şehir savaşı yürüttükten sonra bütün ipleri kopararak, sözde dostların gerçek zihniyetlerini kanıtlayan radikal bir çıkışla dağlara çıktı. 

Abdullah Öcalan belki de bu anda “Biz adının bile söylenilemediği bir ülkenin yurtseverliğini yaptık” derken bu sert, cesaretli ve tarihi değiştiren çıkışı yapmış oluyordu. 

Dağlara ilk gelişten 2000’li yıllara kadarki süreç, sürekli olarak hareket halinde olan, barınak ve mevzi faaliyetinin kalıcı olarak ele alınmadığı bir süreç olarak geçmiş. Bu sözleri sarf ederken hem duygusallaşan hem de bir an evvel Serok’un istediği, savaşın vazgeçilmezi olan yer altı ve dağ içi şehirlerini inşa etmeliyiz, diyen yıllanmış gerilla, geçmişi titreyerek anlatıyordu. 

Kış kamplarında yaptıkları barınakların dar, karanlık, havasız ve soğuk olması, yine bahara doğru su almasıyla mayıs ayına kadar kurumayan çorap ve ayakkabılarıyla iradenin sınırlarını zorlayan gerilla, şimdilerde bu durumu bir nevi kader olmaktan çıkarıyor. Çünkü Baran adlı gerilla, kendi dönemlerinde Serok ne kadar eleştirse de bir türlü değiştiremediklerini, beyaz naylondan renkli naylonlara bile geçemediklerini kükreyerek anlatıyordu.


Yenilmezlik coşkusu

Tabi bir yandan daha çabuk yapılabilirdi, Kürdistan dağları daha iyi işlenebilirdi deyip içerlese de o dönemin koşullarını anlattıkça öyle her istediğinin ve her planının kolay uygulanamadığı anlaşılıyor. İç düşman, dış düşman, halksızlaştırılan araziler, ambargolar, bombardımanlar, kara operasyonları vs....her şeyin üstesinden gelmiş olmanın verdiği bir gurur olsa da Serok’un dileğini yerine getirememek içinde kalmıştı. 

En basitinden manivela, balyoz ve murç ile startı verilen dağları hem bir araç hem de bir amaç olarak görmenin somut ifadesi istikam (sığınak ve yol yapım) çalışmaları, hızından bir şey kaybetmeden devam ediyor. Hilti, jeneratör, dinamit kalıpları, fünyeler derken yenilmezlik coşkusuyla gece gündüz gençler çalışıyor. Su sızıntısı ve rutubet az şikayet de yaratsa onların çaresi bile bulunuyor. 

Hangi tepeye çıksam saçları beyaz gençlerle karşılaşıyorum. Hayrola bu yaşta demeye kalmadan saniyeler sonra sadece saçının değil tüm elbisesinin toz içinde olduğunu görüyorum. Bir saat sonra aynı yemek sofrasına karşıma tertemiz elbise ve taralı saçları ile çıkıyor. Cesur heval ‘en fazla dördüncü gün sakallarını kesmemişsen sana acayip bakan arkadaşlarınla karşılaşıyorsun’ yani kimsenin kirli olma lüksü yok diyor. Sözün kısası, sonradan yedek elbiseleri giydiğini anladığım Cesur adlı gerillanın bakışları, ben zirveden yamaçlara doğru inerken hep gözümün önündeydi. Ben günümüz Kürt gençliğinin fedakar olduğunu ve eski geleneği temsil ettiğini görüyorum ama bu gençler çok yamandı. 


Çıkışın derinliğine…

Ben de başta gerillanın doğal olarak gelişen askeri teknolojiye karşı yer altına ve dağların derinliklerine çekildiğini düşünmüştüm. Ancak bu talimatın Kürt Halk Önderi tarafından 1996 yılında yapıldığını öğrenmiş bulundum. Henüz o dönem Türk ordusunun savaşta bu düzeyde hava harekatı yapacak kapasitede olmamasına, bir de keşif uçakları devrede olmamasına rağmen bir liderin bu talimatı vermesini, içinde bulunduğu bölgenin politik güçlerini ve dengelerini çok iyi tahlil ettiğini, kısacası öngörülü olduğunu anlıyoruz.  

Dakikalarca yürüyoruz, sağa dönüyoruz, sola dönüyoruz, eğilerek bir süre gittikten sonra birden doğruluyoruz ve karşımızda vızır vızır oradan oraya giden sayamayacağımız kadar gerilla görüyoruz. Baran, ‘işte bu’ dercesine dünyaları kazanmış misali büyük bir gülümsemeyle yüzüme bakıyor. Geç de olsa Serok’un istediği mevzilenme, askeri teknoloji ve savaş taktiğini yerine getiriyoruz ve bunun meyvelerine (zaferine) ulaşmaya çalışıyoruz.   

İster bir gün, ister bir yıl ya da 10 yıl hiç farketmeksizin harıl harıl, gece gündüz, aralıksız ve çok sıkı bir askeri disiplinle yapılan şehir çalışmaları, çözüme bakmadan devam ediyor. Belli mi olur, bakarsın hiç umulmayan bir zamanda özgürlük aşığı bu halkın yaşamını, kültürünü ve toprağını kıskananlar yine çıkar. Bazıları Mars’ta yaşam arayışına girerken, Kürtler, insanlığın çıkış yerinin derinliklerine doğru, karanlığı aydınlatma azmi ile metre metre ilerliyor.  


MAHİR RAMAN