"Beterin beteri varmış ana." Mikail Kırbayır 17 Mayıs günü Berfo Ana Anıtı önünde bu sözü söylerken Cizir'de, Sur'da, Silopi'de, Nusaybin'de ve hatta tüm Kürt illerinde yaşanan katliamların acısıyla sarsılıyor, kendi acısını "beter" diye tanımlıyordu. Beter bir acıydı, kardeşi kaybedilmişti. Bugün bebeler analarının kucağında, analar çocuklarının gözleri önünde öldürülüyordu da ölüleri kurda kuşa yem ediliyordu, yerlerde sürükleniyordu. Dünya daha güzel olsun diye onca uğraş onca bedel ortadayken beterin beterine çıkıvermişti yollar. 

Beter bir acıydı, kardeşi kaybedilmişti. Cemil Kırbayır 13 Eylül 1980’de Kars Göle'de evinden gözaltına alınmış, piyade tugayı ve Kars askeri gözetimevinde ve sorgu merkezi haline getirilmiş olan Dede Korkut Eğitim Enstitüsü'nde sorgulanmış ve sorgu sırasında ağır işkenceyle katledilmişti. Tarih 8 Ekim 1980. Ailesine ‘elimizden kaçtı, yakalayamadık’ diye açıklama yapılmış, bu yalan tam 31 yıl boyunca tekrar edilmişti. Şubat 2011’de Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile TBMM İnsan Hakları İnceleme Alt Komisyonu kurulmuş, komisyon 350 sayfalık bir rapor hazırlamıştı. Raporda ‘Komisyonumuz; Cemil Kırbayır'ın gözaltında iken işkence gördüğüne, bu işkence sonucunda hayatını kaybettiğine ve cesedinin ölümüne sebebiyet veren sorgulamaları yapan kamu görevlilerince ortadan kaldırıldığına inanmaktadır’ denmiş ve Emniyet, MİT ve Sıkıyönetim Komutanlığının o dönemdeki görevlileri ve yetkilileri hakkında Kars Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak, elindeki tüm belge, bilgi ve beyanları Başsavcılığa ulaştırmıştı. Cemil'i işkenceyle sorgulayan ve ‘firar etti’ diye sahte tutanak tutan polislerin, dönemin emniyet, askeri ve MİT yetkililerinin açık kimlik ve adresleri ile beyanları ve Cemil'in işkencede öldürüldüğüne dair sekiz tanığın beyanları bu raporda mevcut. Ancak raporun ve suç duyurusunun üzerinden geçen beş yıla rağmen suçlulara halen dava açılmadı ve Cemil bulunmadı. 

Berfo Ana tam otuz üç yıl oğlunu aramıştı. Son günlerinde dilinde bir çığlık olmuştu Cemil. "Bana Cemilim’i bulun! Bana Cemilim’i bulun! Bana söz verdi Kenan Evren, niye bulmadı! Erdoğan ben bulacağım dedi, hani nerede!" Cemil'i bulmadan ölmemek için dört elle sarıldığı hayattan 105 yaşındayken 21 Şubat 2013’te ayrılırken gözleri açık gidiyordu. Bedeni gidiyordu ama elleri suçluların yakalarında kalıyordu. O eller sadece Cemil için değil "kimse çekmesin bu acıyı, bu acı çok zor!" çığlıklarıyla tüm "ana kuzuları" için hesap soruyordu.

Ankara Çankaya'daki Berfo Ana Parkı 19 Kasım'da, aramızdan ayrılışından dokuz ay sonra açılmıştı. Heykeltraş Metin Yurdanur'un belli ki yüreğiyle hissederek yaptığı anıtta, Berfo Ana'nın oturduğu yerden kollarını öyle bir kaldırışı, öyle bir tutuşu var ki boş bir fotoğraf çerçevesini, canlanıp "Bana Cemilim’i bulun!" diye çığlık atacağını sanıyorsunuz. Karşısında dururken ne yorgunluk ne yılgınlık kalıyor insanda. Berfo Ana bir heykelken bile, kararlı ve güçlü durmanın ne demek olduğunu gösteriyor. 

Hasan Ocak'ın 21 Mart 1995 tarihinde kaçırılması, işkence edilerek öldürülmesi ve 17 Mayıs'ta kimsesizler mezarlığında bulunması mücadelesinin enerjisiyle bir araya gelen kayıp yakınlarının katılımı ile gerçekleştirilen 1. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı’nda, 17 -31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası olarak ilan edilmişti. Hafta bu yıl, Adalet Bakanlığı önünde yapılan bir basın açıklaması ile kayıpların bulunması ve adalet talebi ile başladı. O günden bu yana kesintisiz olarak mücadeleyi sürdüren kayıp yakınlarının talebi ortak "kayıplar bulunsun hesap sorulsun". Ancak Cemil Kırbayır'ı öldürdüğünü kabul eden devlet halen kemiklerini saklıyor, katilleri koruyor. Yetmiyor beterin beteri yeni katliamlara imza atıyor... İlla hesap sorulacak, illa suçlular cezalarını çekecek ama belli ki yolumuz uzun, çetin. Ancak azimle, kararlılıkla ve illa ki güçlü bir mücadeleyle hesap sorulabileceğini, acıları sonlandıramasak da katilleri cezalandırabileceğimizi Plazo De Mayo annelerinden biliyoruz.